kestane

1 /
uur uur
aslında masum bir yiyecektir ancak türk halkını yaratıcılığından payını almıştır ve değişik egzantrik anlamlar yüklenmiştir, bakınız: kestaneyi çizmek.
azwepsa azwepsa
kirpi gibi, yeşil, dikenli bir meyvanin içinde ikişer üçer adet bulunur. dikenleri pek fecidir. ele batar, kafaya düşse acıtır, saplanır, kanatır. dikkatle elle tutulup toplandıktan sonra ayakkabıyla sert zeminde ezilerek dikenli kabuğu parçalanır kestaneler çıkarılır.

(bkz: at kestanesi)
excalibur excalibur
mikrodalgada pişirilince ayrı bir güzel olan,
çizmek ve çizdirmek fiilleriyle yanyana kullanılınca olayı yaşayan açısından oldukça nahoş- dinleyenler açısından ise oldukça komik olarak algılanan
sebze mi meyve mi olduğu tartışma konusu olan hayvan..
devil devil
haşlanmışının ayıklaması işkence olan meyve. kabuğunu ayırması zordur. kabuktan sonra içindeki zar kısmını da ayırmak gerekir çünkü zarla beraber kestaneyi yiyince ağza acılık gelir. işin kötüsü o zar kestanenin içine iyice girmiştir, soymaya kalkınca kestanenin yumuşak gövdesi dağılır, paramparça olur. o kadar uğraştıktan sonra kestanenin tatsız çıkması ise iyice sinir bozar, dellendirir. işin tuhafı bu kadar zahmete rağmen yine de sevilerek yenilen bir meyvedir. hatta kış gecelerinin karakteristik özelliği haline gelmiştir. "eskiden bööle petekler yoktu evlerde, sobamız vardı bizim" diyen eski insanlara "bak ne güzel ısınıyoz şimdi kaloriferle" diyince sobanın yararlarıyla ilgili öne sürdüğü ilk sav "sobada kestane kızartırdık biz, koy bakalım kalorifer peteğine olcak mı?" olur. bursa'nın şeftalisiyle beraber ünlü meyvelerindendir. bursa'ya gezmeye gelenler genelde evlerine geri dönerken kestane şekeri alırlar. böyle yapan insanların evdekileri çok sevindirdikleri isviçreli bilim adamları tarafından ispatlanmıştır.
1 /