köpeğime iyi bakın diyerek kendini asan öğretmen

house md house md
senelerdir atama bekleyip artık daha fazla bekleyemeyeceğini düşününce kendini asıyor demek ki insan:



yazık!... insanları 32 yaşında intihara sürükleyen zihniyete yazıklar olsun!
taliyoldangelipanayoldakiarabayayolvermeyentraktör taliyoldangelipanayoldakiarabayayolvermeyentraktör
keşke denk gelmeseydim dediğim yeni türkiye'de sıradanlaşmaya başlamış başka bir haber.

ingilizce bilmeyen bir adamın yönettiği ülkede, bir ingilizce öğretmeni atanamadığı için intihar ediyorsa biliniz ki o ülkede bir şeyler ters gidiyordur..

torpili olmadığı için atanamayan halil öğretmen, bu durumu gururuna yediremeyip hayatına son verirken aşırı ultra müslüman akpliler ve dalkavuklarının sülalesi torpil ile hayal edemeyecekleri pozisyonlara atanabiliyorlar..


(bkz: ortamlarda kul hakkı yemiyoruz dersin kim bilecek)

http://www.diken.com.tr/akpnin-super-burokratlari-birden-fazla-kurumda-yonetici-ve-danisman-16-isim/

http://www.diken.com.tr/danistay-baskaninin-kizi-bir-gun-elazig-uc-gun-yargitay-hakimi-simdi-bestepede/

http://www.diken.com.tr/yer-saglik-bakanligi-konu-liyakat-ust-yonetimde-bir-muzik-ogretmeni/

http://www.diken.com.tr/bakan-yilmazdan-esini-enstituye-atayan-rektore-bir-liyakatli-olan-o-mu-vardir/
simone cecile simone cecile
daha bir kac gun once iş bulamadığı için intihar eden genç bir mühendis arkadaşın haberini okumuştum.şimdi de bu.ve bilmediğimiz niceleri.
ülkenin her ili liseden bozma üniversitelerle dolu.her yıl yüzlerce mezun var ama istihdam alanı yok.üretim yok.ve geriden durmaksızın genç nüfus geliyor.
sonumuz iyi olur umarım.
aklınıpeynirekmekleyiyenkarpuz aklınıpeynirekmekleyiyenkarpuz
çok üzgünüm çok. .
olayı devlete sırt dayamak gibi gören arkadaslara da demek istediğim var;
bakın arkadaşlar kendimden örnek vereyim, lisans diplomamı alalı 2.5 yıl oldu, lisans okurken farklı bir alandan önlisans diploması aldım, çoğu arkadaşlarım gibi kafe, bar gezmek yerine haftanın 5 günü dil kursuna gittim hem ingilizce hem almanca sertifikam var. gittiğim diğer kurs ve seminerleri anlatmıyorum bile. yüksek lisansımın son yılı ve bu 2.5 senede is görüşmesi için gittiğim ofisler max 800 lira teklif etti. neden mi? ben girmesem başka birisi mecbur girecekte ondan. en son görüşmeye giderken yol parasını istemeye utandım. oysa ki utanması gereken insan ben değilim. neyse iş diyorduk, başvuru şartlarından birkaçı şöyle 25 max 30 yaş arası, üniversite mezunu! ... kullanmayı bilen bilmem ne bilmem ne... randevu oluşturmak için aradıklarinda tecrübe sahibi olmadığımı üstüne basa basa belirttim çünkü boşa gidecek 1 lira bile benim için önemli. neyse sonuçta bizlerle görüşecek yetkilinin bizden haberi bile yok, bir program kullanmayı bilmenin alım sebebi olacağını söyledi, ilanda yazmıyor deyince unutmusuz! dedi. kısaca devlete sırt dayama hayalini bırakıp özele yonelin diyenler özelde durum daha vahim.
yapmasaymıs, etmeseymis diyen arkadaşlar tr şartlarında işi olan veya geçim sıkıntısı yasamayacak şekilde bir hayata sahip olan şanslı kişiler olabilirsiniz. ama 30lu yaşlara gelip her gittiği yerden eli boş dönen, dışarda bazılarının garsona bahşiş diye bıraktığı parayla idare etmeye çalışan, bir bardak çaya 3 lira verecek durumu olmadığından arkadaşları ile buluşamayan ve en acısı insanların ee noldu senin iş sorularından bunalıp kendini eve kapatan ve dayanamayıp kendini öldüren insanlara siz arkanızı dönemezsiniz. kesin başka bir sebebi vardır insan kendini is yüzünden öldürür mü demeyin. bu türkiyenin gerçeği bunun önce kabul edilip sonra bir şekilde çözülmesi gerekiyor.
siz sanıyor musunuz bu intihar olayları artmayacak? 81 ilin 81 inde üniversite varken, mezun sayısı her geçen gün artarken durum hiçte iç açıcı değil..

içim acıyor öğretmenim; sana, kendime, atanamayan/ iş bulamayan yüzbinlerce gence üzülüyorum. .
azrailin regl donemi azrailin regl donemi
ah be kardeşim, yeter amk yeter artık!

bu bozuk sistemine soktuğumun memleketinde ne atanmak ne de düzenli bir şekilde çalışabilmek mümkün değilken neden halen üniversitelere öğretmen adayı olarak gidersiniz ki? yazık günah değil mi be kardeşim?
eğer öğretmen olmak için gidiyorsanız üniversiteye bilin ki en az 5 yıl atama bekleyeceksiniz! bunu bile bile halen yapanları anlamıyorum ulan ben!


bakınız bu problem nasıl patlak verdi..


emeklilik yaşı 65 yükseltildi, eski sistemden girişi olanlar ise 50de emekli olacakken olmayıp direnip 60a kadar koltuğundan kalkmıyor. diğer yandan genç nüfus arttı ve yeni üniversite mezunu genç çoğaldı. bu sayede boşluklar açılmadı bir türlü. bu olanlara paralel olarak sanki mezun olanların işi hazırmış gibi onlarca yeni üniversite açıldı. bu da yetmezmiş gibi yılda örnek veriyorum 50 bin öğretmeni atarken 100 bin öğretmen mezun ettiler. denetimli bir sistemimiz olsa, yıllık atamaya göre öğretmen adayları sözde ün-veren-sitelere yerleştirilirdi ama yok, öğretmen olmak isteyen herkes rahatlıkla puanı yettiği gibi ün-veren-sitelere yerleşti. işbu mevzu sonucunda yüzbinlerce öğretmen adayı kpss sınavlarına sustalı bir maymun gibi girip durdu, kendi paramızla ve eğitimimizle rezil olduk. sınavı kazananlar da atama bekledi 2-3 yıl. düşünün yani, sınavı kazanlara bile boşluk açamayan bozuk bir sistem.

brokoli cumhuriyeti!


bu olay örgüsünü az çok biliyorsunuz hepiniz aptal değilsiniz. peki neden halen öğretmen olmak için ün-veren-sitelere gitmeye çalışıyorsunuz? görüyorsunuz işte kardeşim, bu ülkenin genç kanlara öğretmenlere ihtiyacı yok. çünkü olsa dahi eğitim bir arpa boyu ilerlemeyecek.

bu ülkenin işini iyi yapan sosyologlara da ihtiyacı var. yenilikçi projeler üretebilen mühendislere ihtiyacı var.

ün-veren-site dememin de sebebi açık. saçma sapan bir şekilde hazırlanmış anlık bir sınavı başarıyla veren her insan bu binalara giriyor ve 4-5 yıllık ezbere eğitimi alıp çıkıyor. sonuç? 4 yıl önce hiç bir şey hakkında bir tek fikri olmayan bir çocuk ezbere eğitimini diploma denen o kağıt parçasıyla tasdikleyip adına öğretmen, mühendis, psikolog dedirtiyor. yetenek sınavı yok, sözde akademik olan sayfaları ezberle ve sınavlarda ver.


sonuç: yüzbinlerce mezun ama işini yetkin bir şekilde yapamadığı için tecrübeli olmasını isteyen işletmeler. teori var, pratik yok. bunun adı eğitim değildir. sadece öğretim demeniz gerekir artık.



ve geriye kalan ise, sadece "tüh yazık, başımız sağolsun, ahmet öğretmenler ölümsüzdür" diyen bir toplum.


ben de üzgünüm dostlar, büyük kaybımız olan eğitim için..
metrodakikemancı metrodakikemancı
hayatını mesaja çevirme örneğidir.

öncüleri arasında gandhi'nin yer aldığı açlık grevi ve ölüm orucu gibi eylemlerle tanık olunan tarihsel örnekleriyle birlikte ele alındığında insanlık açısından kendisinden çok biz geride kalanlara "utanç" ve "sorumluluk" bırakmasıyla şekillenen bir eylem biçimi bu. eylem sözcüğü sizleri yanıltmasın ideolojik ve siyasi bir içerik ihtiva etmeyebilir ki aslında öyledir. zira hak arama gibi toplumsal itiraz ve isteklerin dile getirilmesi gibi sivil toplum örgütlenmesinin suçlaştığı ve kriminalize edildiği, önemsenmediği ve dinlenmediği anlarda bu eylemler vasıtasıyla ancak bir soruna dikkat çekilebileceğine karar verilebilir. toplumsal çatışmaların en çok yaşandığı günlerde gandhi yaptığı açlık grevleriyle samimiyetini ve çıkarsızlığını sözlerin ötesine taşımış, başarılı da olmuştu.

türkiye'de de şuanda sorunların ayyuka çıktığı bir dönemdeyiz. fakat her itiraz bölücülük, bozgunculuk, ayrıştırma ya da marjinal gibi tanımlamalarla öteki ve suç haline dönüştürüldü. birisi problemi olduğu zaman "cumhurbaşkanımızdan rica ediyoruz" diyor. zira tüm ülkenin en ince detaylarıyla bir kişi ilgileniyormuş gibi. aynı şekilde toplumsal katılımın ya da dönüşümün salt seçimler vasıtasıyla oluştuğu gibi bireyi, sivil toplumu, örgütlenmeyi anlamsızlaştıran ideolojik bakış açısı altındayız.

insanlar suçsuz olduklarını biliyor, fakat bunu hiç kanıtlayamıyor.
insanlar haklı olduklarını biliyor fakat bunu ifade edemiyor.
insanlar acı çekiyor fakat çözüm üretemiyor.
insanların ihtiyacı var fakat karşılayamıyor.

tüm bunları yapamadığı gibi sesini her çıkarttığında bir takım tehlikelerle karşı karşıya olduğunu biliyor, görüyor. mevzusu sadece atanmak para kazanmak mı? bence değil, onur, vicdan ve adalet...

"iyi o zaman her dertlenen assın kendini olur mu öyle şey" denilebilir.

onur ve adalet arayışı/savunması anlayanlar, önemseyenler için ekmekten de değerlidir.

şimdi biz geride kalanlar, canını feda ederken köpeklerini düşünecek ve sadece onlar için istekte bulunacak kadar zarif bu insanın ölümünün utancıyla yaşamaya devam edeceğiz. bu da bize dert olsun.
ay zeytin gece ay zeytin gece
birkaç sene evvel her ilde üniversite olmasının çok iyi ve eğitim adına büyük bir avantajmış gibi empoze ettiler. evet yaptılar bunu. kimse de çıkıp demedi topuğumuza sıkıyoruz diye. artan kontejyanlardan hiç bahsetmiyorum bile.

çok değil birkaç sene. birkaç sene sonra bu ülkede doktorlar bile atanamayacak.
diş hekimlerinin ve eczacıların atanması zaten problemken kısa zaman sonra garanti meslek denilen tıbbın bile bitirildiğini göreceğiz.

bunu yazmayacaktım.

birkaç gün önce haberi görüp sinirlendim ama şimdi daha çok sinirliyim. diyanet, tek başına diyanet 9.500 kadro açıyor. bakın bu büyük bir rakam. tüm ülke geneli 4 bin küsür gibi bir sayı söz konusu iken diyanet tek başına 9.500 kişilik atama kontenjanı açtı.


2 gün öncesinin ilanı. buyrun:
www.kamubulteni.com
ez li vir im ez li vir im
bu ülkede 30 yıldır yaşıyorum, türkiye'nin kaşarı oldum sayılır. liselilerin görmediği yılları da hala hatırlar, adım adım nasıl boka battığımızı da bilirim. gözümü açtığımda tayyip yoktu yani. o yüzden ne tayyip'in "bizden önce ekmek karneyle dağıtılıyordu" nutuklarını yerim, ne de kemalistlerin "buralar eskiden hep norveçti" nostaljisini. ikisine de baştan kemiksiz bir "hassiktir" çekerim...

benim çocukluğumdan beri net gördüğüm bir şey var, yeteneksizi ve çirkini ödüllendiriyoruz biz. yani en basitinden okul sıralarını düşünüyorum, adam önceki gün sarkıntılık yapıyordu yada ne bileyim birisini feci şekilde dövüyordu ama ertesi gün öğretmen onu göklere çıkartıyordu. bunu gören efendi takılan tayfa da "demek ki böyle oluyormuş" diye kendisini bozuyordu. ben ortaokulu yılmaz büyükeren'in kurduğu chp-dsp eğilimli akedemisyenlerle şehrin zenginlerinin çocuklarının gittiği bir kolejde burslu olarak okudum. minyon tipli ve etine dolgun bir öğretmenimizin arkasından uçkur çözen bir vatandaşın-muhtemelen biz olmasak tecavüz edecekti- hala okulumuzun "zeki ama çalışmıyor kerata" sınıfından bir öğrencisi olmaya devam ettiğini gördüm. normal bir okulda pembe dosyayı eline vermeleri gerekirdi halbuki. hadi orası özel okuldu diyelim, daha sonra prestijli bir anadolu lisesinde okudum. orada da durum üç aşağı beş yukarı aynıydı. bazı vatandaşlar istedikleri her boku yiyor ama gene de takdir ediliyorlardı. yani sen çalışıyordun o ayki dersane sınavında birinci oluyordun, "inek" oluyordun. o yapınca "hem sosyal hem çalışkan" oluyordu. sen "demek ki böyle olmuyormuş" diyip efendi takılmaktan vazgeçiyordun, haylaz hatta terörist muamelesi görüyordun. ez li vir im de çok bitirim oluyordu. ama onlar yapınca gene "ahaha kerata" oluyordu. hiç sütten çıkma ak kaşık rolü yapacak değilim, bitirim olduğum doğrudur. yani gene de sabah allah kitap diyip, akşam eli oğlan götünden ayrılmayan bir adam olmadım mesela. ama bunların gördüğü "sempatik kerata" muamelesini de görmedim kimseden. benzer bir çifte standart lisemizin ülkücülerine karşı da vardı. biz birkaç solcu toplanıp "çav bella" söylesek terörist oluyorduk ama adamlar okula silahla geliyordu, kimsenin gıkı çıkmıyordu. yani biz her alanda çirkin olanı yücelttik ve övdük. niye böyle yaptık o ayrı konu ama resmen teşvik ettik kötüyü. sonuç, özel üniversitede hukuk okuyan bir ülkücünün ceren damar'ı öldürmesi. ne ekersen onu biçersin, şaşırıyoruz bir de...

bunun atanamadığı için intihar eden bu çocukla ne ilgisi var? çok ilgisi var!

maalesef bizim liyakatımızın canına kıyarken bile köpeğini düşünecek kadar hümanist olan bu gence reva gördüğü bu işte. halbuki insanca yaşamak yerine lisede reyisçilik oynasaydı, dizilerde gördüğü pusuları taklit etseydi, sınıf geçirmeyen asistanını öldürseydi, tacizci tecavüzcü olsaydı bunların hiçbiri başına gelmeyecekti. en kötü polis yapılacağını hepimiz biliyoruz.
denizin köpüğü denizin köpüğü
sistemi değil de özel sektör ile devlet çalışanları arasındaki çalışma saatlerini, hakları, durumları sorgulamaya ve tıpkı sistemin istediği gibi onda neden olsun diye kazanılmış hakları devlete götü dayamak olarak nitelendiren insanları gösteren bir ölümdür.

bir hükümet iş konusunda arz ve talep dengesine uygun liseler, üniversiteler açmadığı sürece bunlar olacaktır. balık baştan kokar; puanının elverdiği bir üniversiteye yerleşirsin ve doğal olarak mezun olduğun bir bölüme uygun iş için tırmalarsın.

neden ortaokullar, liseler sürekli birer yıl daha artıyor?

üniversitelerin kuruluş amacı başlangıçtaki amaçta değildir, artık üniversiteler kuruldukları illerdeki ticari
hayatı canlandırma ve artan üniversite eğitimi talebini azaltma temel amaçlarıyla kurulmuşlardır. ister ekonomik, ister siyasi bu duruma alet olmak insanların suçu değildir.

öğretmenim belli ki hassas bir insanmış. kaç defa kpss ye hazırlandığını, neler yaşadığını ve 32 yaşında olmasına rağmen toplumun kendisinden beklenenleri yerine getiremediği durumlar için incinmiş kırılmış. bunu ne ezik şu öğretmen milleti ya olarak nitelendirenleri cehaletine havale ediyorum. umarım orada boğulursunuz.
albia albia
beklemek, insanın önce umutlarını sonra hayatını elinden alıyor..
tabi bu bekleme esnasında çevre de çok mühim..kişiyi değersizleştirip daha da mahvediyorlar.

haberi okurken aklıma gelen şu oldu:" mesleklerimiz, isimlerimiz, memleketlerimiz değişiyor.."
umutlar aynı, hayaller aynı ve maalesef acılar aynı..
iki güne unutulacak bir haberiz yani.

bu yazıyı okuyanlardan minik bir ricam var.. lütfen etrafınızda sizi değersizleştiren, cehaletiyle övünen ve "okudun da ne oldun? " diyenleri hiç ama hiç umursamayın..en başta hayatınız sonra siz çok değerlisiniz hatta en değerli sizsiniz..

bu yazdıklarımı bu süreci yaşayan biri olarak yazıyorum..evet çok zor, evet çok üzücü ama bir şekilde atlatılacak.