okuduğunuz kitaptan en sevdiğiniz bölüm

monpti monpti
çıplak yürümeyi çok seviyordu. ancak bu şekilde kendini, kendi gibi hissediyordu. ıssız bir yerde deniz kenarında, tek başına ve çıplak. yeşil de olmalıydı biraz etraf, azıcık da karanlık. mümkünse rüzgarlı olacaktı hava, yağmurlu olacaktı. yağmur damlalarıyla yıkanan vücudu bir yandan da rüzgarla ürperecekti. doğayı teninde süzülürken hissetmek en keyif aldığı 'şey' olmuştu bazı 'şey' lerin farkına vardığından beri. onunla arasındaki tüm sınırları kaldırmak, ona bu kadar yakın olabilmek? insanoğlu en son ne zaman böyle yaşamıştı? bu, ona mikail' i hatırlatırdı. böyle zamanlarda sadece onunla birlikte olmak isterdi hep. keşke karşıma çıksa şimdi dedi içinden. bunu pek çok kez dilemişti, yirmi-dokuz yıllık hayatı boyunca. ama mikail hiçbir zaman çıkmadı onun karşısına. onun hakkında düşünmek, nasıl bir hayatı olabileceği ile ilgili, kafasında türlü senaryolar yazmak, varlığına bile inanmadığı bir şeyi bu şekilde düşünüyor olmak, neden rahatlatıyordu ki onu? sanki yıllar önce tanrıtanımaz olduğunu dünyaya haykıran o değildi. biraz düşündü. koştu. ayağına batan kumlar canını yakınca, uzanmak istedi. uzandı, yorgundu. kollarını arkaya doğru atarak gerdi, ıslak kumu daha fazla hissedebilmek için iyice bastırdı ellerini yere. biraz kum aldı, göğsünün üzerini örttü, ayaklarına dalgalar çarparken, gülmeye başladı. sorunun cevabı çok açıktı. huzurluydu. ay daha yeni doğmuştu.

justin locklear - ( serbest denemeler)
saatli bomba saatli bomba
tapardım yalnızlığa. hala öyle. yalnızken artarım. insanlar beni eksiltir. özellikle erkekler, özgünlükten o kadar uzaklar ki. kadınlar, bazen, yararlıdır. aynı zamanda gülünç ve trajiktirler. fakat onlarla çok fazla saat ve gün geçirmek deliliğe yol açabilir.

bukowski - pis moruğun notları
elayazen elayazen
'büyük hanım küçükken ya cennet yoksa diye düşünür ve korkardı. bu gördüklerinden sonra cehennemin olmamasından korkuyordu.'

nazan bekiroğlu/ nar ağacı.

(okumayanlar için; savaş sırasında,son can çekişlerinde olan kadınlara, eşkıyaların tecavüz etmesi ve öldürmesi ardından karakterin hissettikleri)

şu iki cümlede tüm korkularımı,kaygılarımı içselleştirebilmiştim.inanmadığım şeyleri yaşamakla ilgil değildi, kötülüğün sınırı ve karşılığı olamamasının verdiği kaygıydı.
yo mr white yo mr white
"...din zannettikleri, kitapta yazılanları harfiyen yerine getirmekti, sanki yaradanın gönüllü kölelere ihtiyacı varmış gibi. ibadet zannettikleri hoşgörüsüzlüktü, sanki yaradan nefretten hoşlanırmış gibi. inanç zannettikleri onların kurtuluş garantisiydi her iki cihanda, tövbe tövbe sanki yaradan tüccarmış gibi." ahmet ümit (bkz: bab ı esrar)


*ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri... ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin. franz kafka(bkz: dava)


*şakadan anlamak, akıllı olmanın işaretlerinden biridir. şakadan anlamaz olduğu düşünülen birisi, aklını kullanamadığı için anlamamıştır... ya da yok olduğu için kullanmamıştır.
aydın boysan (bkz: bıkma yaşa)
hoayda hoayda
hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti. (bkz: masumiyet müzesi)
kendini ahmet sanan süleyman kendini ahmet sanan süleyman
(bkz: paulo coelho)
(bkz: brida)

bir çiçeğe sahip olmak isteyen onun güzelliğinin soluşunu seyretmek zorunda kalır. ama bir tarladaki çiçeğe sadece bakmakla yetinirsen, o hep seninle olacaktır; çünkü çiçek akşamın ve günbatımının ve nemli toprağın ve ufuktaki bulutların bir parçasıdır… orman bana bunu öğretti. senin hiçbir zaman benim olmayacağını, o yüzden de seni hiç kaybetmeyeceğimi öğretti. yalnızlık içinde geçen günlerimde sen benim umudumdun, kuşkuya kapıldığım anlarda sen benim kaygımdın, inanç anlarında sen benim kesin kararlılığımdın… bundan sonra aşk'ın özgürlük olduğunu hep hatırlayacağım. öğrenmesi çok uzun yıllar alan ders işte buydu.
takyudin takyudin
"olmaz," dedi, "çünkü sırf kahvaltındaki meyve suyunun yanında yeni bir yüz görmek istiyorsun diye otuz beş seneden sonra bir kadını kapı dışarı edemezsin."

hayalet yazar, philip roth