komşulardan nefret etme sebepleri

hu kusu hu kusu
istanbul un kalabalık ilçelerinden kalabalık mahallesinde yaşayan biri olarak semtimi değiştirimeyi düşündüğüm bu günlerde buna neden olan olayları şöyle belirteyim.

balkonda mangal yakılmaz.
çocuklar sokakdan bilyeli ile kaymaz ( bir gram ses yok yokuş aşşaşıya çıkan o sesi düşünün)
elektirik faturası geldiği zaman faturalar kutusuna konur yere atılmaz
sabah 10 dan önce matkap çalıştırılmaz mümkünse 19 den sonra matkap çekiç sesi gelmez
asansörsüz bir yapıda oturuyorum merdivenden ayağında takunya varmış gibi inilmez koşarak inilmez
balkondan balkona konuşma yapılmaz balkonda edeple oturulur fazla ses yapılmaz.

özellikle belirteyim evim içinde televizyonun sesi asker gazinosundaymış gibi açılmaz.

komşuluk hakkı denilen birşey vardır. yazın elinde kuran camiye koşan insanların sadece cahillikleri insanı şükür sebebi ettiriyor.

birgün medeniyetin göbeğine olmasada birtarafına taşınmak için can atıyorum.
the red queen the red queen
sürekli pisliğini balkondan silkelemesi. kamera sistemi kurup kayıt edeceğim ve mahkemeye vereceğim. artık hapis cezası mı alırlar, tahliye mi edilirler, orası mahkemeye kalmış. defalarca uyardım, anlamadılar. peşini bırakıp sineye çekeceğimi sanıyorlarsa aldanıyorlar. tek yapacakları "kusura bakmayın, bir daha olmaz. özür dilerim." demek ve tekrarlamamak. onun yerine yüzsüz yüzsüz silkelemediğini iddia ediyor evin öküzü. zaten kabahatini anlayacak kapasite olsa yapmayacak büyükbaşgiller, benim naifliğim medeni davranış beklemek.

not: evet, balkondan bir nane silkelemenin kanunda yeri var. komşuluk hukukuna göre kabahate giriyor ve 3 aydan 3 yıla kadar hapis cezası var. belediyenin apartmana yazacağı ceza da cabası. yetmez deniyorsa da tahliye kararı aldırılabiliyor. uğraşma hevesinize bağlı.
eski çaçalardan mehtap eski çaçalardan mehtap
hayattan yersiz ve zamansız bir zevk alıp iki güne bir partilemesi.
canım sıkılıyor hadi tüm arkadaşlarımı çağırayım da hepimiz şen kahkalaramızı birbirimize çarparak günümüzü gün edelim kafasında benim komşum, canım komşum.
yeri gelir güzel gülüşüyle uyandırır, bazen duygularını öyle yoğun yaşar ki kavga ettiği zaman naklen yayın yapar, derdi tasası neyse bilmeden de olsa benimle paylaşır.
hele gece bir buçuk gibi tabak çanak yerleştirmesi yok mu, sanırsın tencereyle bir husumeti var, düşmanı savurur gibi savuruyor tencereyi dolaba.

git başımdan özlem abla ben gerçekten sana göre değilim :(
soğanınağlatamadığıadam soğanınağlatamadığıadam
(bkz: alt komşu)
balkona astığım çarşafı, gözümün önünde çekip (zar zor), aşağıya atması.

nefret etmekten ziyade, çok hoş bir dayak sebebiydi. komşumuzun babası olduğunu, hafiften sıyırmış olduğunu yalvar yakar anlatmaları üzerine kurtuldu. inanmadım, nefretim hala sıcak.
gone gone
üst katta 3 kedi meydan muharebesi yapıyor sanki. bu nasıl bir şeydir be. komşu nefreti edinmek istemiyor bünyem.
ljiljani ljiljani
şu karantina günlerindeyken zar-zor ders çalışmaya çalışırken üst katta tepiniyorlar. adam türkü söylüyor eşi "ohh ohh yandan" diyor. eşek kadar olmuş kızı "kıvır anne kıvır" diyor. bunlar yetmiyormuş gibi anneanneleri de alkışla ritim tutuyor. şu sınavlar bir bitsin gece gündüz son ses müzik dinlettirmezsem size bende ljiljani değilim.
garson parçası garson parçası
balkonda içtikleri sigaraları kül tablasına atmak yerine aşağıya atıp, penceremin önündeki tek manzaram olan çimenleri izmaritten görünmez hale getirmeleri.