mirror s edge

1 /
azureel azureel
battlefield 2142'yi yapan dice stockholm isimli isveç firmasının geliştirdiği, ea'nın dağıttığı ilginç bir first person-action. oyunda distopik bir metropolde, düzenden rahatsız insanların ulaklığını yapıyoruz galiba ve çatıdan çatıya atlaya zıplaya mesajları gereken yerlere ulaştırıyoruz. niye böyle cins bir yol seçmişiz peki, çünkü tüm haberleşme kanalları polis tarafından dinlenmekteymiş. güzel görüntüleri var, canlı ışıl ışıl bir şehir o yüzden oynaması eğlenceli olur. tomb raider sevenler bunu da sever diyorlar, demosunu bekliyoruz.
volkanat volkanat
az önce bitirdiğim müthiş oyun. resmen olmuş bu. ea son zamanlardaki güzel oyunlarına yenisini eklemiş. bu arada faith in ayakkabılarına bayıldım. lan sırf o ayakkabılara bakacam deyü oynayamayadım oyunu..
nande bayo nande bayo
şimdiye kadar oynadığım hiçbir modern first person shooter karakterimizin ayak ve el hareketlerini bu kadar güzel ve gerçekçi hissettirmemişti.ea gerçekten bu oyunda karakterin hareketlerinin gerçeğe yakın olduğu duygusunu size hissettiriyor.oyunun aksiyonu bol olmakla beraber, oyun süresi bu aksiyonun tadını insanın damağında bırakmaktadır.runner vision kapatıldığında oyun süresinin ve yaratıcılığın biraz daha arttığı söylenebilir.oyundaki aksiyonların çoğunun düz hareketler olması, yatay olarak oyun içinde pek aksiyonun yapılamıyor olması belki de oyuna getirilebilecek sayılı eleştiriden biri olarak söylenebilir.bununda ilerleyen dönemde çıkabilecek oyunlarda giderileceğini düşünmekteyim.ama yeni bir başlangıç olarak ea gerçekten farklı bir tat sunmaktadır oyun severlere.
noscho noscho
need for speed underground'la başlayan bir "motion blur" furyası vardı ya, hani size hız hissini sonuna kadar hissettirmek için yüksek hızlarda etraf buğulanıyordu. işte mirror's edge o efekti minimuma indirgemiş, az biraz da physx yardımıyla bir insanın gözünden hız hissini monitörlerinize müthiş biçimde taşımış. bambaşka bir oyun kesinlikle. daha önce hareketlerin bu kadar seri, bu kadar akıcı ve bu kadar nefes kestiği bir fps bilmiyorum, görmedim. gerçi fps demek de ne derece doğru bilmiyorum; oyunda "shooter" kısmı yok denecek kadar az çünkü. tüm olay koşmak, atlamak, tutunmak ve daha hızlı koşmak üstüne kurulu.

şehir, görevler, her şey müthiş tasarlanmış. tek kusuru derin bir hikayesi olmaması olabilir; ancak dice'ın odaklanmamızı istediği noktanın bu olduğunu da sanmıyorum zaten.

kesinlikle oynanmalı, ister ps3'te, ister pc'de.
sycrone one sycrone one
fena oyun değil, başarılı sayılabilir. ama az olan oynama süresinde gözüme hep eksi noktaları takıldı.

bir kere 2 tuşla oyun oynatma mevzuusu ne kadar oyuncunun işini kolaylaştırıcı bir hareket gibi görünse de 20bin milyon ton hareketi 2 tuşla şak şak yapınca insanda tatmin duygusu oluşmuyor. bunun yanında kırmızı renkle gidilecek yönlerin göze sokulması, oyunun işleyişinin bu kırmızı renkle tek bir yol üzerinde gelişmesi, yapılacakların kısıtlı olması çok çok kötü.

adamlar iyi reklamını yapmışlar bence oyunun, yani xbox 360'da, ps 3'de zilyon tane güzel oyun varken bence vakit kaybedilmemeli.
nitrooo nitrooo
başlangıçtan ortalara kadar sıkmadan, sürekli tempolu halde ilerleyen oyun. sonrasında ise birden aşırı zor aksiyonlara girer, beş saniye sonra süpersonik monoton bir atlama zıplama olayına girer ve bu döngü devam eder. hiç başladığı bir oyunu bitirmeden silme huyu olmayan bireye bile kendini sildirebilir. halbuki başlarda "offf offf ne yapmış adamlar bea" şeklinde şiirler düzülmekteydi kendisine.
hopeless hopeless
zor oyun. zorlandım. geçemedim uyuz oldum. tekrar tekrar oynadım ve sonunda bitirdim. ilginçtir, sonu oyunun en kolay bölümü oldu. konudan bi şey anlamadım ama zorlandım. alışılagelmiş fpslerden farklı, bu açıdan takdirimi kazandı. eğer gidilecek yerler o kadar belirgin olmasaydı daha güzel olabilirdi. en azından daha doğal renklerle belirtilseydi... genel olarak beni zorlayan bir oyundu ama. hep öldüm ben.

duvarlardan falan zıplıyor, koşuyor. öte yandan prens siker.

edit: prensin sikemeyeceğini düşünenler var sanırım. oğlum, hayal kırıklığını uğradım.
gnaahh gnaahh
zor oyun bu arkadaş. ''kısa sürede bitirdik, çok kısa sürdü tadı damağımızda kaldı''diyenleri anlamıyorum ben. sixaxis controller'a alışamadığımdan sanırım zorlandım. ordan oraya zıpla oraya buraya atla. zevkten çok sıkıntı veren oyun. şehrin görüntüsü ve renkler muazzam güzel. sırf bu yüzden bile oynatır kendisini
tell me your wish tell me your wish
iki kere normal, bir kere hard'da olmak üzere üç kere bitirdiğim oyun. bazı insanlar silahların azlığından ve dövüşlerin yavanlığından yakınıyor fakat bu oyun daha çok kaçmakla ilgili olduğu için benim açımdan sorun olmadı. bilmeyenler için; hard mode'da kırmızı ipuçları kalkıyor fakat önce normal veya easy'de bitirmelisiniz ki gitmeniz gereken yollar hakkında bir bilginiz fikriniz olsun. yoksa nerden gidicez ya diye kalabiliyorsunuz.

öyle çok süper bir senaryosu yok fakat yeterince güzel ve kendi içinde tutarlı. bir an önce ikincisi de çıksa da oynasak.
ingiliz dili ve edebiyatı ingiliz dili ve edebiyatı
oynadığım en en en first person oyun olmuştur benim için. gerçekten ayrıntılarına çok dikkat edilmiş ve insana içindeymiş hissi veriyor. konsept olarak çok farklı kesinlikle silah kullanmadan savaşıyoruz bu nedenle insanı daha da bir etkiliyor. farklılık arıyan herkese oynamasını öneririm.
1 /