modernizm

1 /
fempusay fempusay
modernizm genelde, on dokuzuncu yüzyıl sonu ile ikinci dünya savaşı'nın başlangıcına kadar olan dönemde, bilhassa sanat ve edebiyatta meydana gelen büyük çaplı değişimleri tanımlamakta kullanılan bir terim sayılmaktadır. öte yandan, modernizmin açıkça sınırı belirlenmiş bir bitiş tarihi yoktur. ikinci dünya savaşı'ndan beri gerçekleşen değişimleri tanımlamak için postmodern terimi kullanılıyorsa da, bazı düşünürler modernizmin hâlâ sürdüğünü iddia etmekte, bazı yazarlar da, modernizmin ölümünün söz konusu tarihten çok daha önce gerçekleştiğini belirtmektedirler.

weber ve habermas'ta rasyonalite ve modernite düşüncesi
modernite ideasının (kesinlikle aklın bir operasyonu anlamında değil) rasyonalitenin gerçekleşmesi olarak anlaşılması gerektiğini ve modernitenin temel akidesinin bu olduğunu belirtmiştim: weber ve habermas'ın eserlerinin bu çerçevede bir analizini yapmayı amaçlayan bu çalışma; modern toplumsal oluşumun, modernite ve rasyonaliteyi farklı düzeylerde nasıl gerçekleştirdiğiyle ilgilidir:

ilerleme ve ikinci modernlik
modernliğin ideolojisi basit bir denkleme dayanır teknik ve iktisadî ilerleme, toplumsal, siyasal, fikrî ve ahlakî ilerlemelerin çekici gücü, lokomotifidir. modernlik için büyülü kelime, ilerlemedir.

modernite ve göç
göç, öznenin tarihinin yok sayılması durumudur. insanın, dünya-içeriliği durumunda zamanı ve uzamı seçme hakkı yoktur. özne kendisini, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde buluverir. hayyam, derin bir duyarlıkla dile getirir bunu:

modernliğin başlangıcı
modernliğin felsefi söylemi adlı kitabında habermas; foucault, bataille ve derrida'yı 'neo-struktüralist' olarak eleştirir .hegel'in ilk olarak kullandığı bir sözcük olan 'modernite' "der, habermas, "tarihi bir bağlamda kullanılmıştır. bu ingiltere'deki 'yeni zamanları' belirlemektedir. aynı zamanda fransa'da da 'les temps modernes' kullanılmıştır.
ışığım ve gölgem ışığım ve gölgem
bizde çoklukla batılılaşma olarak algılanan bir kavram... aslında bunda -en azından etimolojik açıdan- bir sorun yok. modern dünyanın dinamiklerini batı kültürü daha iyi özümsemişse bu sürece ‘batılılaşma’ diyerek bir özdeşlik kurmak gayet mantıklı. önemli olan ‘batılılaşma’ nın algılanma biçimidir. tanzimat’tan bu yana ivme kazanan bu süreci analiz ettiğimizde ‘öz’ de değil ‘biçim’de bir batılılaşma süreci yaşandığını müşahede ederiz. yani fikri altyapısından yoksun bir modernleşme algısı… işte bu noktada trajedi başlıyor. inanılan şeyle icra edilen şey arasında doğal ve kaçınılmaz bir çatışma birey ve toplum hayatında kendini gösteriyor. kişiliğin tekâmülü için gerekli olan doğal seleksiyon bu çatışma yüzünden engelleniyor. ikisinden de tamamen vazgeçemeyen birey kendince bir sentez geliştirip bu telakkisini yaşam biçimine yansıtıyor. ancak ortaya çıkan bu garip bileşim ise bütün bu iç çatışmaların tetikleyicisi oluyor. iki farklı sosyolojik yapıya ayak uydurmaya çalışan söz konusu birey bu kez maskelerle geleneksel yaşam algısını gizlemeye çalışıyor. bu ise kişilik bozukluğuna ve yozlaşmaya neden oluyor. birbirinden bütünüyle farklı yaşam konseptlerine uyum sağlamak için farklı kişiliklere bürünen birey bunu yaparken çoğunlukla bir suçluluk duygusuna kapılıyor. bu duygunun tetiklediği eleştirel yaklaşımı kendi öz benliğine kanalize ederse yoğun iç çatışmaların nihayetinde bu ikilemden kurtuluyor. fakat bu dirayeti gösteremeyenler ise tipik bir savunma refleksiyle bu suçluluk duygusunu dış dünyaya kanalize ediyor ve koşulları suçlamaya başlıyor. ve böylece kendi öz benliğinden giderek uzaklaşıyor; başkalaşıyor. özelde birey için örneklediğimiz bu tez genelde toplum içinde geçerlidir. bireyde karşımıza çıkan suçluluk duygusu bu kez ‘toplum vicdanı’ şeklinde kendini göstermektedir. yukardaki formulasyon gereği vicdan ile icraat arasında bir mutabakat sağlanamadığı için toplumsal ahenk ve söz konusu toplumu oluşturan bireyler arasındaki rabıta bozuluyor. bu nedenle modernizmin toplumsal yaşama entegrasyonu özellikle geleneksel kökenlere sahip toplumlarda oldukça sancılı gerçekleşmektedir.
eminsaydut eminsaydut
benim bu konuda en sevmediğim şey şu ki; modernizm en ufak aksiliklerde yaşama hakkınızı elinizden alıyor. ömür boyu çalışmak zorundasınız. diyelim ki hastalandınız, yaşamınızı idame ettirebileceğiniz koşullar / alanlar yok. eskiden cüzzamlıların bile(bu "bile" ayrımcılıktan dolayı söylenmiyor, sadece extrem bir örnek vermeye çalışılıyor.) bir yaşama alanı olabiliyordu.

örneğin bülent korkmaz kırık koluyla oynadığı zaman süper, keita kendini oraya buraya attığında harika, ancak sakatlandıklarında "işe yaramaz" konumuna geliyorlar. bunun en açık örneği sözlükteki "gökhan cam" başlıkları.

çoğu zaman toplum bizi sakatlıyor, hasta ediyor vs. ama bunu yaptıktan sonra elini bizden çekiyor. şu an kansere yakalansam, yaşayamam. sigorta "sağlık harcamalarını" karşılasa da "yaşamı idame etmeyi" karşılamıyor.

askere gönderiliyoruz, sakatlanıyoruz, döndüğümüzde birkaç tören, sonrası toplumdan dışlanma.. artık aile kavramı da çok silik, böyle bir durumda ailesinden destek görmeyecek onlarca kişiyi tanıyorum.. hatta karısı tarafından terkedilecek, sevgilisi tarafından bırakılacak, çocukları tarafından görmezden gelinecek..

asla ve asla burda bahsettiğim "karı"yı, sevgiliyi, çocuğu, aileyi suçlamıyorum. onların bir suçu yok. çünkü bozulan makinayı tamir etmek veya elde tutmak yerine "yenisini almak" o kadar kolaylaştı ki modernizm ile.. onlar sadece hakim söylemin uygulayıcıları..

ha ne diyorduk.. şimdi gökhan zan çok ciddi bir biçimde sakatlansa, ve bu sakatlık kahramanca olsa.. diyelim ki yenilmemesi gerek bir golu engellemek için olsa.. ne olacak bu adama?? alıp besleyecek misin ey galatasaray / beşiktaş / fenerbahçe / milli takım ve diğer tüm takım taraftarları??

... ki elbet hatırlamazsınız sakatlanıp bir köşeye fırlatılan oyuncularınızı...

sırf bu yüzden ve elbet bu yüzden o kadar yalnız ve çaresiz hissediyor ki insan kendini.. her an "çalışmamı engelleyecek" bir hastalığa yakalanabilirim.. ne olacak sonra.. intihar mı edeyim?

sanırım yeni sistem bu... çalış ya da öl..
de te fabula narratur de te fabula narratur
"modernlik kendisini yalnızca çizgisel bir zaman anlayışında değil,
bir yandan da bu zamanı oluşturma -yani tarih yazıyor olma- iradesiyle tanımlar.

modernliğin özü bu ilerleme fikri ile açıklanabilir.
bir burjuva idealizmi olan ilerleme fikri, yoğun bir pragmatizm ve soyut bir özgürlük anlayışı ile beslenen bir 'başarı ve eylem kültürü' yaratmıştır."

-matei calinescu; five faces of modernity; duke university press; durham; 1987.
sarsak dayi sarsak dayi
yavaş yavaş yerine postmodernizme bırakmaktadır. zira modernizm zamanında verdiği sözlerin hiçbirini yerine getirememiştir. insanları daha büyük yıkımlara ve pisliğe bulamıştır.

teknoloji gelişecek ve insan yararına kullanılacaktı; kitle imha silahları yaptılar, insanları daha çok kontrol altına aldılar. herkese yetecek kadar besin üretilecekti; hormonlar dayandı, israf başladı ve insanlar yine de aç kaldı.

herkes rahat yaşayabilecekti; kültürü öldürdüler, herkesi tek tip giydirip, aynı şeyleri yedirdiler. uzun lafın kısası dünyayı sıkıcı bir yer haline getirdiler. bunun sonucunda da insanlar yavaş yavaş moderniteyi terk etmeye başladı.
onurene onurene
son dönemde bir sikim bilmeden karşıt olunması moda haline gelmiş şey.

bi de küfür olarak kullanılmaya başlanmış ki akıllara zarar. "modernist herif"
üf üf
modern,modernizm çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçiş ile birlikte oluşmuş fakat zamanla anlam değişikliğine uğramış bir kavramdır ki iyi ki de uğramış denilesidir keza oluşma nedeni şimdiki modernizm kavramıyla tam bir tezat oluşturmaktadır.
1 /