nuriye ve semih in açlığına ses ver

1 /
al cenneti çal başına al cenneti çal başına
nuriye gülmen ve semih özakça açlık grevlerinin 61. gününde. bu konuya dikkat çekmek için twitter'da böyle bir hashtag başlatılmış.
fetö operasyonları yapılacak diye ohal ilan eden hükümet, tüm alanlarda her türlü muhalif sesi surturmaya çalışıyor. hani bir slogan vardı susma sustukça sıra sana gelecek diye. bu adaletsizliğe sessiz kalmamak gerek.
iki eğitmenimizin son halleri paylaşılmış twitter da:


feto ile mücadelede siyasi ayağa ulaşamadık diyenler, feto ile alakası olmayan insanları ekmeklerinden ettiler. gün olur, devran döner...




edit:


menderes samancılar'dan destek videosu gelmiş.

anarşistkedi anarşistkedi
nuriye gülmen ve semih özakça'nın işlerinden sonra canlarını da kaybetmemesi için başlatılan kampanya. seslerine ses olalım, mücadelelerini büyütelim. bu insanların mesleklerinden de ötesi, onurlarıyla ve haysiyetleriyle oynanıyor. haksız yere ve sorgusuz sualsiz khk'larla atılan bütün akademisyenler için adalet arıyoruz.
confessions confessions


bir insanı hapse atabilirsiniz, olabilir.
hatta; idam bile edebilirsiniz, yanlış doğru hukuk vardır adil yargılama yapılmıştır suçunun karşılığıdır kabul bile edebilirim.
ama bir insanı açlığa mahkum edemezsiniz, bir insanın ekmeği ile oynayamazsınız. bu insanların çocukları ailesi var.
lorenzo nun laması lorenzo nun laması
insanın içini acıtan hashtag.

umarım yaptıkları bu pasifist eylem bir sonuca ulaşır. öte yandan, romantizmi bir yana bırakıp gerçekçi olmak gerekirse, sistem yani otorite, bu tip pasifist eylemlerin başarıya ulaşmasını istemez. hatta bü tür eylemler, otorite için şiddet içeren eylemlerden daha tehlikelidir. çünkü insanlar, otoriteyle yaptıkları sözleşmeyi ve barış halini bozup şiddete başvurma yöntemine çok başvurmazlar. bu yüzden, görece daha konformist ve tehlikesiz bu eylemlerin başarıyla sonuçlanması, sistemin kolay sarsılabilir olduğu algısını yaratır. akp gibi, senelerce güç, istikrar ve zorbalığı şiar edinmiş, algıyı bu yönde inşa etmiş bir otorite bunu asla istemez. bence bu yüzden başarıya ulaşması son derece zor bir eyleme girişmiştir bu güzel insanlar. yine de umarım ben yanılırım ve haklı mücadelelerini kazanırlar.
bilirbilmez bilirbilmez
haklı seslerini duyuralım tabii duyurabildiğimizce.

ama lütfen, lütfen "...açlık grevine destek oluyorum" demeyin. çünkü açlık grevine "destek" olunmaz. açlık grevini yapan yapıyor, onun vücudu, beyni hasar görüyor, o belki ölüyor sonunda. "destek" olanlara hiçbir şey olmuyor.

bakın iki ay olmuş...

dilerim o saçma sapan khk'lar iptal olur, bir şey olur bu insanlar işlerine dönerler. (ki içlerinde arkadaşlarım, dostlarım var...) fakat bu, yakın zamanda gerçekleşme ihtimali kuvvetli bir dilek değil.

şu an, açlık grevindekilerin grevi bırakması beni khk'larla ilgili olumlu gelişmelerin hepsinden daha çok sevindirecek.

açlık grevi sırasında b1'in önemini bildiklerinden eminim. yanlış müdahaleyle grevdeki birine yemek veya serum verilmesinin ağır hasarlara (wernicke-korsakoff sendromu) yol açtığını da herkesin bilmesini isterim.
core satin core satin
ne zaman dönüm noktası sayılabilecek bir olay yaşansa, ucu hep güzel insanlara dokunuyor. iki hafta önce kendilerini ziyarete gittim. böyle zarif bir direniş biçimi görmedim daha. "nasılsınız hocam" sorusuna, "biz iyiyiz çok iyiyiz lütfen siz de dikkat edin kendinize" diyebilecek kadar naifler.

bugün açlık grevinin 62. günü. ve güler yüzlü hocamın gülüşünü soldurdular.
cauchy euler cauchy euler
"ne ah edin dostlar, ne ağlayın! dünü, bugüne; bugünü, yarına bağlayın!" şeyh bedrettin

vücutlarının kalıcı bir şekilde hasar görmesine çok az zaman kaldı. lütfen, görmezden gelmeyin! o kadar haklılar ki savunmaya ihtiyaç bile duymuyorum. eğer onlara bir şey olursa kendimi hiçbir zaman affetmeyeceğim. onurlu mücadeleleri önünde eğiliyorum.
needforspeed needforspeed
khk denen utancın eseridir.

ülke khk ile yönetilirken referandumda evet diyenler de bu utancın sahibidir.

insanlara adaletle yaklaşmayan bu güruhun inandıkları tanrıdan merhamet göreceğini düşünmesi ise ayrı manidardır.

sanmayın ki faşist olandan bir gün hesap sorulmaz.
bilirbilmez bilirbilmez
bir imza kampanyası var:https://www.change.org/p/government-of-turkey-reinstate-nuriye-and-semih-to-their-jobs

bir de irfan aktan'ın yazısı:http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/05/09/durum-acil-ve-hayati/

durum acil ve hayati!
gülmen ve özakça hızla kilo kaybediyor, sağlık sorunları derinleşiyor. belki de bir daha telafisi olmayacak sağlık sorunlarının baş göstermesi an meselesi.

günlerdir aklımda 14 nisan'da söyleşi yaptığım hdp sözcüsü ve urfa milletvekili osman baydemir'in cezaevlerindeki açlık grevine dair şu cümlesi dolanıyor: "bir insan hakları savunucusu olarak kendim dışında hiç kimse için doğru bulmadığım açlık grevine başvurmaya mahkûm ediliyor bu insanlar."

nuriye gülmen ve semih özakça da herhalde kendileri dışında kimseye açlık grevini önermezler. ama onlar kendileri için bunu doğru buldular ve bizim de buna saygı duymamız lazım.

insanın, kendisi dışında hiç kimse için açlık grevini doğru bulmaması, önermemesi çok temel bir ahlaki perspektif. fakat bu tutumu sadece baydemir gibi yıllarca açlık grevlerine tanık olmuş, ara buluculuk yapmış bir insan hakları savunucusu göstermemeli. dahası, bu perspektif, yetkililere gaspettikleri hakları iade etmeleri çağrısında bulunarak, onları buna zorlayarak açlık grevine girmiş insanları kurtarma mücadelesine girmekten kimseyi alıkoymamalı.

grevlerinin 60'ıncı gününde, insan hakları anıtı önündeki bankta oturan nuriye gülmen'e baydemir'in bu cümlesine benzer bir cümle kurdum. gülmen'in yanıtı: "biz ölmek isteyen insanlar değiliz. aklımızı yitirmedik ki! ama 'açlık grevini bırakın' demenizin bizim mücadelemize hiçbir katkısı yok. son günlerde çok sık duyuyorum bu çağrıyı. ama bu tür çağrılar sadece bizi üzmeye yarıyor. eğer bizim için bir şey yapmak istiyorsanız, lütfen o şey bize grevi sonlandırın çağrısı olmasın. herkes elinden ne geliyorsa onu yapsın."

peki elimizden ne gelebilir? sanırım "açlık grevini bırakın" çağrısı, elimizden gelmeyen şeyi yine açlık grevini sürdürenlere yaptırmaya çalışmaktan ibaret. onlar açlık grevini bitirirse, bizler de derin bir nefes alacağız. ama hepsi bu!

o halde ne yapmalı?

gülmen ve özakça hızla kilo kaybediyor, sağlık sorunları derinleşiyor. belki de bir daha telafisi olmayacak sağlık sorunlarının baş göstermesi an meselesi. gülmen dün (8 mayıs) fenalaştı, bugün (9 mayıs), 6 aylık mücadele ve iki aylık açlık grevi sonrası ilk kez yatağa düştü. ikisi de tıbbi müdahaleyi reddedeceklerini söylüyor.

bir de "uzaklarda", dersim'de düzenlenen hava operasyonunda hayatını kaybeden oğlunun cenazesini almak için 75 gündür açlık grevinde olan kemal gün'ü de unutmamak lazım. gün, kritik eşiği çoktan aştı. istediği tek şey, oğlunun cenazesi veya kemikleri.

yaşar kemal, orhan pamuk, mehmet bekaroğlu gibi isimlerin ara buluculuk yaptığı, cezaevlerinde 1996'da gerçekleştirilen ölüm orucunda on iki insan hayatını kaybetmişti. ilk ölüm açlık grevinin 60'ıncı gününde gerçekleşmişti. grevde yer alan mehmet gürel, daha sonra bbc'den gazeteci rengin aslan'a şunları söylemişti: "arkadaşlarımızdan biri, ara bulucu heyet geldiği zaman, onlarla konuştuğumuz sırada, onların önünde öldü.'"

bir zamanlar yaşar kemallerin yaptığını yapacak insanların hâlâ olduğuna inanmak istiyor insan.

artık somut şeyler yapılması lazım. sendikalar, sivil toplum örgütleri, insan hakları örgütleri, siyasi partiler, demokrasi talep eden tüm yapı ve inisiyatifler artık etkin bir çabaya girişmek zorunda. mesele artık yüksel caddesi'ne gidip gülmen ve özakça'ya destek ziyareti yapmayı geçti. zaten gidenler de artık gülmen veya özakça'nın her an orada olamadıklarını, sağlık sorunları yüzünden sık sık "nöbet yerini" bıraktıklarını görüyorlar.

mesele acil, durum hayati!

sezen aksu, gülmen ve özakça'nın açlık grevini sonlandırabilecekleri bir girişim için hükümete çağrı yaptı. aksu, "bütün yetki sahiplerinden rica ediyorum: lütfen bir dinleyiniz, seslerine kulak veriniz" dedi.

sezen aksu yahut kendi hayatı dışındaki hayatlara da önem veren etkili isimler bu çağrının arkasını getirip bir girişim başlatabilir.

bizler, tek tek insanlar da bu sesi muhataplarına iletmek için her türlü iletişim aracını etkili kullanabiliriz. şu an sosyal medyada, hayat-memat meselesi olmayan hiçbir konuyu konuşacak zaman değil!

khk'larla haksız yere işinden atılan insanların talepleri son derece basit ve net: işlerini geri istiyorlar.

böyle bir talebi, iş başında böyle bir hükümet varken açlık greviyle ifade etmek doğru mu, yanlış mı, bu tartışmanın zamanını da aşmış durumdayız.

sonuçta, açlık grevi dışında bir yol görmeyen iki insan, 65 güne yaklaşan bir süredir başbakanlık, adalet bakanlığı ve milli eğitim bakanlığı'na sadece 200 metre, tbmm'ye de 500-600 metre ötede eriyip gidiyor.

sezen aksu'nun öncüsü olabileceği veya onun sözünü devralacak etkili isimler, sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler alarma geçerek bugünden tezi yok bir inisiyatif kurup ankara'ya giderek chp, hdp ve hatta mhp'yle görüşebilir, dahil olabilecek milletvekilleriyle beraber gün, gülmen ve özakça'nın talebini hükümete iletebilir.

bizler, sıradan insanlar da bu inisiyatifin izcisi olarak ilgililer üzerinde demokratik baskı hakkımızı kullanabilir, nuriye gülmen ve semih özakça'nın ve kemal gün'ün seslerine ses olabiliriz.

peki, hükümet böyle bir çağrının karşılığını verir mi? vermeyebilir. peki üç insanın gözlerimizin önünde eriyip gitmesine, bu ön kabul yüzünden seyirci kalınabilir mi?
chewie chewie lady chewie chewie lady
kurunun yanında yanan yaşların haddi hesabı yok. ekranların ardından gördükçe gerçekliğini ve acısını idrak edemiyoruz ancak nice hayatlar yok yere soluyorlar, birilerinin hesaplarına harcanıyorlar. canınız, kardeşiniz, anneniz, babanız, arkadaşınızmış gibi düşünün, elimizden geldiğince seslerini duyuralım.
çingene kanunları çingene kanunları
%51'in ses vermeyeceği; ancak batının bizi kıskandığı çağrıdır.

belki de israil'in oyunudur; ya da kim bilir, belki de büyük resmi görememenin bedelidir.

"khk ile işten atıldığınızda ne oluyor hatırlayalım: sağlık güvenceniz olmuyor, herhangi bir kamu ya da yarı-kamu kuruluşunda doğrudan ya da dolaylı olarak çalışamıyorsunuz, yurtdışında iş bulmak gibi bir ihtimaliniz yok çünkü mevcut pasaportunuz geçersiz ve turist pasaportu vermiyorlar; son olarak da dokuz ay boyunca alabileceğiniz dokuz yüz liralık işsizlik parasını bile almanızı kaydınıza yazdıkları bir kodla engelliyorlar. kısacası çok kesin bir biçimde bizi açlığa mahkum ediyorlar. zaten başlı başına hak ihlalleri silsilesi olan süreç, karşı dava açamamamızla, savunma yapamamamızla, o rektörün hoşuna gitmemek, bu meslektaşın hırsının kurbanı olmak, sosyalist olmak, demokrat olmak, muhalif olmak gibi gerekçelerle taçlanıyor. şimdi yüksel'deki sevgili arkadaşlarımız diyor ki, bizi açlığa mahkum ettiniz. durum bu kadar berrak.

görevine devam edemeyen güzel bir akademisyen."
1 /