neden yabancı dil öğrenemiyoruz

figoretto figoretto
"yabancı dil öğrenmede yaşanan sorunlar" gibi de bir başlık açılabilirdi ama bu sorunsala bireysel açıdan bakmayı tercih ediyorum. yabancı dil öğrenmek ve öğretmek büyük bir sorun eğitim sektöründe. 20 yıldır bu işi yapan birisi olarak gördüğüm sorunları tespit etmeye çalıştım bu başlıkta. ekşi sözlüğe yazmayı düşünüyordum ama instela'da bu başlığın olmadığını görünce buraya yazmaya karar verdim. uzunca bir giri olacak bu.

yabancı dil öğrenmek her şeyden önce bireysel bir çabadır ve ciddi anlamda içsel ve dışşal motivasyon sorunudur. içsel motivasyonu, isteği olmayanların yeterince dışsal motivasyonu varsa belki bir dereceye kadar başarılı olabilirler ama içsel motivasyon eksikliği yabancı dil öğrenmeyi sürdürmeyi olumsuz etkiler. içsel motivasyon nedir? içsel motivasyon (ing. intrinsic motivation) adı üstünde içten gelen istekler, dürtüler ve kişisel meraktan/ilgiden kaynaklanan motivasyondur. öğrencilerin önemli bir kısmında bunun eksikliğini gözlemledim. içsel motivasyon oluşturmak dışsal motivasyon oluşturmaya göre daha zordur ve tamamen dil öğrenen kişinin elinde ve kontrolünde olan bir süreçtir. burada öğretmenin payı doğru yönlendirme ve teşvik sağlamaktır. zaten modern yaklaşımlarda öğretmenin temel rolleri kolaylaştırıcı (ing. facilitator), rehber (ing. guide) ve koç (ing. coach) olarak tanımlanır. dışdan gelen motivasyon (ing. extrinsic motivation) ise daha çok maddi ve mesleki nedenlerdir. iş yerinde terfi nedeni olabilen yabancı dil bilgisi öğrenenler üzerinde ciddi bir etki yaratabiliyor ve bu sayede dil öğrenmeye başlayan öğrenciler belli bir oranda başarılı olabiliyor. ancak içsel motivasyonunu oluşturmakta başarısız olanlar öğrenme sürecini sürdürmekte büyük güçlük çekebiliyor. örneğin işinde terfi alacağını bilerek yabancı dil, diyelim ki ingilizce olsun bu dil, ingilizce öğrenmeye başlayan bir öğrenci ya da öğrenici (ing. learner), bir süre sonra sadece mesleki motivasyonla sürdüremeyebiir bu süreci. çünkü yabancı dil son derece işlevsel bir araçtır aynı zamanda: bu dille sosyalleşebilir, kişisel olarak gelişim sağlayabilirsiniz. ya da ingilizce bir şarkı dinlediğinizde yada bir film izlediğinizde bundan mutlu olabilirsiniz. bu da bireyin kendini gerçekleşmesinde asla ihmal edilemeyecek önemli süreçlerdir.

dile yatkınlık önemlidir. dil kendi başına bir bilgi sistemi olduğu kadar bir düşünme biçimidir de. her dilin kendine özgü bir çalışma mantığı ve düşünme biçimi vardır. dile yatkın bireyler öğrenmeye açık, meraklı ve sorgulayabilen kişilerdir. bunun yanında dildeki sistemleri tümevarım ve tümdengelim yöntemleriyle algılayarak genellemelere varabilen ve bu genellemeleri, yani mesela gramer kurallarını rahatça uygulayabilen kişilerdir. dile yatkın kişiler aynı zamanda bu kurallardaki istisnaları (ing. exception) da esneklikle kabullenirler ve dil repertuarlarına katarlar. dili kendi tutarlı sistemi içinde kavramaya çalışırlarken, kural dışına çıkan farklılıkları da kabullenirler. dile yatkın kişiler tutarsızlıklar ya da ikilemler karşısında daha sakindir. panik yaşamazlar. örneğin kelime türlerinin farkında olan bir öğrenici, aynı yazıldığı halde hem isim hem de fiil olabilen bir yığın ingilizce kelimeyi cümle içinde kullanıldığı yere göre ayırt edebilen öğrenicidir. bu öğreniciler genellikle "şimdi bu kelimelerin hepsi karışacak," ya da "bunları nasıl ayıracağız?" diye soru sormazlar.

ortamdan bağımsız olabilen öğreniciler de yabancı dil öğrenmede başarılı olabilirler. ortamdan bağımsız öğreniciler (ing. field-independent learner) kendi başlarına çalışabilirler, öğrenme ortamı dışında okuma, dinleme gibi aktiviteleri kendi başlarına gerçekleştirebilirler. bağımsız kalamayan (ing. field-dependent) öğreniciler de takım çalışmalarında daha başarılı olabilir; ancak bu durum dilin bireysel çabayla öğrenildiği bir çok süreçte engelleyici bir faktör de olabilir. mesela bu tip öğreniciler metin okuma etkinliklerinde, detaylı okuma ve çıkarım yapmalarını isteyen sorular karşısında, istenen çabayı göstermekte güçlük çekmektedirler.

dil dinamik bir sistemdir; kendine özgü kuralları ve istisnaları vardır. okullarda öğretilen tarih veya coğrafya gibi statik veya durağan bir bilgi yığını değildir. dil aslında bu açıdan en çok matematik'e benzer. metematik de bir dil ve düşünme sistemidir. kendine özgü kuralları ve istisnaları vardır. sonlu sayıda kurallarla sonsuz sayıda işlem ve çözüm üretme kapasitesi vardır. dil de öyledir, sonlu sayıda kuralları ile (gramer, morfoloji, yazım vs) sonsuz sayıda özgün cümle üretme kapasitesi vardır. (bkz: noam chomsky) (bkz: steve pinker) yabancı dil öğrenmeye girişen bir öğrenicinin bunun farkında olması işlerini kolaylaştırır; öğrenme sırasındaki potansiyel güçlüklerin üstesinden daha kolay gelir.

yabancı dil öğrenmek aynı zamanda kültürel bir eylemdir. her dil kendi kültürü içinden doğar ve o kültürün izlerini, özelliklerini ve dinamiklerini barındırır. bu açıdan bakınca farklı kültürlere açık ve onları merak eden bireylerin yabancı dil öğrenmeye yatkın olduğunu söyleyebiliriz. yabancı korkusu olan (bkz: zenofobi), az da olsa yabancı dil öğrenmeyi başka bir kültüre tabi olmak zorunda kalmak gibi düşünmeye yatkın bireylerin dil öğrenmede güçlük çektiğini söyleyebilirim. almanca konuşabilmek için alman gibi yaşamanız, ingilizce konuşmak için ingiliz gibi yaşamanız gerekmediği gibi; türkçe konuşan yabancıların türkten çok geldikleri kültüre ait olduğunu açıkça anladığımız gibi, kimse biz ingilizce konuştuğumuzda bizi ingiliz ya da amerikalı sanmaz ve saymaz.

dil farkındalığı önemli bir adımdır yabancı dil öğrenme sürecinde. yukarıda söylediklerime bağlı olarak, anadilinden gayet farklı bir öğrenmenin güçlükleri üstesinden gelinemez değildir. bir almanın, bir hollandalının ingilice öğrenmesi daha kolaydır çünkü sözdizimi olsun kelime dağarcığı olsun çok sayıda ortak noktaları vardır. mesela, ingilizcedeki hukuk terimleri ile fransızcadaki hukuk terim önemli ölçüde örtüşür. ve ingilizce öğrenen bir fransız hukulçusu bu konuda önemli bir güçlük çekmeyecektir. ama birinci dili/anadili türkçe olan bir hukukçu, ingilizce hukuk terimlerini anadilinden transfer yoluyla edinemez; aksine hedef dilin, yani ingilizcenin sistemi içinde terimleri yeniden öğrenmesi gerekebilir.

dil farkındalığı aynı zamanda öğrenilen dilin kendine özgü yapılarının, kalıplarının hatta prefabrike kelime gruplarının olduğunu bilmek demektir. hatta bu açıdan bakarak yazılmış ders kitapları vardır. dili sadece kelimesel yapı ve kalıplardan ibaret görerek geliştirilen yöntemlerle dil öğrenmenin mümkün olduğu gösterilmiştir; ancak bu yaklaşımı benimsemiş öğretmenlerin azlığı yüzünden bu yöntem yaygınlaşamamıştır. (bkz: lexical approach)

dildeki tekrarlanan yapıları, kalıpları ve sistemik kelime silsilelerini görebilen öğrenciler (field-independent learners) hedef dili daha kolay algılar, öğrenir ve edinirler. mesela işlevine uygun olarak zamanda sıralama yapan sözlü veya yazılı bir metinde bu sıralamayı yapmak amaçlı kullanılan bağlaçları (first, next, then, and then, afterwards gibi) kolayca görebilen öğrenici belli bir tekrardan sonra artık kendisinin ürettiği bir söylemde (ing. discourse) bu ifadeleri kullanmakta güçlük çekmez.

yabancı bir dili etkin bir biçimde kullanabilmek için o dilin kullanım alanlarında yeterince uygulama yapmış olmak gerekir. ingilizcedeki "practice makes perfect" (tr. pratik mükemmel hale getirir) sözü bu açıdan tartışmasız doğrudur. dil sonuçta bir beceri alanıdır. bu açıdan en çok araç sürmeye benzer. araç sürmeye ilk başladığımızda ne kadar ürkek ve çegingen olsak da belli bir süreyi ve mesafeyi katedince, kendimizden daha emin olarak gideceğimiz yola ve menzile odaklanırız. daha hızlı ve hatasız araç kullanırız. dil öğrenmek de böyle bir şey, ne kadar çok uygulama yaparsak hata yapma ihtimali azalır ve daha akıcı oluruz.

yabancı dille ilgili yaklaşım ve kuramlar her ne kadar genel bir bakış içerse de, ingilizce bir takım özel yaklaşımlara tabidir öğrenme ve öğretme açısından. bunlardan en önemli bir tanesi, ingilizcenin uluslararası bir iletişim dili olduğu gerçeğidir. 20ci ve 20nci yüzyılın lingua franca'sıdır. nasıl latince bir zamanlar felsefenin, bilimin, siyasetin, ticaretin ortak dili olduysa, şimdi aynı durumda olan ingilizcedir. bunun farkında olan her öğrenicinin, kendini dünyaya entegre edebilmesi için bu dili kullanabilmesi elzemdir. ama ne yazık ki önemli sayıda yetenekli öğrenicinin yabancı dil öğretmenin getirdiği sorumluluk ve çabadan kaçmayı tercih ederek bu gerçeği göz ardı etmesi şaşırtıcıdır. yabancı dil öğrenmeyi bir takım palyatif önlemlerle çözebileceğini düşünen ve bu uğurda parasını harcayan bir yığın öğrenici adayı olmuştur ve olacaktır da bu beklenti içinde oldukları müddetçe. 3 ayda ingiizce, uykuda ingilizce vb gibi ifadeler kullanılarak yapılan tanıtımlarla pazarlanan ingilizce kurslarının gerçeği yansıtmadığını biraz bilgi ve deneyim sahibi herkes bilir. bu nedenle, yabancı dil öğrenmek için kişisel çaba ve fedakarlık gerektiğinin farkında olmak yabancı dil öğrenmeye giden yolu açacaktır.

yabancı dil öğrenmeyi güçleştiren nedenlerden biri de öğretici/öğretmen sıfatını taşıyanların yukarıda bahsettiğim kavramlardan yeterince haberdar olmamasıdır. milli eğitimdeki çoğu devlet okulunda ingilizce ve diğer yabancı dil öğretmenleri hizmet içi ve dışı mesleki eğitimlerini yeterince taze ve yeni tutmakta bir çok nedenden ötürü güçlük çekmektedir. hizmet içi eğitim bu konuda eğitim verecek elemanların yetiştirilmesini gerektirir. bu da fazladan yatırım ve emek demektir. milli eğitimimiz henüz bu aşamada değildir. ancak son yıllarda yapılan bazı çalışmalar üniversite ve lise düzeyinde yabancı dil öğretim süreçlerinin ivedilikle ele alınıp iyileştirilmasi gerektiğini ortaya çıkarmıştır. bunun için 2015'te yayınlanan british council raporu çok kapsamlı ve önemli bilgiler içermektedir. www.britishcouncil.org.tr

ülkemizdeki ingilizce ve diğer yabancı dil öğretmenlerinin en az celta düzeyinde uluslararası geçerliliği olan bir sertifikaya ve eğitsel standarda sahip olması sağlanmalıdır. bunlar olmadan, yabancı dil öğrenmeye en yatkın öğrenicilerin bile kaybedilmesi mümkündür; bu yüzden yeterince mesleki standartlara erişememiş öğretmenlerin iyi öğrencileri ürkütüp küstürdüğü olagelmiştir. bunu mesleki tecrübelerime dayanarak söylüyorum. lise yıllarında ingilizceden nefret edip, üniversite hazırlıkta iletişim kurabildiği bir ortam ve öğretmen bulabilen nice öğrencinin yeteklerinin farkına varıp ingilizceyi hayatındaki bir sorun olmaktan çıkardığını gördüm. bu nedenle dil öğrenmek ve öğretebilmek aynı zamanda öğretici ve öğreticinin mensup olduğu kurumun da (okul, milli eğitim ve üniversitenin) sorunudur.
enverhoca enverhoca
ben öğrendim.
hem de çok iyi. ilk okul, orta okul, üstüne lise, üstüne lisans üstüne yüksek lisans, üstüne ikinci üniversite...
hepsini bu yabancı dilde tepeledim. işin ilginç yanı bu yabancı dilde öğretmenlik yapıyorum.
kim demiş yabancı dil öğrenemiyoruz diye.
fark ettim fark ettim
anadilini öğrenemeyen insan, anam babam nasıl başka bir dil öğrenir? birini dahi yarım yamalak konuşamıyor, kuralına dikkat kesilmiyor, basit hataları yapmaktan çekinmiyor; bu adem past perfect tense öğrenecek öyle mi?

kuralları uymayı genel olarak ahmaklık sanan ve dikkat çekmek için zırt diye ortaya çıkan civan merte nasıl olur da düzensiz fiilleri öğreteceksin? başlık açılma şartı belli, duyuru olarak yazılacak "neden yabancı dil öğrenemiyoruz" cümlesini başlık olarak açıyorlar. "yabancı dil, dil öğrenme..." gibi nice yazılacak başlık varken dikkat çekmek için bu kuralı hiç ediyor. şimdi bu insana it zamirinin iki tane edat aldığını anlatsan, ademoğlu seni dinleyecek mi?

her şeyi biliyorum havasından geçilmeyen güzel güzel kızlarımız yakışıklı yakışıklı oğlanlarımız türkçe sözlük karıştırmayı abes görürken öğrenilecek yabancı dilin sözlüğünü nasıl ve neden karıştırsın?

kurala uymak, kuralına göre konuşmak eğitimi almayan birisi yabancı ülkede "lan bunu nasıl diyeceğim, bunun kuralı neydi?" diye bön bön etrafına bakarken konuşamıyor ve konuşamadıkça pratik yapamıyor. her şeyi en iyisini bildiği için hata yapsam alaya alacaklar diyor alaya almasınlar diye hata yapa yapa öğrenilir kısmını atlıyor.

"sorun çözmek" konusu ecnebiler sorunun doğru tespiti ile başlanacağını yazar, çizer. aç bir bilim kitabını oku, aç bir mühendislik kitabını oku. önce sorunu yani problemi tanımayı öğretirler. sorun bu gibi konular olunca isteyen istediği şekilde yöntem geliştirmeyi denesin, olmaz. ne demiş atalarımız "balık baştan kokar"

"insanoğlu" kelimesini eril diyerek üstüne çizen koç şirketi yerine "insanlığın" kelimesini uygun görüyor. sözlüğe bakılsa ikisi arasındaki fark dağlar kadar. ingilizce'deki "man" kelimesini eril bulup "humanity" demek gibi bir şey. aç bir tane ingilizce kitap oku. insanoğlunu, insanı, ademi "man, men" diye yazmışlar. büyük şirketler türkçe'yi böyle katlederken kendilerine ingilizce'den yüksek puanlı çalışan arıyorlar. böyle olur mu?

sorun yabancı dilde değil; sorun anadilini dahi kullanamamakta, noktasına virgülüne dikkat etmemekte, kurallara uymamakta, diline itina etmemekte.

"bende bu akşam dışarı çıkam diyodum" diyen insan, bunu başka dilde nasıl öğrenebilir ki? daha türkçe'sini söylemekten aciz ve ukala.
4
shadow in dark shadow in dark
bak bak olaya bak.
sanki türkçe, matematik, fen öğrenilmiş de. neden ingilizce öğrenilemediğine dair makale yazmış suser.
çok basit cevabı aslında. bak; sistem öğrenilmesin diye var zaten. öğreten yeterli değil. öğrenen gerekli bilişsel düzeyde değil. sınav sistemleri ve ders içerikleri yanlış. bu kadar. yoksa konuşma dili olsa onu da türkçe kadar öğrenirdik. türkçe dil bilgisi de yarım yamalak zaten bizim.
mncdprssv mncdprssv
sosyal zeka düşüklüğü..

kendimizi iletişime açık sanmamız..

kendi dilimizi bile öğrenememiş olmamız..

toplam zeka düşüklüğü.. vs..