medeniyet

1 /
karahisari karahisari
herhalde bundan güzel tarif edilemezdi. imam-ı rabbani müceddid-i elfi sani hazretleri buyuruyorlar ki; medeniyyet; tâmir-i bilâd ve terfih-i ibâddır, yâni beldeleri îmâr etmek, binâlar, fabrikalar yaparak, memleketleri kalkındırmak ve fenni ve her çeşit gelirleri milletlerin hürriyetleri, râhat ve huzûr içinde yaşamaları için kullanmak demektir.bütün insanları rûh, düşünce ve beden bakımlarından râhat yaşatmaktır. medeniyet, yalnız ilim ve fen demek değildir. ilim ve fen, medeniyyet için, ancak bir âlet bir vasıtadır. ilimde, fende çok ileri olan milletlere, fen vâsıtalarını ne yolda kullandıklarını incelemeden medenî demek büyük gaflettir. pek yanlıştır. fabrikaların, motorlu vâsıtaların, gemi, tayyâre, atom cihazlarının çok olması, gözleri kamaştıran yeni buluşların artması, medeniyeti ve medenî olduklarını göstermez. bunları medeniyet sanmak her silâhlıyı gâzi, mücâhid sanmaya benzer. mücâhid olmak için en yeni harp vâsıtalarına mâlik olmak lâzımdır, fakat, bunlara mâlik olan, eşkıyâlık da yapabilir. medenî insan ve medeniyyet sâhibi toplum olmak için islâmiyet; îmân, ibâdet, iş, ahlâk ve cemiyet hayâtında uyulması gereken her şeyi bildirmiştir. bunlar; allahü teâlânın bildirdikleri, peygamberimiz muhammed aleyhisselâmın öğrettikleri, eshâb-ı kirâmın naklettikleri ve islâm âlimlerinin açıkladıklarıdır. insanlığın bunaldığı her şeyin, çözüm ve çâresi bunların içinde vardır.
hell guardian hell guardian
geniş anlatımıyla medeniyet ya da uygarlık; bir topluluğun, bölgenin veya ülkenin bütün bir her şeyi demektir. bu da aşırı geniş oldu. dur açalım.

medeniyet içerisine bir alandaki bütün her şeyi katarsınız; insanların dil, din, ırk, örf ve adetler, yaşayış şekilleri, değer yargıları, ortak davranışları, kültürleri, kaç çeşit insan olduğu ve bütün özellikleri. aynı zamanda o yerin yönetim şekli, ideolojisi, eğilimleri, kanunları, baskın öğeleri, bütün kurumları, bunların karakteri vs vs...

aynı zamanda bir "düzen"'e medeniyet diyebilmek için o düzen'in, üstte tarif ettiğim her şeyine bir karşılık bulunabilmesi, sabit özelliklerinin bulunabilmesi ve kendi bünyesinden maddi ve manevi alanda üretim yapabilmesi de gerekir.

bu yüzden sanıldığının aksine medeniyet sadece teknik olarak gelişmiş, salt özgürlük ve adalet olan, ordusu güçlü ülke veya ülkeler topluluğu anlamına gelmez.

aynı zamanda bir medeniyet, illa harika bir şey olmak zorunda da değildir. kendine hastır. iyidir ya da kötüdür, o medeniyeti ilgilendirir.

örneğin roma bir medeniyettir. büyük iskender bir medeniyettir. mısır bir medeniyettir. iran bir medeniyettir. araplar kendi çaplarında bir medeniyettir. batı avrupa ve orta avrupa kendi içinde birer medeniyettir. çin bir medeniyettir. türkler bir medeniyettir. amerika kıtasında bir medeniyet yoktur. afrika bir medeniyet kurmayı başaramamıştır. yahudiler'e bir medeniyet demek zordur ama bunu yahudi uzmanı gibi bir sonuca da bağlayamam. anadolu ve mezopotamya da çok eski tarihte belli bir süre için medeniyet olabilmiştir.

dikkat edilirse medeniyet tanımlarımın içinde genellikle ülke veya millet isimleri belirttim. (millet, ırkın arapçası değildir arkadaşlar) ancak sadece anadolu ve mezopotamya bir coğrafi bölge anlamındadır.

peki medeniyet tanımı daha rahat nasıl kavranır? medeniyet topraktır. kültürse bir takım tohumlardır.

bir kültür, pek çok medeniyette görülebilir. ama her birinde farklı ürünler verecektir. kimisinde rengarenk ve mis kokulu çiçekler çıkaracak, kimisinde meyve verecektir. ama kimisinde de dikenli çalıdan başka bir şey vermez ve hatta bazılarında toprak yüzüne bile çıkamaz.

temel olarak her medeniyet önce bir kültür (veya yakın kültürler) üzerine kurulur ve sonrasında medeniyet artık yerleşince de medeniyet kendi kültürünü çıkartır. en güzeli de budur zaten. her medeniyetin kendi kültürünü doğurması, o medeniyetin insanı için en iyisidir.

şu anda ülkemizde kendi medeniyetimiz yoktur; sadece tarihimizdeki medeniyetin izlerini içermekteyiz ve kültürümüzü barındırmaktayız. ama buna karşın mirasını aldığımız medeniyette yeşermesi pek mümkün olmayan bir kapitalist kültür yetiştirmeye çalışmaktayız. daha doğrus türk kültürü ile kapitalist kültürü, kapitalist medeniyet üzerinde beraber yetişmeye zorlamaktayız. fakat yetişmiştir. ancak dikenli çalı çıkarmıştır. buna karşılık avrupa medeniyetinde çok olumlu sonuçlar vermiştir. biz de zannediyoruz ki onlara katılınca çok iyi olacağız. halbuki kendimize has bir şeyler geliştiremiyoruz.

örneğin, kültürü oturmuş olan güçlü bir medeniyete yeni bir kavram, varlık veya olgu geldiğinde, söz konusu olan medeniyet bu yeni gelen şeye uyum sağlamaz; aksine, yeni gelen şeyi kendine uyarlar. daha da kaliteli bir medeniyet o yeni şeyden ilham alır, o yeni şeyi dışarda bırakıp, aldığı ilhama göre yeni bir şey yeşertir ve bu yeni şeyi önceki şeylerin arasına katar. bu olay için domates, patates ve çay örneği çok yakışır. fatih sultan mehmed ne domatesli bir salata yedi ne de patates kızatması ya da haşlanmış patates yedi. çünkü bunlar amerika'dan gelen bitkilerdir. ama bu bitkilerin geldiği dönemde medeniyetimiz öylesine kendine has bir şekilde oturmuştu ki, bu yeni gelen şeyleri çok başarılı bir şekilde "iç" öğemiz haline getirdik. bunlar üzerinden yeni kültür öğeleri yeşerttik. yemeklerimize girdi, salatanın demirbaşı oldu domates. salçasını çıkardık. köylere kadar girmiş bir öğe kesinlikle artık kültürdür ve medeniyetin bir parçasıdır. aynı şekilde bundan 150 sene önce bu ülkede kimse ince belli bardağa tavşan kanı çay koyup içmiyordu. belki yerel olarak üretim ve kullanım vardı ama o kadar. fakat ülkeye girişinden sonra yine bizim medeniyetimizin mirası sayesinde bugüne kadar yerleşen bir kültüre dönüştü.

işte medeniyet ve kültür arasındaki ilişki böyledir. medeniyet topraktır, kültürse bitki. her bitki, bir takım topraklarda farklı şekilde biter.

şu anda medeniyetimiz kapitalist medeniyettir. ancak üzerinde yüzyıllardan kalma türk kültürünü yetiştirmeye çalışmaktayız. kültürümüz değişmez. en ufak davranış örneklerinde bile görülür. ama bu kültür, mevcut medeniyette adeta radyasyon yemiş anneden doğan çocuk gibi çarpık ürünler vermektedir. çikita muz'dan tutun da başlık parasına kadar.
hell guardian hell guardian
bir arada yaşama sanatıdır.* ne kadar çok insanı bir arada, ne kadar çok yüksek mutluluk, kültür, rahatlık ve eğitim seviyesinde bir arada tutabilirseniz o kadar medenisinizdir. yani o kadar ileri bir toplum sanatçısı olursunuz.

toplum sanatıdır. her milletin harcı olmamıştır ve muhtemelen yine belli sayıda miletin harcı olacaktır.

ekleme olarak da; medeniyetin nasıl olacağına dair bir tanım yoktur ve olamayacaktır. söz konusu milletin zihnine, mantığına, zekasına, estetiğine, kültürüne vs... bağlıdır.

günümüz için örnek vermek hem yanlış hem de eksik olacaktır. ama bundan 1000 yıl evvel için konuşabiliriz.

- bir italyan için (keza bu ital dilini konuşan kişi demek) medeniyet venedik'in, roma'nın sokakları, evleri, bitmek bilmeyen sıra sıra binaları, dev yapıları, insanların yavaş ve müzikal bir şekilde hareket etmesi, sanat demektir.

- bir türk için, koskocaman bir coğrafyada, milyonlarca insanı tek bir beyin merkezinden sanki büyük bir kuş sürüsünün aynı anda saniye ve milimetre şaşmadan havada yön değiştirmesi, dansetmesi, hepsinin eşit ve mümkün olan en yüksek şartlarda yaşamasının sağlanmasıdır ve bunun yönetilmesidir.
hansvoralberg hansvoralberg
bir yerde bir tanımı yapılmış, "uçak geçtiği zaman kafasını kaldırmayan bir ülkeye medeniyet gelmiş demektir." diye.

yalnız anasını satiyim beni ne etkileyen bir söz olmuş bu. eskiden tüm havayolu şirketlerini logolarından tanıyan benim gibi uçak manyağı bir insanı kaldırım taşlarına esir etmiş. yeri göğü sesi ile inleten uçağa içimdeki önlenemez bakma isteğini en abazanım diyen abazanın şehvetinden bile daha büyük bir tutkuya dönüştürmüş.

aha bir tane daha geçiyor.... o ne lan bok böceği mi?
cherry on baby cherry on baby
melih cevdet anday şiiri;

"şu haline bak da utan
ne okuma bilirsin ne sayı
ne üstünde var ne başında
ne midende ne kursağında
bari gel de görgünü artır
medeniyet öğren ayı*
yemek masası nedir, peçete nedir,
çatal bıçak nedir gör!
giymek şart değil ya
ayakkabı gör, gömlek gör,
ingiliz kumaşı gör, naylon çorap gör,
jartiyer bile görsen faydası var.
tarak deyip de geçme
saçını tara da gör
kafan nasıl işlemiye başlar
kanalizasyon gördün mü sen hiç?
gel de kanalizasyon gör
yemek şart değil ya
döner kebap gör, su böreği gör
ekmek gör be ekmek
ne görsen faydası var!"
burcumsu burcumsu
teş dişi kalmış canavardır.

medeniyet zamanımızda lcd ekran televizyona sahip olmak son model cep telefonlarıyla konuşup süper lüks evlerde oturmak olarak algılanmaya başlandı. bu medeniyetli toplumlar değilmiydi sıhhıye gemisini torpille batırmaya çalışanlar o modern teknolojik uçaklarıyla hastaneleri bombalayanlar yine aynı medeniyetli avrupalılar değil miydi esir aldıkları türk askerlerinin bulunduğu binayı yakarak askerleri köşeye sindirenler. elinde teknolojisi olmak değilde ayağı çarıklı mehmetçiğin çanakkale savaşında yaptığıydı medeni olmak yaralı düşman askerini yorgunluğuna rağmen sırtında taşımaktı. yine kurtuluş savaşında mehmetçiğin kendisi yürürken misafir belleyerek düşman askerini eşekle çekmesiydi. medeniyet bizim başı kapalı kadınlarımızın yabancı erkek demeyerek yaralı askerlere bakmasıydı omuz omuza erkeklerle savaşa katılmasıydı. balo salonlarında dans etmek değildi medeniyet olmamalıydı. yardımlaşmaydı duracağın yeri bilmeydi. savaşla cinayet arasındaki farkı bilme ve öğretmeydi.
estraven estraven
gördüğüm, kendi ailemden olmasa da akrabalarımdan bildiğim kadarıyla, arap dünyasına henüz uğramamış şeydir.

bundan 6-7 sene önce, bir yaz günü beyoğlu'nda yürürken istiklal caddesi üzerindeki mcdonald's'ın önünde şöyle bir manzara gördüm: hatırladığım kadarıyla 3 çocuklu bir arap ailesi, mcdonald's'tan her bir aile üyesi için birer menü satın almış, mcdonald's'ın önüne, cadde üzerindeki kaldırıma genişçe bir pikeyi sermiş, üzerine bir güzel yayılmış, yanlarında getirdikleri piknik sepetindeki meyvelerini, diğer öteberileriyle birlikte çıkarmış, bir güzel ziyafet çekiyorlardı. önce şaşkınlıkla etrafıma bakınıp bir kameranın gizlenebileceği bir kamuflaj altyapısı aradım, bulamadım...
arapların temizlik denen güzide alışkanlıktan pek nasiplerini almadıklarını bilirdim; ama bu kadarını gözümle göreceğimi hiç tahmin etmezdim...

ayrıca, yiyecekleri alıp da neden içeride oturarak yemek yerine hemen restoranın kapısının önüne, üstelik istanbul'un en işlek caddesine piknik yapar gibi yayıldıklarını da aklım almadı. 'kültür', diyeceğim ama... diyemiyorum.
proleterya proleterya
yılmaz özakpınar'ın bir medeniyet teorisi kitabına göre inanç ve ahlak nizamından oluşan değer.tabi sabah kadar tartışılabilir bu tanım.zira ben kendisini yakalarsam öyle yapacağım.kanımca eksikleri ve yanlışları bol olan bi teoriydi.
proleterya proleterya
yılmaz özakpınar'ın bir medeniyet teorisi kitabına göre inanç ve ahlak nizamından oluşan değer.tabi sabah kadar tartışılabilir bu tanım.zira ben kendisini yakalarsam öyle yapacağım.kanımca eksikleri ve yanlışları bol olan bi teoriydi.
1 /