levent gültekin

1 /
tracon tracon
hayatımızı mahvedenler, ölümüzün yasını tutar mı?

bu ülkenin çocuklarına esaslı bir eğitim veremeyen, görevini üstün körü yapan öğretmenler…
hastalarına gereken ilgiyi göstermeyen, onlara gereksiz ilaç yazan doktorlar…
rüşvet alan; haksız kazanca ve yetersizliklere göz yuman vergi ve denetim memurları…
“çorba parası” karşılığında görevini savsaklayan trafik polisleri…
gerçek habercilik yapmayan, iktidar üzerinde denetim işlevini yerine getirmeyen, grameri bile bozuk medya…
köşelerini ülkenin asıl sorunlarının tartışılmasına değil, tarafı oldukları ideolojilerin çıkarına kullanan gazeteciler…
memleket meselelerine tarafgir bir tutumla yaklaşan aydınlar, kanaat önderleri…
inşaat yaparken malzeme çalan, mimari zarafetten uzak, ülkeyi modern gecekondu mezarlığına çeviren müteahhitler…
işadamlığını marketçilik, restoran zinciri kurmak sana, daha çok para kazanmayı bu ülkeye kalıcı değerler katmaya tercih eden işadamları…
tbmm’de mensubu olduğu partinin askeri olmaktan ileri gidemeyen milletvekilleri…
iktidarlara yaptığı hataların cezasını ödetmeyen, takım tutar gibi parti tutan seçmenler…
güvenilir, ciddi, adil bir yargı sistemi kuramayan yargı mensupları…
ideolojik konularda şahin kesilen, ülkenin esas meselelerinde kumruya dönüşen asker…
ve en çok da… bu ülkenin idaresinden sorumlu olan iktidarlar…
hepsi, hepimiz el birliğiyle türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi haline getirdik.
ahlakımız yok. kişiliğimiz yok. işimize saygımız yok. çevremize duyarlılığımız yok. gözümüz paradan başka bir şey görmüyor.
çıkarımız konu olduğunda hiçbir değer, hiçbir kuralı tanımıyoruz.
işte, soma’da yüzlerce madenci hayatını kaybetti.
binlerce insanın hayatı karardı.
ulusal yas ilan ediliyor.
hani?
gerçekten ulusça yas tutuyor muyuz?
acılarımız sahiden ortak mı?
çalışma bakanı, soma’ya “sağlık nedenleriyle” gidemiyormuş! istifayı da düşünmüyor.
biri açıkça söylemeli: hiçbirimizin canının değeri yok.
sağlığın da, eğitimin de, barınman da, ulaşımın da, beslenmen de, psikolojin de… hiç kimsenin umurunda değil.
türkiye’de insanın değeri yok! hayatın değeri yok. çünkü burada yaşatılan, benimsenen, elden bırakılmayan bir değer yok!
hukuk, haysiyet, şeref, merhamet, kardeşlik, adam gibi, insan evladı gibi, saygın bir hayat…
ölürsün de kimsenin umurunda olmaz işte.
annen orada kahrolur.
evlatların, eşin, nişanlın… hepsinin kalbi paramparça olur.
sonra da usta bir lider… siyasetin galibi… türkiye’nin en güzide politikacısı çıkar “böyle seyler hep oluyor” der, konu kapanır!
eğer bugün bu ülkede kimsenin canının değeri yoksa, sebebi el birliğiyle kurduğumuz bu utanılası hayattır.
ülkenin ruhunu teslim alan bu sefalettir.
eğitim sistemimiz niçin kötüyse, ticaretimiz o yüzden pespaye. ticari ahlakımız neden düşükse, şehirlerimiz aynı nedenle kişiliksiz. sokaklarımız niye bu haldeyse, tarım ve çiftçilik aynı gerekçeyle dökülüyor. medyamız niçin berbat bir haldeyse, maden ocaklarımız aynı nedenle çürük...
yargı sistemimiz niçin iflas etmişse siyasi partilerimiz de benzer nedenle müfsit.
hesap sormayı bilmiyoruz, çünkü hepimizin hesap vermesi gereken defosu var.
hak aramayı bilmiyoruz, çünkü hepimiz ancak hak yiyerek hayatımızı sürdürüyoruz.
hata yapan istifa etmiyor, çünkü halktan korkmuyor. allah’tan hiç korkmuyor.
1992 yılında zonguldak taş kömürü maden ocağındaki faciada 150 insanımız öldü hiç bir şey yapmadık.
uludere katliamı oldu hiç bir şey yapmadık.
afyon faciasında 25 gencecik çocuk öldü hiç bir şey yapmadık.
tuzla tersanesi’nde insanlar öldü dönüp bakmadık.
adapazarı'nda tren faciasında 40 kişi öldü unuttuk.
dağlıca, aktütün ve daha onlarca hata, ihmal…
bunca faciada bedel ödeyen tek kişi yok!
her bir olayın üzerinden seçimler geçti, hiç birimiz bu felaketleri hatırlayıp ülkeyi yönetenlere cezasını kesmedik.
çünkü oyumuzu ülkemiz için değil, kendi çıkarımız veyahut mensubu olduğumuz ideolojinin zaferi için verdik.
cezalandırılmayacaklarından emin oldukları için, ülkeyi yönetenler işledikleri kabahat sonucu istifa etmeyi akıllarına bile getirmediler.
bırakın istifayı, gözümüzün içine bakarak 274 insanın ölümüne pervasızca, ruhsuzca, insani değerlerden uzak bir tutumla “bu işler olağan, bu tür yapıların fıtratında bu var” yorumunu yaptılar.
kabul edelim ki insanıyla, kurumlarıyla, şehirleriyle, ticaretiyle gelişmemiş, dahası bozuk bir ülkeyiz.
büyük bir çamur bataklığının içinde debelenip duruyoruz.
acı olan şu ki, bu çamurda en çok da gariban, fakir insanlarımız ölüyor.
türkiye’nin tamamı, soma’daki maden ocağına benziyor.
kimimiz ölüyoruz ki, kimilerimiz daha çok para kazansın.
hem akılsız, hem vicdansız bir döngü içinde, birbirimizi mahvediyoruz.
imkanatutuldum imkanatutuldum
herkese okutmamız gereken bir yazı yazmış levent gültekin.

islamcılar olarak bir hasar tespit raporu çıkarmamız gerek. nasıl bir türkiye vaat edildi, şimdi elde ne var?
mevcut tabloya sağlıklı eleştiriler getirilmesi gerekiyor. bu tartışmaları kapalı kapılar ardında yapamayız. herkesin huzurunda, her mecrada açık bir şekilde konuşmalıyız. çünkü dindarların neden olduğu sorunlar, artık sadece onları değil, tüm ülkeyi derinden etkiliyor. bu eleştirileri başkalarından önce bizlerin -yani yıllarca ülkeye dindarlık üzerinden umut vaat edenlerin- yapması gerekir. yazık ki, dindarlar özeleştiri yapmıyor. eleştirenlere de “din düşmanı” deyip geçiyor. bu şu demek aslında: dindarlar tövbe etmiyor. yani? çok ilginç bir durum…
en güvenilmez insanlar
bu topluma bir vaadimiz vardı: memlekete huzur getirecektik. islam hakim olunca, mesele kalmayacaktı. adaleti, saygıyı, paylaşmayı bütün ülkeye yayacaktık. bize yapılan baskıyı, ötekileştirmeyi, dışlamayı kimseye yapmayacak, önyargıları kıracaktık. herkesle bir duygu ve düşünce birliği kuracaktık. ticaretimizde asla hile yapmayacaktık. devlet yönetiminde merhameti, kardeşliği, eşitliği esas alacaktık. bütün bunları gerçekleştirmek için yıllarca çalıştık, çabaladık. bu arzumuza ulaşmak için tv’ler kurduk, gazeteler çıkardık. okullar açtık, vakıflar organize ettik. fakat geldiğimiz nokta ortada. hiçbir vaadimizi gerçekleştiremiyoruz. o nur yüzlü, müşfik, özgürlükçü, yardımsever, hassas insanlar gitti yerlerine bambaşka birileri geldi sanki.
her yere “huzur islam’da” yazarken, islamcılar olarak, toplumsal huzursuzluğun kaynağı haline geldik.
“barış ve dostluğu yaygınlaştıracağız” derken, bir dışlama ve düşmanlık dillinde karar kıldık! “devlet yönetiminde adaleti esas alacağız” derken, yargıyla, hukukla kavga eder olduk. eşitsizliği örtbas eder olduk. “ticaretimizde herkese örmek olacak bir dürüstlük sergileyeceğiz” derken, toplumun en güvenilmez insanları haline geldik.
tek mahalle baskısı
dindarların iktidarında bu ülkenin çocukları öldürülüyor. bu iktidar döneminde hak, hukuk, adalet hiç olmadığı kadar yara aldı. “biz-onlar” ayrımı hiç olmadığı kadar derinleşti. toplumun haysiyeti zedelendi, psikolojisi bozuldu. “konuşan türkiye”nin zerresi kalmadı, “alkışlayanlar ile yuhalayanlar” ilkelliğine mahkum olduk. özgürlükler daha da kısıtlandı. “mahalle baskısı”nı geçtim, bir tek mahalle, tüm türkiye’ye baskı yapar oldu. komşuluk, arkadaşlık, dostluk; hepsi iflas etti. vicdanı müsterih bir tek insan kaldı mı, merak ediyorum. gururu kırılmamış bir tek vatandaşımız var mı? dindar hükümet tarafından aşağılanmamış, onuru kırılmamış kim var? birbirimizden ya korkuyoruz, ya utanıyoruz. birbirimizden kaçıyoruz işte.
islamcılardan korkmak
peki niçin vaat ettiklerimizin hiçbiri gerçekleşmedi? nasıl olur da dindarlar, sorunların kaynağı haline gelir? nerede, ne tür bir yanlış yaptık? bunları konuşmamız gerekmiyor mu? “batı’da islamifobya var” diye şikayet ediyorduk. artık bütün müslümanlar, islamcılardan korkuyorlar. islamcılık ideolojisi bütün müslümanları rehin aldı. yaptıklarımızla, söylediklerimizle islam; çatışmanın, ötekileştirmenin, kendinden olanı kayırmanın zemini haline geldi. cennet vaat ettiğimiz insanlara, cehennem hayatı yaşatıyoruz. cennete gitmek için, bütün ülkeyi cehenneme çeviriyoruz. buna hakkımız var mı? peki yaşadığımız bu derin çelişkiyi nasıl açıklayacağız? eh, özeleştiri de yok, tövbe de yok. islamcılık bir baskı ve inkâr ideolojisi haline geldi.
çocuklar ölüyor
aldığımız tutumla, benimsediğimiz siyasetle bizatihi dinin kendisini tartışmalı hale getirdik. yıllardır dilimizden, yaşantımızdan eksik etmediğimiz din bize neden tesir etmedi? neden güzel ahlak vermedi? neden dürüstlüğü ruhumuza perçinlemedi? yıllarca birbirimize “dicle kenarındaki koyunun sorumluluğu”nu vaaz edip durduk. şimdi şehirlerimizde her gün çocuklar ölüyor da umurumuzda değil! nasıl “ölmüştür, gitmiştir” diyecek kadar gaddarlaştık? hani din insanı daha merhametli yapardı? niçin yapmadı? yıllarca birbirimize “bir lokma bir hırka”yı öğütledik. şimdi haksız kazançla, iltimasla elde edilen paralarla lüks ve şatafat içinde yüzüyoruz. hani din insanları kanaatkâr yapardı? “rüşvet alan da veren de melundur.” din böyle vaaz ediyordu. peki nasıl oluyor da ‘davamız’ için bağış adı altında alınan rüşvetler bizi tiksindirmiyor? “sorun dinde değil” dediğinizi duyar gibiyim. peki nerede sorun? ne yaptık? abarttık mı? dine fazla mı anlam yükledik? gereğinden fazla mı ön plana çıkardık? yanlış mı yorumladık?
şekilci miydik? işin özünü, hikmetini mi ıskaladık? bütün suç şeytanın mı? yoksa şeytanla sevgili mi olduk? ne oldu? neden bu kadar büyük bir iflas yaşıyoruz? yıllarca dini eğitim alan insanların böyle gaddarlaşmasını, kabalaşmasını, yozlaşmasını görmezden gelebilir miyiz? dindarlığın ülkede huzursuzluğun, kederin, korkunun kaynağına dönüşmesine sessiz kalabilir miyiz?
yüzümüz kaldı mı?
bahsettiğim sorun sadece siyasi arenada yaşanmıyor. cemaatlerimiz, vakıflarımız, medyamız; hepsi dökülüyor. gücü eline geçiren, bambaşka biri olup çıkıyor? güç ile din bir araya geldiğinde yakıcı, kavurucu bir ateşe dönüşüyor. bugün içimizde “bunlar asla adaletsizlik yapmaz” diyeceğimiz bir dindar topluluk var mı? ya da “bunlar asla hırsızlık yapmaz” diyeceğimiz bir cemaatimiz kaldı mı? pespayelik, aymazlık, gıcıklık, çirkinlik hepimizi rehin aldı. tablo böyleyken, insanları bu dine, imana çağırmaya devam mı edeceğiz? dikkat ederseniz din artık “tebliğ edilen” değil, pazarlanan, reklamı, defilesi yapılan bir şeye dönüştü. rozet gibi, sinyal gibi bir şey oldu din. kuran okuyarak, “inşallah, allah’ın izniyle…” diyerek, “bunlar ateist!” diyerek iktidara yapışmanın suç aletine dönüştü. böyle mi olacak hep?
dindarlığı çok kıymetli bir şeymiş gibi sunmayı sürdürecek miyiz? insanların parasını toplamaya; okullar, vakıflar, yurtlar, kuran kursları açmaya devam mı edeceğiz? bu çöküşün, bu iflasın nedenlerine bakmadan cemaatlerimizle, medyamızla, okullarımızla islamcılık yapmayı sürdürecek miyiz? bu topluma “dindarlık iyi bir şeydir” diyecek yüzümüz kaldı mı? dediğimizde bize, “madem iyi bir şey, size niçin tesir etmedi?” diye sorduklarında, ne cevap vereceğiz? “senin gibi bir müslüman olmamı ister misin?” diye sorulsa, “evet” diyecek yüzümüz kaldı mı? islamcılığın iflasını eleştirenlere “din düşmanı” diyerek işin içinden çıkamayız. bu bizim sorunumuz. bütün bunları konuşup tartışmamız gerek.
bataklıktayız
dışarıdan bakıldığında korkunç bir çürümüşlük, kokuşmuşluk içerisindeyiz. bu sorun, artık bütün türkiye’nin sorunu. çünkü iktidar dindarlarda. aydınlar, kanaat önderleri, yazarlar hepsinin toplanıp bu sorulara bir cevap bulması gerekiyor. “vaaz ettiğimiz değerler insanlara neden derin bir ahlak, sağlam bir şahsiyet, yüksek bir kültür, stilize bir yaşam getirmedi?” sorusuna cevap bulmadan, hiçbir şey olmamış gibi yola devam edemeyiz. “durmak yok, yola devam” diyemeyiz. yoldan çoktan çıktık çünkü.
bataklıktayız. ne yolu, ne devamı?
linki de burada yazının: durmak zorundayız, bu yola devam edemeyiz - #radikal2 islamcılar olarak bir hasar tespit raporu çıkarmamız gerek. nasıl bir türkiye vaat edildi, şimdi elde ne var? mevcut tabloya sağlıklı eleştiriler g... radikal
nautilus nautilus
kendisini çok uzun süredir tanımıyorum ama karşısındaki entelektüel orhan miroğlu ve enver sezgin' in sürekli top dolaştırmasına neden olan insandır. çok net ve doğru soruları soruyor. sürekli cevaplar eğilip, büğülüyor, sorularına cevap verilmiyor.
üsüyün cort üsüyün cort
dün gece katıldığı 360 derece programında söyledikleriyle kalbime giren, "bu adam benim aynam lan" şeklinde tepkiler verdiren güzel yazar.. varlığı daim ola..

chp'ye de giydiriyor, mhp'nin saçma sapan politikalarına da, akp'nin din tüccarlığına da.. kemal kılıçdaroğlu'nu da eleştirebiliyor, devlet bahçeli'ye de ayar verebiliyor, recep tayyip erdoğan'ı da yerin dibine sokabiliyor.. gerçekten elit bir yazar böyle olabilmeli, "lan ben bunları söylüyorum ama, başıma bir iş gelmese bari" diye düşünmeden gördüklerini söyleyip yazabilmeli..

hakikaten çok değerli tespitleri var..

mhp ve chp'ye yönelttiği eleştiriler sorumlu kişilerce mutlaka dinlenilmeli, mutlaka dersler çıkartılmalı bu cümlelerden..

akp ve recep tayyip erdoğan hakkında söylediklerinin üzerine söyleyecek zaten hiçbir şey yok..

"akp tabanının aklındaki yeni türkiye ve tayyip erdoğan'ın aklındaki geleceğin türkiye'si aynı mı sizce?" sorusuna şöyle bir cevap verdi bu adam;

"asla aynı değil.. tayyip bey başkalaştı, ben tayyip bey'i 25 - 30 yıldır tanırım, bambaşka bir adam var karşımızda artık.. ak partililere sormak istiyorum, bu ülkede müslümanların çektiği kırk yıllık çile bunun için miydi? 5 hava alanı, 10 köprü, 20 hastane yapmak için mi çektiniz? akp 2002'den 2007'ye kadar iyi işler yaptı, itiraz etmiyorum, ama geldiğimiz noktada türkiye kaderini tayyip erdoğan'ın kaderine bağladı.. tayyip bey gerçekliğini kaybetti, bir korku sindi, o korkuyla politika güdüyor.. ak parti seçmeninin bunu görmesi lazım.. ak parti'nin etrafında ekmeğini ak parti seçmenine yalan söylemekten çıkaran bir medya oluştu.. o medyanın tek bir işi var, insanlara "bak vallaha bu adam hala sizin bildiğiniz gibi" diyerek yalan söylemek ve karşılığında da olağanüstü işler almak.."

neyse.. canım sıkıldı lan..

konuşmanın ve programın tamamı kaçırılmamalı.. şurada; olayların ardından tbmm'nin ruh hali iç güvenlik paketi görüşmeleri nedeniyle meclis'te yaşanan olaylar, kavgalar ve saldırıların ardından tbmm'nin ruh hali nasıl? mhp milletvekili ali... tv cnn türk
1 temmuz 1 temmuz
eskiden islamcıydı, sonra muhalif oldu, şimdi iyice kürtçü çizgiye kaymaya başladı. diken.com.tr'ye transferini duyduktan sonra da iyice gözümden düştü. umuyorum twitter'da sürekli bunun yazılarını paylaşan mansur yavaş'ın da gözü açılır.
imkanatutuldum imkanatutuldum
ali babacan'ın dramı başlıklı yazısında anlattıklarının doğrudan muhattabı olan, babacan gibi yüzlerce kişi var. bu sözleri de fazlasıyla hak ettiler: "bu utanç size ömür boyu yeter! " ali babacan'ın dramı levent gültekin yaklaşık bir yıl önce, ali babacan'la alakalı ilginç kulis bilgileri edinmiştim. bu yazıyı o zaman yazmayı düşündüm. fakat araya ba... diken
akp seçmeninin de üzerine alınmasını dilerim.
hazir ayaktayken hazir ayaktayken
onların içinden geliyor.
evet onlar. bizi ötekileştirmeye çalışanlar.
biz ve onlar kavramını beynimize işleyenler.
bir aile ile ilgili en doğru bilgileri o ailenin çocuklarından alabilirsiniz.

bu bağlamda levent gültekin'in söyledikleri dikkatle dinlenmeli. zamanında desteklemiş olması onlardan olmasının önemi yok. doğru yolu geçte olsa bulmuş olması önemsenmelidir.
bakış açısı çok objektif. tok ve anlaşılır konuşması karşısındaki insanı rahatlatıyor ve dinlenmesini sağlıyor.

biten bir tek adam hegomonyasının doğru yolu bulan neferlerinden.
kelebekler kayısı yemez kelebekler kayısı yemez
"islamcılar olarak yıllarca geçmiş hükumetlerden yakındık. 'ne kadar beceriksiz' olduklarından şikayet ediyorduk.

....

sonra siz iktidara geldiniz sevgili islamcılar.

sanayide, bilimde, teknolojide, eğitimde, sanatta ve daha bir çok alanda ne kadar geri kaldığımıza bakmadan büyük devlet havasına girdiniz. batılılardan aldığınız borç parayla üç hastane, beş havaalanı, bilmem kaç kilometre yol yapınca büyük devlet olduğumuzu sandınız."

itirafında bulunan yazar.

yazının tamamı için;

(bkz: ülkemizi mahvettiniz! levent gültekin islamcılar olarak yıllarca geçmiş hükumetlerden yakındık. 'ne kadar beceriksiz' olduklarından şikayet ediyorduk. türkiye'yi bir 'uy... diken )
1 /