la vita e bella

1 /
heyiyaif heyiyaif
bazı filmler vardır; izlersiniz, çıkışta tek bir kelime bile etmezsiniz, sizi rahatsız edenin ne olduğunun adını koymaya çalışırsınız. film,aklınızın bir köşesinde gereksiz yer işgal eder, bir konuşma anında ya da başka bir vesileyle hah işte sorun buydu dedirtir. hayat güzeldir de bu filmlerden biridir. o kadar duygu yüklüdür ki trein de vie (hayat treni) izlendikten sonra sorunun adını koyar ve rahatlarsınız.
aksamustune dogru kis vakti aksamustune dogru kis vakti
başrollerini roberto benigni, nicoletta braschi, giustino durano'nun paylaştığı, orjinal adı "la vita e bella" olan; en iyi yabancı film dalında oscar kazanmış, 1997 yapımı harika bir italyan filmi. film romantik komedi tadında başlar ve kahramanlarımızın nazi kampına düşmesiyle beraber bir drama dönüşmeye başlar.
deepnot deepnot
7 dalda oscara aday olup, en iyi yabancı film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi müzik dallarında ödül alan, boğazda düğümlenmelere sebep olup tam gözlerden yaş akacakken kurtarıcı amerikan askerini görünce tepemi attıran çok abartıldığını düşündüğüm film.
piedra piedra
tekrar izleyip yine etkilendiğim film.en son sahnesi oturmamış gözükse de filmin atmosferi içerisinde bunu gözardı etmek mümkün.sevginin,çocuk saflığının ve oyunların yanında toplama kamplarının gerçeklerini yansıtabilmiş,üstün ırk tanımıyla dudakta trajik bir gülümseme bırakan filmdir aynı zamanda.

(bkz: iyi akşamlar prenses)
(bkz: sessizlik )
epitaph epitaph
çok fazla şey söyleyip işi anlamsızlaştırmaya girişmeyeceğim..
başlarında yüzünüze siz istesenizde istemesenizde bir tebessüm koyan, hatta yeri gelip de kahkahalarla gülerek bir ailenin oluşmasını izlediğiniz, ortalarından itibaren savaşın kendini göstermesi ve ailenin üstüne kabus gibi çökmesiyle sizin de kabusunuz olan film.
bir adam nasıl bu kadar düşünceli olabilir..
bir kadın nasıl bu kadar sevebilir..
bir çocuk nasıl bu kadar tatlı ve bir o kadar da zeki olabilir..
ve hayat nasıl bir anda bu kadar altüst olabilir..
sırf babayla oğulun diyalogları için bile izlenmeye değer. soykırımı(savaşı mı demeliydim) oğluna bir oyunmuş gibi anlatan babanın çabalarını gördükçe boğazda bişeylerin düğümlendiğini hissedersiniz. çaresizce oğlunun gözünde bambaşka bir dünya yaratır ve herkesi bu küçük oyununun içine dahil eder. ve bunu öyle güzel yaparki... peki bu oyunun sonunda kim kazandı?.. ya da bi kazanan oldu mu?...
1 /