kürk mantolu madonna

1 /
legolas legolas
sabahattin ali'nin aşk ve hayat konularını farklı bir pencereden yorumlayarak yazıya döktüğü unutulmaz romanı. sözkonusu roman yapıkredi yayınları tarafından yayınlanmaktadır.
“bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılınabilirmiş…”(s.131)
legolas legolas
"kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca.. kollarıyla bizi sarar.. süngümüzü düşürür.. sorgulamadan peşlerinden gideriz.. ve hiçbir zaman pişman olmayacağımızı biliriz" arka kapak alıntısından
knight knight
"her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum 'kürk mantolu madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum." kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. kollarıyla bizi sarar. sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran sabahattin ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor. (arka kapak)
julien julien
"insanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı.... bir de ben bu halimle
kalkip başka bir insanin kafasinin icini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adami bile, insani hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkinda hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkinda söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldigimiz insan hakkinda son kararimizi verip gönül rahatiyla öteye geçiveriyoruz?"

bir günde hiç kalkıp usanmadan okuyabileceğiniz; her sayfasında bunu bir yere not almalıyım türünden hezeyanlar geçireceğiniz sayılı türk romanlarından biridir.
clementine clementine
kitabı ilk elime aldığımda, adıyla bende hafiften bir bunaltıya sebep olan ve kenara koyduğum, sonra elimde okuyacak kitap olmadığında zorunlu olarak okumaya başladığım ve aynı gün bitirip, "ben neler kaçırmışım" dediğim muhteşem bir eser.
twinkle twinkle
sabahattin ali'nin 1943 tarihli enfes romanı. kitabı açıklamaya başlamadan önce sabahattin ali'den
biraz da olsa bahsetmek isterim.

sabahattin ali, kitaptaki önsözde de belirtildiği gibi, talihsiz bir yaşamı noktalayan trajik ve gizemli bir ölüme sahip. önyargı sayılabilecek bir düşünceye göre sait faik'in tam tersidir sabahattin ali. aynı düşünce sait faik'i bireyci düşüncenin öncüsü olarak addederken, sabahattin ali'yi ise toplumcu düşüncenin öncüsü olarak gösterir.
şüphesiz ki bu saçma bir genellemedir; keza çok uzun süredir ürün veren iki ustanın yapıtlarından bu düşünceyi çürütebilecek pek çok örnek bulunabilir.

kitap ise romandan daha çok uzun hikayeyi andırıyor. öyle cümleler içeriyor ki, her biri ayrı ayrı cite(türkçe kullanamadım özür) edilebilir, öyle tasvirler içeriyor ki gözler kapanınca kafada belirebilir. bu kitabın konusunu özetle aktarmanın becerim dahilinde olmadığını düşünüyorum ve bu işi kitabın arka kapağına bırakıyorum:
"kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. kollarıyla bizi sarar. sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.". işte bu şekilde tutkulu bir aşkı anlatıyor kitap, herkesin sahip olmak için çok şeyini, kaybetmemek için ise daha çok şeyini verebileceği bir aşkı...
kısacası okunası bir kitap değil, okunması gerekli bir kitap. hiçbir şey için değilse, türk yazınının ne kadar güzel eserler verebildiğini görmek adına veya maria puder'ımızı bulmak adına...

bonus track: bu vesileyle hayatında ilk defa gördüğü bir insanın doğumgününü kutlamak inceliğine sahip, bana bu enfes kitabı hediye eden peaceramon abime de çok teşekkürlerimi sunarım.
nyks nyks
inanılmaz bir kitap, ismini gördüğümde bir arkama yaslanıp, kitabı hatırlayıp gülümsememe sebep olmuştur an itibariyle. derin bir nefes aldım üzerine, tadı damağımda kalmış o denli harika bir edebi eserin anladım ki kısa süre içerisinde bir kere daha okuyacağım. sabahattin ali nin yazı diline hayran kalma sebebim. bilmeyenlere şiddetle önerdiğim kitap. tanımlayacak sözüm yok bu kadar kaliteli bir romana. okuyun, anlayın değerini. çok şey kaçırmış olabilirsiniz, çok önemli bir bakış açısını aşka karşı.
stay away stay away
sabahattin ali'yle tanışmamı sağlayan enfes aşk romanı. sonu çok hüzünlü bitmektedir, ağlamamak için insan olmamak gerekir. aşkın anlamını ne olduğu öğrenmek isteyenler için iyi bir örnek teşkil eder.
pitipiti pitipiti
sabahattin ali'nin eseri. kitabın sonunda insanın içinde buruk bir acı kalır. sabahattin ali'nin yeni dünya isimli öyküsünde de buna benzer bir duygu yaşar insan fakat kürk mantolu madonna'nın ayırt ediciliği romanda anlatılan kişinin bir aşk uğruna hayatını nasıl söndürdüğüdür. pek çok insanın yapmaya cesaret edemeyeceği kadar yoğun, acı verici, yalnızlığın tam da ortasında duran bir aşkın inatla söndürülmeyeceğidir. bir insanın emek vererek yarattığı bir aşkı, o zamana kadar içinde saklı tuttuğu ve yıpratmadığı - masum kılabildiği - hislerini tek bir kişiye vermek ve o kişiyi kaybettiğini düşündüğünde bile bunlardan vazgeçmeyerek bıraktığı kişiden kopartmadan, kendi içinde yaşamak romanda; okurların satırların arasında durup düşünmeleri için güçlü bir anlatımla ve buruk bir şekilde yazılmıştır. bu romanın en güzel yanı, günümüzdeki çoğu ilişkilerden uzak olarak, emeklerin bazen bilinmemesine rağmen karşılıksız olmadığıdır.
madbrother madbrother
kürk mantolu madonna'yı , sabahattin ali'nin diğer romanı kuyucaklı yusuf'un hemen arkasından okuduğum için kafamda farklı bir yapı oluştu.

sabahattin ali kuyucaklı yusuf'da hayat konusunda kaymakamın ağzından şunları söylüyordu:
"hayattan bir şeyler almaya çalışma ya da ona bir şeyler vermeye çalışma.onu olduğu gibi kabul et.çünkü her iki çabanda hiçbir işe yaramıyor.yaptığın sadece kendini paralamaktan başka bir şey değil."

tabi bu sözlerin öncesi var.kaymakam düşünüyor hayatını.pek çoğumuza doğal gelecek bir hayatı var kaymakamın.evlenmiş ,çocuk sahibi olmuş.hayatı ev-iş-akşamları gittiği kahve ya da arkadaş sıhbetleri arasında monotonlaşmış.her erkek kadar kadın dırdırı çekmiş ,akşamları bir iki tek atıp içmekten başka da zevki yok.
kaymakam ölüyor.ve ölürken mutlu.çünkü hayattan bir isteği yok.ona ne verilmişse kabullenmiş ve başka bir hayat hayalide bunun için yok tabiki.başka bir dünya düşünemiyor.

kürk mantolo madonna'da ise raif efendi'nin yaşadıkları tam tersi bir duruma göz kırpmakla birlikte aslında yine ana konu ile benzerlik gösteriyor.maria'nın yine şans eseri raif'in karşısına çıkması kaymakam'ı haklı çıkarır bir söylem.fakat sabahatin ali bu karşılaşmayı ve sonrasını hayattan umudunu kesmiş biri için olağanüstü denilebilecek bir olay şeklinde anlatıyor.yani kuyucaklı yusuf'da sen ne yaparsan yap bu böyle gider havası varken , kürk mantolu madonnada tam tersi hayattan hiçbir beklentisi olmayan birisi için bile "farklı bir yaşam" olduğu tezini işliyor.

bana kalırsa bu iki romanda siyasi şeylerden çok sabahattin ali'nin kendi içsel yolculuğunun dışa vurumu.adeta iki romanda bir tez ve yarım bir anti-tez oluşturarak kendisini aşmayı başarmış.kitap harikulade.bu kitabı daha önce okumadığım için çok pişmanım.19 yaşındayım ve bu kitabı ortaokul yıllarında okumak hiç kuşkusuz büyük bir mutluluk olurdu.şu ana kadar okuduğum en iyi yerli roman diyebilirim.
1 /