ölümden sonra yaşam

1 /
togisama togisama
elle tutulur kanıt bulunması ihtimal dahilinde değilken üzerine mantık yürütmenin zaten olmayan beynimizi boşa harcamak anlamına geleceği olgu.
günah duygusu gibi bir şey günah duygusu gibi bir şey
ölümden sonra yaşam olduğunu ya da olmadığını iddia etmek tam bir saçmalıktır. ilahi dinlere inananlar kendilerini avutabilmek için bu dogmaya sarılırlar cennet hayalleri vs. bu dinler,e inananlar reankarnasyonu reddetmesine rağmen sanki oaralara gidip gelmiş birisinden dinlemiş kadar emindirler bu yaşamdan.

öte yandan akıl ve bilimin ışığında ilerleyen rasyonalist bir insan öldükten sonra yaşamın olmadığına da tam olarak inanamaz gidip görmedikten sonra.
xitgdr xitgdr
anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri her şeyden habersizmiş. haftalar birbirini izledikçe onlar da gelişmişler. elleri, ayakları, iç organları oluşmaya başlamış. bu arada, etraflarında olup biteni fark etmeye başlamışlar. bulundukları rahat, güvenli yeri tanıdıkça mutlulukları artmış. birbirlerine hep aynı şeyi söylüyorlarmış:

"anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika değil mi? hayat ne güzel şey be kardeşim!"

büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. öyle ya, hayatın kaynağı neymiş? işte bunu araştırırken, karşılarına anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çıkmış. bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini tespit etmişler.

"annemizin şefkati ne kadar büyük! bize bu kordonla ihtiyacımız olan her şeyi gönderiyor."

artık aylar birbiri ardınca geçiyor. ikizler hızla buyuyor, diğer bir deyişle "yolun sonu"na yaklaşıyormuş. bu değişiklikleri hayretle gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya başlamışlar.

dokuzuncu aya yaklaştıklarında, bu işaretleri daha kuvvetli hissetmeye başlamışlar. durumdan telaşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş:

"neler oluyor? bütün bunların anlamı nedir?"

öteki daha sakin aklı başındaymış. üstelik, bulundukları bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş bir alemi arzuluyormuş. o cevap vermiş: "bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor."

ve eklemiş: "buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz."

"ama ben gitmek istemiyorum." diye haykırmış kardeşi. "hep burada kalmak istiyorum."

"elimizden gelen bir şey yok. hem, belki doğumdan sonra hayat vardır."

"bize hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki? diye cevaplamış öteki. "bize hayat veren kordon kesilirse nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. hiçbirisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söylesin. hayır bu her şeyin sonu olacak."

bütün bunları söyledikten sonra eklemiş:

"hem belki de anne diye bir şey yok!"

"olmak zorunda " diye itiraz etmiş kardeşi. "buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?"

"sen hiç anneni gördün mü? diye üstelemiş öteki. "o belki de sadece zihinlerimizde var. bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk."

böylece, anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartışmalarla geçmiş.

sonunda doğum anı gelmiş çatmış. ikizler dünyalarını terk ettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açmışlar ve sevinçten ağlamaya başlamışlar. çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymiş.

"gerçek keşif gezisi yeni yerler aramak değil,

yeni gözlerle bakabilmektir.

marcel proust
kuzey kuzey
insanoğlunun sonsuz yokoluşa bir türlü inanamaması / inanmak istememesi / sonucu ortaya çıkmış bir fikir. öyle bir fikir ki binlerce yıldır sarsılmadan günümüze gelmiştir. anlaşılabilir bir tarafı var tabii bunun. kim sonsuza kadar yok olmak ister ki. ama mesela kimse ''doğmadan önce de vardık'' ya da ''doğmadan önce ne yapıyorduk acaba'' diye düşünmüyor. tamam gelecek bir tarih için bir fikir yürütüyoruz, olasılıklar üzerinden konuşabiliyoruz, o zaman geçmiş üzerinden de konuşmaya davet ediyorum.

geçmiş hayatımızın bu yaşadığımız hayatla aynı gerçeklikte olmadığını, o yüzden hatırlayamayacağımızı varsayalım. o zaman gelecek hayatımız da aynı gerçeklikte olmayacaktır ve biz yine bu yaşantımızı hatırlayamayacağız. peki hatırlamadığımız bir şeyi nasıl sahipleneceğiz. basit bir paradoks gibi görünüyor.
tek şahidi kör olan masum sanık tek şahidi kör olan masum sanık
bir buğday tanesini alın, toprağa ekin ve sulamaya başlayın. zamanla o büyüyecek ve bir başak olacaktır. eğer içindeki buğdayı almak isterseniz, o başak fidesini ortasından bir kere kesmek zorundasınız. başak fidesini ortasından bir kere keserseniz,içindeki buğday bir kere ölür.

o bir kere ölen buğdayı alın ve değirmene gönderdin. değirmenci onu taşların arasında ezsin ve un yapsın. fakat buğday taşların arasında ezilince, ikinci kez ölür.

o unu alın, fırına verin, fırıncı onu ekmek kalıbı haline soksun ve ateşe atsın. o ateşte pişsin ve ekmek olsun. fakat o buğday ateşe değince üçüncü kez ölür.

üç kere ölen ekmeği alın, ortasını kesin, içine bir tane bir kere öldürdüğünüz buğday tanesini koyun ve sulayın.

birkaç gün sonra geldiğiniz de göreceksiniz ki, üç kere ölen ekmeğin içinden, bir kere ölmüş buğday tanesi, yemyeşil bir şekilde tekrardan dirilecektir.

üç kere ölen ekmeğin içinden, 1 kere ölmüş buğday tanesi tekrardan dirilebiliyorsa, insanın dirilmesi neden anlamsız olsun ki ???


(bkz: menan cinleri)
(bkz: mahmud tahsin)
kin2002 kin2002
kanıtlanamamış insan ürünü bir inançtır. gerçeklikten uzak herkesin sıkı sıkıya inandığı ve inanmadığı takdirde boşluğa düşeceği bir saçmalıktır. kimse yok olup gideceğini kendine yediremez. dinlerin tariflediği o güzelim cennet(ler) de bu düşünceyi "gerçek" haline getirir.

(bkz: ahiret)
(bkz: çocukken inanılan saçmalıklar)
(bkz: teizm)
karamuratbenim karamuratbenim
200 milyon yıl sonra, insan neslinin tükeneceği söyleniyor bilim insanları tarafından. şimdi dehşete kapılan olabilir. zaman algısını kuramadığımızdandır bu. ben de ilk işittiğimde dehşete kapılmıştım. ama düşününce 200 milyon yılı teraziye vurduğumda, 70 yıl ile sınırladığımız ömrümüzü 200 milyon yıla böldüğümde, yeniden doğma ihtimalimiz var.

eşkiya filminde baran' ın " önce toprağa gideceksin.. sonra toprak olacaksın. sonra bir gül olacaksın.. o güle bir arı konacak.. o arı ben olacam.." gibi söylediği bir şey, ama tam olarak değil. yani zaten evrenin başlangıcından* alırsak, mantık olarak hepimiz birer yıldız tozuyuz zaten.. 13.7 milyar yıl önce big bang ile evrenin 200 milyar galaksi ve 10x10 üstü 18 yıldız ve bunun 100 katı gezegenle doğduğu zaman, bizim de dünyada yok olan bir şeyden var olmamız için tek kanıt, bu yıldızın patlaması ile dağılan tozdan oluştuğumuzdur.

şimdi enerjimiz bittiğinde, solduğumuzda, öldüğümüzde toprağa veriliriz veya yakılırız. her iki anlamda bu kalıntı bir şekilde doğaya nüfuz eder. ve sonrasında olaylar gelişir. mikroorganizmadan başlayıp yolculuğumuza, kiminin suyunda, kiminin portakalında, kimininde arpa olarak birasında geziniriz; milyarlarca potansiyel kardeşimizle. kimimiz dışkı olur atılır, kimimiz enerji olur atılır, kimimiz de sperm olabiliriz. ve genç bir eril bünyeye sperm olduysan, bir hülyanın sonucu ya bir peçete ucudur yaşamının tekrar ki evriminin başlangıcı, ya da bir donun üstünde leke. şanslıları dişi bir bünyeye girme ihtimali vardır. tabi bu açıkladığımız, 100 milyarlarca canlının içinde insana denk gelmen. ha burda şu sonuç çıkabilir " oğlum bak random bir olay olamaz varoluşumuz " .. yalnız yukarıda bahsettiğim şeyi anımsayın ey gelecekteki mikroorganizmalar, 200 milyon / 70.. ki atık olarak atıldığında ( ter, sidik, ömrü kısa canlıların vücudunda bulunma) sürekli yenilenebilme durumun daha fazla artar.. kaplumbağaya veya kargaya düşmemen temennisi ile..yani 200 milyon / 35 in sonucunda çıkan sayı kadar yenileneceğiz .. tabii bu sadece teori ...
horny meydan horny meydan
her durumda reenkarnasyon'dan daha mantıklı. hayır buna inananları eleştirip de reenkarnasyon'a bel bağlayanları görmek çok acayip. "önceki hayatımda kraliçeymişim lan ben : ) " diye gezen adam tanıyorum. umarım size denk gelmez böyleleri. üzücü. akldşasdadas.
tuana tuana
üç noktadır. ne olacağı, nereye gideceğin, seni bekleyen şeyelr belirsizdir.
ölümden sonrası vardır..sadece ne olacağı belirsizdir..
devenin ponponunun ucundaki tüy devenin ponponunun ucundaki tüy
olduğuna inanmakla beraber olsa da olmasa da benim için fark etmeyen durumdur. her iki koşulda da yanmışım zaten.
eğer varsa ahiret hayatımı kurtarmaya yönelik pek bir şey yapmadığım için görüntüye göre cehennem garanti yani yanacağım.
eğer yoksa var olan tek hayatımı mahvetmiş durumdayım ve yaşamın tadını çıkaramıyorum yine yanmışım.
velhasıl kelam, her yol bağdat'a çıkıyor.
1 /