öğrenmek

1 /
easy company easy company
beynimizin en sevdiği şeylerden birisi. irving biedrmann'ın çalışmalarına göre yeni birşey öğrendiğimizde beynimiz çeşitli kimyasallarla bizi ödüllendiriyor. bu çalışmaya göre yeni birşey öğrendiğimizde gelen mutluluk ve tatmin duygususunun kaynağı bu kimyasallar. haz veren çoğu kimyasallar gibi bunlar da bağımlılık yapabiliyor ve sürekli öğrenme isteği doğurabiliyor.
lijepa djevojkaa lijepa djevojkaa
susmak en büyük çığlıkmış

sessiz çığlıklar attığımda öğrendim

hiç dokunmadan gözlerine, hiç düşmeden cümlelerine

anlatmadan anlamayı, anlaşılmayı öğrendim

buz tutsa da parmaklarımın,

bir yüreğin yangınına dokunmayı

başardığımda çözülebileceğini öğrendim

grinin her tonu ile kaplamışken yüreğimin renklerini

isterse insanın gökkuşağı ile yarışabileceğini öğrendim..

sınırsız bir kış mevsiminin sınırlarında yürüyorken

baharlara erişilebileceğini öğrendim..

akla hükmetmenin, gönle hükmetmekle eşdeğer olmadığını

akıl denilen varlığın gönlün arka bahçesi olduğunu kavradığımda

öğrendim..

kötürüm düşlerin yalpalamasında ağır aksak yürürken

susmak en büyük çığlıkmış

sessiz çığlıklar attığımda öğrendim

hiç dokunmadan gözlerine, hiç düşmeden cümlelerine

anlatmadan anlamayı, anlaşılmayı öğrendim

buz tutsa da parmaklarımın,

bir yüreğin yangınına dokunmayı

başardığımda çözülebileceğini öğrendim

grinin her tonu ile kaplamışken yüreğimin renklerini

isterse insanın gökkuşağı ile yarışabileceğini öğrendim..

sınırsız bir kış mevsiminin sınırlarında yürüyorken

baharlara erişilebileceğini öğrendim..

akla hükmetmenin, gönle hükmetmekle eşdeğer olmadığını

akıl denilen varlığın gönlün arka bahçesi olduğunu kavradığımda

öğrendim..

kötürüm düşlerin yalpalamasında ağır aksak yürürken

umudun bir sopada olsa dayanılması gerektiğini

öğrendim..

yürek sızısına karşı aşka kaparken kapılarımı

aşkın arzulanan yaban bir sancı olduğunu öğrendim

çaresizliklerimde, çıkmazlarımda, karamsarlıklarımda

hayatın bende yarım bıraktıklarını tamamlamayı

öğrendim..

hayatın sunduğu acıları her zaman kötü görmemeyi

her acı karşısında biraz daha büyürken

öğrendim…

bakışlarım bir ölüm harfsizliğinde okurken hayatı

gözlerinde asılı kalmış düşleri toplarken

yaşamanın değerini öğrendim…

en umutsuz girdaplara atmışken benliğimi

allaha dayanıp gönül duaları ile selamete çıkılacağını

öğrendim

hisleri yorgun, nefreti yoğalmış, bir bardak suda fırtınalar koparanları izlerken

asıl yorgunluğun gönül yorgunluğu ve

kayıplarının ne denli büyük olduğunu

öğrendim..

en yalnız hissetiğim anlarda, örneği mevlana ve şems'te olan

insanın bir gönül dostunun olmasının ne

büyük nimet olduğunu öğrendim..

güzel şiir yazamasam da, okurken dostlarımı ve okuturken kendimi

paylaşarak anlamanın ve anlaşılmanın bir

ihtiyaç olduğunu öğrendim.


alıntıdır
kedi tüyü yorgan kedi tüyü yorgan
ağlamayı öğrendim önce, doğar doğmaz daha. daha gülmeden ağlattılar... sonra büyüdüm, düştüm. acıdı elim, kolum... ama düştüğümde beni yerden kaldıran oldu hep. bilmiyodum ki elimin, kolumun ağrıması geçermiş üç dört güne... çok sonra öğrendim asıl ağrıdığında geçmesi zor olanın kalp olduğunu...

yalanlar söyledim daha küçükken, pembe,zararsız yalanlar. kimseyi üzmedi bu yalanlar. sonra bi yalan söyledim, en sevdiğim insanı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldim. böylece hep doğruyu söylemenin erdem olduğunu öğrendim.

insanlara karşı kırıcı olmadım pek, yapıcı konumdaydım genelde. çok öfkelendiğimde karşımdakinin kalbini kırmamak için sustum. o konuşana kadar sustum. ağzımdan çıkacak bi kelime bile "bizi" yok edebilirdi. susmayı öğrendim bu sayede. hep kazandım mı? hayır, terkettiklerim de oldu elbet.. hatta bazısını nedeni bile açıklamadan bıraktım. yıktı onları. kırdım kalplerini. çok değer verdiğim arkadaşımı sildim sonra. anlamsız triplerine, kaprislerine bi dur demem gerekiyodu çünkü. değer verdiğim nadir insanlardandı... üstelik onun da kalbini kırarak çıkardım hayatımdan; bana yaptığı herşeyi yüzüne söyleyerek... dayanamadım bütün zehrimi döktüm yüzüne. hatayı hep karşı tarafta arayan ona hatayı biraz da kendinde aramasını öğrettim. özür dilettim ona. ben hiç özür dilemedim mi?diledim elbet... hatamı anladığımda özür dilemenin bi erdem olduğunu öğrendim... bu yüzden hiç utanmadım özür dilemekten.

sorunlarımı "konuşmayarak" çözmeyi denedim. tavır yaptım, üzdüm,kırdım. ama sonra konuşmadan hiç bi sorunu çözemicemi öğrendim. karşımdaki bana barışmak için geldiğinde ben kavga çıkardım hep. alttan aldı, laf soktum.tersledim.şimdi bunun çocukluk olduğunu öğrendim.

marifetin kalp kırarak konuşmakta değil, kalbi kırmadan konuşmakta olduğunu öğrendim. bu yüzden "kalbimizi kırmadan konuşalım" dedim hep... ben, bana düşeni yaptım dedim sustum yine. ama karşımdaki bana gülerek geldiğinde itmedim onu. terslemedim. soğuk davranmadım. çok öfkelendim, ama kalbini kırmadım. kağıda döktüm bütün öfkemi. sonra bana gülerek geldiğinde "dostumsun benim" dedim ona.

sözlerimle davranışlarımın tutarlı olmasını öğrendim. "büyüdüm artık" dediğimde çocuk gibi hareket etmemeyi denedim. bi büyük gibi olmayı öğrendim...
sevdim kimi zaman. ama hiç beklediğim gibi olmadı hiç bi sevgim. belki de bu yüzden yıllarca platonik takıldım. en sevdiğim grubun gitaristine aşık oldum yıllarca. bunu küçümseyenler de çıktı, anlayanlar da... umrumda değildi, umursamadım. ben mutluydum öyle.

aşık oldum en sonunda. ama gerçekten aşık oldum. yıllarca kitaplardan, filmlerden, dizilerden edindiğim kahramanları "kahramanım" yaptım kendime. ve nihayet çıktı o "kahraman" karşıma. daha en başından belliydi hayatımdaki yeri onun. kimseye davrandığım gibi davranmadım ona; karşılık vermedim sözlerine. ama çok sonra öğrendim karşılık vermem gerektiğini. ondan öncekilerin aslında saçma sapan bi takıntı olduğunu da çok sonradan öğrendim.

herkese eşit davrandım. ben neysem oydum çünkü. birine iyi, birine kötü olmazdım. ama bugün anladım ki böyle davranmak gerekiyomuş insanlara. bana ne verirse ona da onu vermem gerekiyomuş. iyilikse iyilik. üzüntüyse üzüntü...

neydi beni böyle düşünmeye iten? ya da benim düşüncelerimi bu kadar değiştiren? okuduklarım mıydı? yaşadıklarım mıydı? bilemiyorum...
puxa vida puxa vida
"bu dünyada hiçbir şey bir ödül değildir. öğrenilecek ne varsa zor yoldan öğrenilmeli.
öğrenmek için yola çıkan insanın işi çok zordur, üstelik öğrenebilecekleri kendi yaradılışıyla sınırlıdır. bu yüzden bilgiden söz edip durmanın bir anlamı yok. bilgiden korkmak doğaldır, hepimiz yaşarız bunu, ve yapabileceğimiz bir şey yoktur. ama öğrenmek ne denli korkunç olursa olsun, bilgisiz bir adam kadar korkunç olamaz." c c.
red dragon red dragon
sanırım herkesin istemediği. merak etmekle başlıyor. sorgulamakla devam ediyor. önünde durulamaz bir istek.

üniversitede bir arkadaşımla sohbetimiz sırasında ilk defa herkes de bulunmadığını farketmemle bir, yeni bir şey de öğrenmiş oldum.

tavla oynayalım dedim. ben tavla bilmiyorum dedi. ben sana öğretirim dedim. yok ya istemiyorum tavla öğrenmek dedi. sonra gidip okulun en piyasa cafe lerinden birine oturduk. o tavla öğrenemedi. ben ona öğretemedim. diye devam etmeyeceğim tabii ki ashfdsdf!!

neyse sadece o kadar net söylemişti ki meraksızlığı merakımı cezbetti. evet herkes herşeyi öğrenmeye meraklı olmaz ama nedense bu gerçeklikle pratikte bu kadar net karşılaşmış olmalıyım ki, o an hafızama kazındı.

sanırım herşey merakla başlıyor. gerçi biz merak kelimesini bile taşak malzemesi yapmış bir toplumuz, ne öğrenmesi?
sennen goroshi sennen goroshi
eğitim bilimleri ; bireyin yaşantıları sonucu davranışlarında meydana gelen uzun soluklu değişimler bütünü olarak tanımlar öğrenmeyi. bu çabaya da öğrenmek diyebiliriz.

mevcut eğitim sistemimizin ezbere dayalı eğitimi, bireylerin problem çözme kapasitelerini daraltarak sığ ve tek tip birey yetiştirmektedir. öğrenmeyi öğretmeyen bir eğitim sistemi çağdaşlıktan uzaktır. öğretmen merkezli eğitim sistemlerinin temelinde bu problem yatar.

zaten öğrenci dediğin vize-final haftasında fotokopi notlarını temin edip ezberleyen değil midir ? adamlar o kadar darbeyi boşuna mı yaptı ?
1 /