norman fairclough

metrodakikemancı metrodakikemancı
diyalektik ilişkili eleştirel söylem çözümlemesi yöntemini bulan ve geliştiren bilim kişisi.
lancaster university'de de hoca kendisi.

aslında metin analizi üzerine uğraşıyor. ne yazık ki kitapları henüz türkçe'de yok.
(bkz: language and power )
(bkz: political discourse analysis)
(bkz: discourse and social change )

yani aslında bu konuda bir diğer söylem analizcisi yüzünden ikinci plana atılıyor gibi ama neyse o tarafa girmiyim.
foucault'dan etkilendiği söylenebilir. zira söylemi bir sosyal pratik olarak görüyor. dahası söylemin sosyal ilişkiler sarmalının bir yansıması olarak inşa edildiğini dolayısıyla bir konuşmadan ya da metinden ideolojik, hegemonik ya da kişisel çıkarımlar yapılabileceği üzerine düşünmekte. bu mevzuyu türkiye'de edibe sözen de böyle düşünüyor sanırım.
zira onun da bir sözü var : " söylem üzerine yapılan araştırmalar, analizler birey ,toplum ve sosyal gerçeklikler hakkında bilgi edinme yollarından biri olarak anlaşılmalıdır."
neden bahsediyorum aslında şöyle açıklayayım fairclough son çalışmalarında şöyle bir şey ile uğraşıyor örneğin yeni işgücünün politik söylem metinleri üzerinden üretimi gibi.
ya da
yeni kapitalist koşulların söylemin düzeni üzerinden egemenliğini yeniden nasıl oluşturduğu gibi konular.

açıklamaları aslında anlaşılacağı gibi biraz marxist bir temel taşıyor. nihayetinde rıza üretimi ve temeldeki hegemonya kavramları antonio gramsci'den neşv-i nema buluyor.
söylemin oluşturulabilmesine ilişkin göstergesel temellerin güncel ekonomi politiğiyle ilişkili bulunduğu ve üretilen her söylemin sosyal yapı veya kimliklerin yeniden üretimine yardımcı olduğunu önesürer.

söylemin metalaşmasına dair görüşleri biraz da habermas'tan etkileniyor sanırım. ya da katıyor diyelim. zira habermas söylemin metalaşmasını, günümüz eğitim sisteminde ortaya çıkan pazar ilişkilerinin söyleme dair bir anlam çarpıtmasıyla açıklar. nihayetinde egemen iktidar kaynaklı iletişim ve eğitim söylemleri insan yeteneklerini geliştirmekten ziyade bireyleri pazara hazır etmektedir.
mesela bu bireyler;
mutlu bir gelecek tasavvur ederken,mutluluğun, çok para kazanmak ve bu yolla istediğini "satın almak" ile gerçekleşeceğine dair bir söylemle eğitildikleri için kurallara uyan bir çalışan ve deli alışveriş yapan bir tüketici olma hayaliyle dolmaktadır. haliyle bunun dönemin ruhuna ilişkin bir anlam inşası olduğu ortada.

bu bakış açısıyla söylemin bir eylem yönelimi olduğunu savunur. o sadece bahsedildiği gibi oluşturulan- inşa edilen bir şey değil aynı zamanda inşa edendir de.
ne demek istiyorum:

mesela tayyip erdoğan'ın "saray " değil de "külliye" demesi.
bu iki kavram arasında sadece söyleniş farkı yok. ardına baktığımızda koca bir ideolojik farklılık var.
ya da
"restorasyon" yerine " ihya etmek" gibi.
ya da
"silivri soğuktur şimdi" esprisinin arkadasında inşa edilmiş sosyal bir gerçeklik olan muhalif söylemin son on yedi yılda başına geleni billurlaştırması gibi.

eh akşam akşam yazıp rahatladığıma göre olaysız dağılabilirim.