mutlu son

1 /
azureel azureel
güzel bitiştir*. giriş gelişme sonuç ekolündeki olay eserlerinin, alıcısına hitap eden mutluluk çubuğudur.
saatlerce kitabı okuyan/filmi izleyen kişinin ödülüdür aslındabu bitiş, endorfin pompası işte. kötüler cezasını bulur, iyilik kazanır, falan olur.
ps : böyle bi' son tüm aramalarımıza rağmen bulunamadı... tüm sonlar kötüdür netekim *
maniacxx maniacxx
çok uzaktan geldiysen
otur soluklan
dedi
kuraklıktan geçtiysen
dikenli yollardan
karanlıktan
gölgeden
ıssızdan
yüzünü yalayan soğuktan

doğum
acı
doğrularım korkularım

sorulunca yanıtı içimizde olan
kanımı donduran
ısıtan
durduran
bir kalemse
bir boş kağıt
mutlu aşk varsa da
mutlu son yoktur

çocukluğun anıları
sırtında ağır örtü
üşütendir aslında
kış gecelerini
süre değil anlattığım
her şeyin sonu
mutlu aşk varsa da
mutlu son yoktur
(bkz: teoman)
(bkz: özet)
(bkz: biber acıdır)
togisama togisama
önce sözlere bir bakalım

ardına bakmaz yürüyüp gider
aklından neler geçer kimbilir kimler
bekleyip durdum elimde güller
rengi aşk maşk kokusu keder

kapımı açtım bir beton şehir
bilmiyor artık kimse mutlu son nedir
takvimden günler düşüyor bir bir
yarısı aşk maşk yarısı zehir

vay vay vay hani senin canındım
vay vay vay hani öbür yarındım
vay vay vay kolun kanadın kimdi
vay vay vay böyle mi olduk şimdi

hayalkırıklığını, gerçekten de yaşamış gibi anlatmıştır nadir göktürk. arkada çalarken, terk edilen şehre pencereden bakılıp karizma yapılasıdır.
pandoranınkutusununiçi pandoranınkutusununiçi
yetmişli yıllarda çekilen türk filimlerinde zengin kız ile fakir ama grurlu delikanlının kavuşması akabinde yüzlerindeki ifade.yine o dönem türk sinemasında kör kızın gözlerinin açılması..vs. vs.vs.
syntaxerror syntaxerror
sadece filmlerde olan, hayatın perdesinde ise mutluluk nedir ki diye sorgulatan kavramdır. beyaz perde iki boyutlu olduğundan, orada sadece kişilerin tek düzlemdeki mutlulukları vardır. bu mutluluk sorgu götürmez, iki sevgili ayrılırlar, sonra tekrar birleşirler ve bu mutlu sondur. bu iki sevgilinin kavuşmasını engelleyen kişi veya kişiler ya ölmüştür ya da bir şekilde muazzam bir "u" dönüşü yaparak mutlak romantik iyilerin safına katılmışlardır. bu vesileyle bitiş, herkesin mutluluğudur. ancak hayatın içinde işler bu şekilde yürümemektedir. mutluluk göreceli bir kavramdır. kişi her ne kadar kendi gözlerinden izlese de kendi filmini, diğer kişilerin göreceli mutluluğu üç boyutlu bir düzlemde kendi mutluluğuyla çakışır. çünkü hayat kendi içinde parçalı bir kesit değildir. uzun ve tek bir kesittir. mesela bir ilişkinin bitişi iki kişi için mutsuz bir durum olsa da, bir başkası için bir mutluluk kaynağı, belki kişiler için sonradan tekrar birleşeceklerinden hali hazırda bu üçüncü kişi için mutsuzluk kaynağı olabilir. üçüncü kişilerin bu mutluluk ve mutsuzluk durumları birinci kişi olan bizleri de bir şekilde etkiler ki, mutlak mutluluk veya mutsuzluk adına bir çıkarım yapmak güçleşir. hem herşey bir yana, hayat uzunca bir kesit olsa da film gibi, kişinin mutlu bir son yaşayabilmesi için bu kesitin dışına çıkıp onun son olduğunu nihai düzlemde görebilmesi gerekmektedir. bu da ancak ölümle mümkün olur. demek ki ölüm, kişinin hayatında mutlu sona ulaşabileceği yegane durumdur. ama ironiktir ki kişi buna ulaştığı an, o mutlu sonu kaybedecektir. bir nefeslik, bir anlık bir zaman bütününde bunu hissedecek ve ondan sonra hayata dair mutluluğun sonlandığı o anı duyumsayamayacaktır. ölümden sonra hayat var ise, bu kişinin mutlu sonu değil, mutlu başlangıcı olur ki, yine kişi bu mutlu sonu değil, o mutlu başlangıcı duyumsayacağından, her ne şekilde olursa olsun mutlu sonu tadamayacaktır. yani kısacası...

mutlu son bir andır.
o da kişinin öldüğü andır.
bee veil bee veil
şimdi namazın ardından cemaatle yapılan duaları bitirmek için imam efendinin el fatiha demeden önce kurduğu toparlama cümlesinde geçer, üzerimizdeki nimetini tamamla, afiyetmizi devam ettir, mutlu bir son (ve hüsnel hâtima) nasîb eyle... mutlu son tabi burada iman ve kur'an selametliği içerisinde terk-i diyar eylemek anlamında kullanılıyor. o da büyük ölçüde kişinin toplam hayatında nasıl bir performans sergilediğine vâbeste,.
yani bir insan ömrünü belli bir titizlik içerisinde geçirme gayretinde olamıyorsa günler azaldıkça "mutlu son" beklentisinde de bir endişeye düşebiliyor ki, bu duygu bulanıklığı, sadri alışık'ın balıkçı rolü oynadığı "serseri" isimli filmdeki bir kesitte çok güzel işlenmiş. nasıl olduysa hayatına girmişliğiyle kendisine bir sorumluluk duygusu kazandıran görme özürlü arkadaşını evde fazlaca bekletmemek adına, kazandığı paraları masadakilere iade etmek pahasına kumar masasından adeti oladığı üzere erken kalkmaya teşebbüsünün sebep olduğu -masadakiler tabi diyor neulan sadaka mı veriyon- arbedede bıçakların havada uçuşması.. süleyman turan'ın da yardımıyla o cendereden çıkmayı başaran sadri alışık sahil boyunda şu sözleri sarfediyor:
"az daha ömrümüzün en biçimsiz zamanında ölüp gidecektik." yazık olurdu tabi, allah'tan ölmedi o kavgada da o kızla balık tutup satmaya başladılar, düzenli bi hayatları oldu. ben ise hiç kimse ölsün mölsün istemem yane.
1 /