la vie d adele

1 /
theartofmovie theartofmovie
aylardır beklediğim ve izlemek istediğim, bugün beyoğlu sinemasında nihayet izleyebildiğim izlerken beni sarhoş eden , duygu karmasasına sokan ve şüphesiz hiç unutamayacağım bir film oldu benim için. kısaca yorumlamak istiyorum bu cesur yapıtı.

henüz lisede olan adele’nin, cinsel yönelimini keşfedişini ve emma ile tanışıp yaşadığı tutkulu aşkı ve birlikte geçirdikleri bi kaç yılın sergilendiği realist bir başyapıt olarak değerlendiriyorum blue ıs the warmest colour'u(la vie d adele).yönetmen filmde ayrıntılara farkedilebilir bir önem vererek filmin dramatik havasını güçlendirmiş.
adele ve emma’nın ilk kez birbirlerini gördükleri sahnede kullanılan arka fon müziğiyse sizi bir anda o fransız caddesinin içine çekiyor ve herseyi biraz daha hissettirici kılıyor.ilk kez konuştukları sahnedeyse o kalabalık arasından sadece 2 kişiye odaklanmanızı öyle güzel sağlıyor ki sanki görünmez bir varlıksınız ve o clubtesiniz de emma ve adeleîn yanında hem onların tüm vücut dilleri, dudaklarındaki değişkenleri ve mimikleri yakalıyorsunuz hem de onları hemen yanıbaslarında dinliyormus gibi hissediyorsunuz.en unutamadığım sahnelerden birisi de çimlerin üstünde piknik yaparlarken emma'nın adele'e olan bakışı. emma'nın yüzüne güneş ışığı vururken bir yandan da mavi sacları ve mavi gözleriyle çekici bir uyum içinde adele'i dinlerken dudaklarında beliren o arzulu duruşu.

iki ailenin birbirlerinden farklı hayat görüşlerininde ustaca sergilendiği yemek sahneleri de ayrı bir basarı doğrusu.
filmdeki 10 dakikalık seks sahnelerine gelirsek, yönetmen bu sahneleri nesnel bilindik sahneler gibi değil de öznel bir ifadeyle sunuyor.onların birlikteliklerinde sadece fiziksel bir birliktelik, klasik bir seks değil dramatik duygulu bir aşk var.

film hazırlanırken emeği geçen herkese şapka cıkarıyorum.
erolborek erolborek
8.0 gibi yüksek bir imdb puanına sahip, afişinde yaş uyarısı olmasa da bazı eleştirmenlerce porno olduğu uyarısı yapılan film. oyuncuların "yönetmen bizi çok zorladı" türündeki açıklamaları, birinin yaşının küçük olduğu düşünülürse ahlaki bir kaygıyı da beraberinde getiriyor.





başka sinema kapsamında istanbul ve ankara' lı sinemaseverlerle yeniden buluşan film bir süre daha tartışılmaya devam edecek gibi duruyor.
erolborek erolborek
3 hafta peşinde koşup, sayesinde bir sürü başka filme girdikten sonra, en sonunda dün izleyebildiğim film.

çok fazla lezbiyen yok çevremde bu nedenle pek de gözlemleyebildiğim bir olgu değil.
bu noktadan sonra her şeyin bence parantezi içinde değerlendirilmesini rica ediyorum.

lezbiyen ilişkide cinsellik, kadın-erkek cinselliğinin karikatürize edilmiş halidir gibi bir izlenim bıraktı film bende. bakınız böyledir demiyorum. bilgim olmayan bir konuda film böyle bir izlenim bıraktı bende.
film çıkışı arkadaşlardan biri "lan bunlar iki kadının bedeniyle, kadın-erkek ilişkisini anlatmış; biri ev işleri yapıyor öteki artizlik!" dedi. eğer gerçek hayatta da bu biçimi ile yaşanan lezbiyen ilişki varsa, sadece cinsel enstrümanlar farklı, ayılık baki demek.
-"bu gece olmaz regl oldum" sahnesi ise beni benden aldı. bize de mi lolo lan cümlesi sanki bu diyalog için kurulmuş.
kadın-erkek ilişkisi propagandası yapacak değilim ama, östrojen/testesteron dengesi önemli imiş hayatta.
bu arada ayrılma sahnesininin kadın-erkek versiyonun düşünmekten alamadım kendimi, "neler olurdu" diye.
sırf adele' i oynayan kızın gülüşü için izlenir film bence.
uzman değilim. toplamda filmin eşcinseller tarafından eleştirilmesine bakarsak, bu meselede yanlış mesajlar vermiş diyebiliriz. ilişki denilen olguya değişik bir bakış, uzun ama sıkmayan akıcı bir film olmuş.
fortes fortuna juvat fortes fortuna juvat
dün "başka sinema" kapsamında izlediğim filmdir. filmde çok sade bir adele var. o kadar sade, o kadar doğal tasvir ediliyor ki özel olduğunu düşündüğü günlerde küpe takması bile hemen dikkati çekiyor. detaylar üzerinde durulmuş film, mesela ne zaman emma ve adele arasına kara kediler giriyor, o zaman emma saçlarını maviden sarıya boyatıyor. artık başka bir renge, başka bir aşka geçtiğinin kanıtı gibi.

kötü film değil kesinlikle ama altın palmiye alacak kadar iyi bir film de değil. yönetmen oyunculara oynadığınız karakteri vermek için abartın demiş, bu da doğallığı bozmuş. bir filmde sürekli bu kızlar gerçek hayatta nasıl insanlar acaba diye soruyorsan o film olmamıştır bence. mesela adele'nin yemek yeme sahneleri, allah aşkına öyle yemek yiyen kaldı mı. veya emma'nın entel dantel konuşmalarındaki abartı, adele'nin o ortamda kendine yer bulamayıp hizmetçiliğe soyunması. emma ve adele arasındaki uçurumların büyüklüğü. yönetmenin seyircinin gözüne sokayım kaygısından ötürü eğreti durmuş.

bir diğer konu filmdeki abartılı cinsellik, kimisi yazmış karakterlerin özümsenmesi açısından önemli falan. eğer oradaki iki kız yerine, iki erkek ilişkisi koyduğunda o sahneleri estetik durmadığı için çekemeyeceksen, o sahneleri koymayacaksın arkadaş.

sonuç olarak beklentilerin bir hayli altında ama iyi filmdir.
zekiçevikahlaksız zekiçevikahlaksız
iki arada bir derede bir film olduğu söylenebilir. öncelikle adele üzerinden verilen eşcinsel insan tercih yapmaz , bu onun istemsiz yönelimidir mesajı güzel, ergenlikten erişkinliğe geçiş güzel.sevişme sahnelerine gelecek olursak gereğinden fazla uzun tutulmuş , heteroseksüel seyirciye hitap eden ve ticari amaç güden sahneler.
-- spoiler --
o son bar sahnesinde adele'in mavinin elini apış arasına atışı , her ne kadar fransa gibi eşcinselliği daha normalleştirmiş bir ülkede yaşıyor olsalar da , olağandışı ve ticari amaç güden , sanki lezbiyenlerin ıssız adamı imajında bir sahne oldukça gereksiz.

-- spoiler --
filmin diğer bir güzel özelliği ise sinemada sürekli kötü yönünü , aşağılanan , dışlanan kısmını gördüğümüz eşcinselliğin yaşanabilir ve kabul edilmiş tarafını bize gösteriyor olması ve heteroseksüel bir insana dahi ortak bir his yansıtabilirliği orada yaşananla.
simone de beauvoir in çantası simone de beauvoir in çantası
gitmek için 3 haftadır uğraştıktan sonra dün beyoğlu sinemasında bilet bulabildiğim film.
yorumları okumadan gittiğim filmdi ama yorumları okuduktan sonra herkesin aynı şeyler düşündüğünü fark ettim.
başta cinsel kimliğini bulmaya çalışan kızı izledik,ardından ilişkileri olağan, alışkın olduğumuz ilişkiler gibiydi. ayrıldıktan sonra kızın girdiği ruh hali uzun süre bunu atlatamaması şu an içinde bulunduğum durumu hatırlattı.
benim en hassas noktamsın , cümlesi beni benden aldı. ööyle işte.
bu arada ikinci yarıda telefonunun alarmı çalan kız bendim (bkz:swh )
nastasya filippovna nastasya filippovna
festivalde bilet bulamadığım için ancak bugün, başka sinema kapsamında izlediğim film.

-- spoiler --

izlediğim en cesur filmdi desem abartmış olmam. kesintisiz 12 dakikalık sevişme sahnesi, kadın bedeninin estetiğine yapılmış bir övgüydü bence, genel kanının aksine ben hiç rahatsız olmadım. film o kadar gerçek ki, yemek yiyiş sahnelerinden kavga sahnelerine hayatın tüm doğallığı, kaba halleri seyirciye gösterilmiş. adele'in terk edildiği kısım, en etkilendiğim bölümdü, iki oyuncu da oyunculuk dersi veriyor burada adeta.

emma'nın sartre'ı idol alışı da boşuna değil. varoluşunu sorgulayan, özgürlüğünü her şeyin üstünde tutan bir kadın emma. adele ise onun karşısında bir öğrenci, bir çırak adeta; emma ile öğreniyor, eşcinselliğine alışıyor, okuldaki bağnaz arkadaşlarına karşı lezbiyen kimliği için direniyor. terk edildiğine bu sebeple aşırı tepki veriyor, "ben sensiz nereye giderim?" deyişi, emma'nın oluşturacağı boşluğu bilişinden kaynaklanıyor. adele için emma, bir yol gösterici, bir hayat rehberi.

filmin adına gönderme yapan mavi rengi sıkça görüyoruz insanlarda, eşyalarda, doğada... mavi saç, mavi oje, mavi giysiler, mavi deniz, adele'in mavi duvarlı odası, mavi nevresimlerle kaplı yatağı... hepsi birden güzel bir bütünlük oluşturmuştu.

filmde beni rahatsız eden tek şey, adele'in ağlarken burnunun akışını ısrarla bir mendille silmeyişi, sümüklerini yudum yudum içişiydi. açıkçası, sinemada estetiğe haddinden fazla kıymet verdiğimden bu sahneleri oldukça itici buldum. adele'in çekiciği sıfıra indi gözümde. fakat, hatunun pek güzel bir poposu var; söylemeden geçmeyelim.

sonuç olarak, la vie d'adele, altın palmiyeyi sonuna kadar hak eden, sıradışı ve akıllarda uzun süre kalacağı bariz olan bir film.

-- spoiler --
1 /