neo liberalizm

1 /
fempusay fempusay
neo liberalizmin üç başlığı vardı: kamu harcamalarının sıfırlanması, ücretlerin aşağı çekilmesi ve işsizliğin tırmandırılması. 1968 hareketinden bekledikleri umut, hareketin yenilgisiyle yerini çözümsüz bir hayal kırıklığına bırakan dönemin aydınları, neo liberal saldırının da teorisyenliği işini üstlerine aldılar. karşı çıkmanın delilik olarak adlandırıldığı neo liberal argümanlar her yeri kuşatan sert bir akıntı haline geldi. devlet küçültülmeli, girişim özgürlüğü sınırsız hale gelmeli, bireycilik kutsanmalıydı.

1989-91 yıllarında doğu bloku’nda stalinist rejimlerin devrilmesiyle birlikte, liberalizm şaha kalktı. birinci bush’un yeni dünya düzenini ilan etmesiyle birlikte, bir de tüm sivri zekalıların bundan böyle sakız gibi çiğneyecekleri bir kavram, bir süreci nitelemek için kullanılmaya başlandı: küreselleşme!
neo liberalizmin bütün devletin küçültülmesi ve bireysel özgürlük çığlıklarının altında, dev şirketlerin sömürü özgürlüğünü biraz olsun denetleyen tüm kurum, yasa ve örgütlenmelerin ortadan kaldırılması arzusu yatıyordu. küreselleşme teorisi ise, artık sınıflar mücadelesinin, ulusal sorunların, ulus devletlerin, kimlik bölünmüşlüklerinin öneminin kalmadığı ve bilgi ve teknoloji alanındaki devrimlerle birlikte insanlığın gezegen çapında mutluluğu yakaladığı bir dönemin, halihazırda geri dönüşü olmayan bir biçimde kurulduğunu savunuyordu. küreselleşme teorileri, neo liberal saldırılara direnci kırmak, öncü işçileri, sosyalistleri ve sendikacıları çaresiz ilan etmek için üretilen bir ideoloji işlevi gördü.

ekleme: bu yazı c/p yöntemi ile goecities.com sitesine bağlı bir sayfadan alınmıştır.
gelirsemkal gelirsemkal
(bkz: margaret thatcher)
(bkz: ronald reagan)
- devlet harcamalarının, sermayeye verilen krediler dışında azaltılması
- milli piyasalardansa uluslarlarası piyasaların hedef alınması
- global ticaret duvarlarının indirilmesi
- orta doğu ülkelerinin silah müşterilerine dönüştürülmesi
- zarar eden sosyal güvenlik kurumlarının özelleştirilmesi veya kaldırılması
- artık sovyetlerin bir rakip olmamasından dolayı afrika ve guney amerika ülkelerine verilen mali desteğin azaltılması veya kesilmesi;
- bu sayede birçok rejimin iflası ya da yıkılması
gibi sonuçları olmuştur.
(bkz: turgut özal)
(bkz: tansu çiller)
(bkz: kemal derviş)
rahatsız rahatsız
ahmet insel'in "hegemonya'nın yeni dili" alt başlığını taşıyan; neo-liberalizm üzerine çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarının derlenmesiyle birikim yayınlarından çıkan kitabı. bu kitapta ahmet insel iktisat ideolojisinin en saldırgan ve dogmatik mehzebini oluşturan neo-liberalizm'in kapatalizmde ciddi dönüşümler neden olduğunu, sosyal adalet amaçlı büyüme hedeflerinin ortadan kalkmasıyla yeni bir ortaçağ veya vahşi kapitalizm görünümü sunan mali sermaye birikimi rejiminin toplumlar üzerinde nasıl bir hegemonya kurduğunu, bu hegemonyanın oluşumunu, dile getirdiği vaatleri ve bunların gizlediği gerçekleri ele alıyor.
yerdengelen yerdengelen
kısa, öz ve kelime anlamları ile; çağdaş (yeni) özgürlükçülük..

gelgör ki en son; dilimizin döndüğü, aklımızın yettiği haliyle kapitalizmin çakmadık çivi bırakmadığı dünya hanesinde sosyal ve ekonomik sorunlara bir diğer alternatif çözüm kalmadığında doğal bir tepki olarak geçileceğini tahminettiğim.. ve ancak alternatifler içinde alternatifsiz kalmış beşeriyetin doğru kabloyu kestiğinde hali hazırda yaklaşılan sonu gösteren basit bir saat, yanlış kabloyu kestiğinde ise hep beraber yıldızlı semalara kanat çırpacağımız etkili bir bomba vasıflarına sahip sistem yahut ğ planı
tazmanya canavarı tazmanya canavarı
liberalizmin önerdiği özgür ortamı amaç gibi gösterip dünyayı daha fazla ateşin tüttüğü bir cehennem haline getirmek isteyen, silah tüccarlarının ekmeğine yağ süren görüş. şimdilerde bunu ateşli bir şekilde destekleyenler yarın çocuklarına savaşların meşruluğunu nasıl anlatacaklar merak ediyorum. liberalizmle uzaktan yakından alakası olmayan, söylemler üzerinden kitleleri uyutarak çokuluslu derebeyliklerin kurulması sürecinin gavurcası.
earendill earendill
"liberalism reloaded."dır. 1930'lara dek dünya ekonomisine yön veren iktisadi kabuller piyasacıydı. 1929 ekonomik buhranından sonra ise krizden çıkış reçeteleri olarak ekonomiye müdahale etme gereği hissedildi, burada da keynesyen iktisat anlayışı ciddi bir ilgi görmeye başladı. sonraları refah devleti'ne dönüşen bu anlayış 1970'lerde yaşanan bir başka büyük kriz olan petrol krizi ile yerini tekrar liberalizme bıraktı. işte bu ikinci ortaya çıkan liberalizm dalgasına neo-liberalizm denir. reagan ve thatcher'ın muhafazakar ekonomi politikalarını besleyen bir akımdır ve verilen isimdir. önemli neo-liberal iktisatçılar için:

(bkz: friedrich von hayek) (=ağababaları)
(bkz: henry hazlitt)
(bkz: milton friedman)
fen liselim fen liselim
ezberlerle savunulan ya da yerilen ekonomi okullarından biri. sanılanın aksine 1980'lerde değil, 1870'lerde ortaya çıkmıştır, neo-klasik iktisat olarak da bilinir.

"neo-klasik okul, 1870’lerden 1920’ye kadar geçen 50 yıllık dönemde, klasik değer teorisinde köklü bir değişim yapan ve geçimlik veya doğal ücret anlayışından marjinal verime bağlı ücret anlayışına geçen, fakat bunun dışında klasik görüşleri ve liberal ideolojiyi sürdüren iktisatçıların okulu olmuştur. büyük bunalım’ı izleyen yıllarda hakim ideoloji olma özelliğini keynesyen iktisada kaptıran neo-klasik okul, 1980’lerin başından itibaren yeniden hakimiyetini geri almış görünmektedir." - gülten kazgan (1993) iktisadi düşünce veya politik iktisadın evrimi, istanbul: remzi kitabevi
emekli kerem emekli kerem
iktisat bilgisi yerlerde sürünen biri olarak kapitalizmden gayrı ne farkı var anlamadığım şey.

hakkında "neo liberalism as a water balloon" adında bir deney izledim. hala daha anlamıyorum kapitalizmden farkı nedir.

ilgili deneyler için;


parça 1-

parça 2-


bunları anlayıp bana dönün, toplumla balon arasındaki ilişkiyi kuramayan bünyeme güzel güzel anlatın rica ederim.
reflex reflex
neo liberalizm yeni özgürlükçülük. ama ne yeni, ne de özgürlükçü! 19. yüzyıl kapitalizminden daha da azgın neo liberal dalgalar. gelir dağılımı eşitsizliğini körükler durumda.

dünyadaki 7 kişinin gelirinin, yaklaşık 541 milyon insanın gelirine eşitliği sorunsalını çözecekse, "laissez faire, laissez passer" diyeceğim!

aksi takdirde bırakmayalım yapmasınlar, bırakmayalım geçmesinler...
mrsteacher mrsteacher
"türkiye'de özellikle 24 ocak kararları sonrası ve 1980'lerin ortalarından itibaren neo liberal bir ekonomi programı uygulanmaktadır. akp'nin izlediği ekonomi programı nitelik itibarıyla özal'ın demirel'in, çillerin politikalarından farklı değildir. olgunlaşmış bir neoliberal program çerçevesinde devletin neo-liberal dönüşümü süreci (yönetişim mekanizmaları, özerk kurumlar, kalkınma ajansları, yeni sanayi stratejisi, ulusal istihdam stratejileri, enerji ihale ve kurumları vs.) işe tamamlanmış değildir ve bu sürece bu yalnızca emek gücü üzerinde değil, toplumun yaratmış oluğu tüm maddi değerler üzerine süren sert bir rekabet ve paylaşım mücadelesi eşlik etmektedir.

ikinci olarak neo liberalizm tıpkı merkantilizm, keynesçilik ya da "bırakınız yapsınlar"cı liberalizm gibi değişen, dönüşen bir ekonomi paradigmasıdır. yaşanan krizler karşısında yeni arayışlar ve politikalar geliştirilmektedir. washington mutabakatı, ters washington, yeni kurumsalcı yaklaşım vs. temelde bu sürecin büyük ölçüde uluslararası malı sistemde ve finansal yapılarda yarattığı kırılmaların çözülmesini hedefleyen birer uğrağıdır.

üçüncü olarak neo liberal ekonomi politikalarıyla baskı rejimleri ve diktatörlükler arasındaki mükemmel uyumdan sözetmek gerekir. kamunun tasfiyesine, geniş çaplı özelleştirmelere sağlık, güvenlik vb. hizmetlerin özelleştirilmesine, kitlesel örgütlenmelerin dağıtılmasına ya da yasaklanmasına dayanan neo liberal ekonomik ve toplumsal siyasetler en kolay uygulama alanını bu ülkelerde buldular. temel toplumsal destekler ve onay mekanizmaları işe büyük ölçüde siyasal iktidarlar tarafından korporatist bir ilişki içinde yeniden tanımlanan toplumun muhafazakar ve tutucu kesimlerinden derleniyor diyelim o da eksik kalmasın...

bu değişimi örnekle anlatayım, mesela eskiden kaldırımları belediyelerin işçileri, yolları karayollarinin işçileri yapardı. bu işçiler özel sektörün acımasız şartlarında çalışmadıklarından, kadrolu ve örgütlü olduklarından çalışma koşulları düzgündü, gerektiğinde çalışma şartları ve maaşları için eylem yaparlardı, sendikaları vardı. günümüzdeyse bu işler özel şirketlere ihale edilmiş durumda. bu şirketler de genelde ihaleleri alıp taşeron şirketlere iş yaptırıyorlar. bu işçilerin kadrosu yok, çoğunun sigortası yok, ağır koşullarda ve kısa dönemli çalıştırılıyorlar, gelirleri de kadrolu işçilere göre çok düşük kalıyor.

çıkarılan yasalarla işler özel şirketlere ihalesiz yanı pazarlık usulu verilebildiğinden, ya da bir takım özel şartlarla ihaleler istenen şirketlere verildiğinden, yerel yönetimler olsun, merkezi devlet olsun, halktan vergi toplayıp onu şirketlere lağveden bir numaralı kapitalizm finansoru haline geldi.

şimdi devlet eskisinden de daha fazla vergi topluyor. belediye kaldırım yapacaksa özel şirkete ihale ediyor. devlet toplu konut yapacağım diyor, özel şirketlere gidiyor. böylece başa gelen hükumetler ve belediyeler istediklerini zengin ediyorlar.

bu nasıl bir devlet küçülmesidir anlayan varsa anlatsın. taşeronculuk, rant, ihaleye fesat karıştırma düzeninin adıdır neoliberalizm. üstelik de hükumetlerin sermayeye hükmetmesini sağlıyor. sevmediğine milyar dolarlık vergi borcu, senden olana yağlı bağlı ihale. nitekim akp'nin gelişiyle turkiye'deki yalı sahiplerinin değişimine, ilk 500 büyük şirket içindeki musiad ve tuskon dağılımına bakıldığında, devletin istediğini batırıp istediğini çıkardığı vahşi bir yapılanma görüyoruz.

neoliberal devlet, doğrudan sermaye üreten, kötü bir devlet kapitalizmi. bunu hiç devletin ekonomiden elini yağını çekmesi olarak falan görmemek gerek. devletin bizzat zenginlik dağıtması demek çok daha doğru olur. üstelik yoksul kesimin, çalışan kesimin elinden direnme mekanizmalarını, itiraz mekanizmalarını da almış, dişlerini teker teker sökmüşler. kimse bir şeyi değiştireceğine inanmayor, iş bulduğuna şükreder hale geliyor. iş bulamazsa da sucu devlette bulmuyor, çünkü devlet işveren değil nasılsa.

eskisi gibi işleri devlet işçileri yapsaydı, sermaye bu kadar hızlı el değiştiremezdi, bu kadar hızlı rant yaratılamazdı. sermaye bu kadar hızlı el değiştirmezdi. aslında esas güçlü ve aşırı büyük devlet neoliberal devlettir.

hayek'in hocası olana iktisatçı ludwig mises, daha 1927 liberalizm için şu tanımı yapar: 'liberalizmin programı tek bir sözcükle özetlenecek olursa şudur: mülkiyet, yanı üretim araçları üzerinde özel mülkiyet... liberalizmin bütün öteki talepleri, bu temel talepten kaynaklanır.'"
1 /