paris sarı yelek ayaklanması

derun derun
ortaçağ' da tek eğlencesi idam seyretmek olan avrupa köylüsü yeri geldi 1789' da kral kesti, dünyayı yaktı, yıktı. bunlar bizler gibi biat kültürüyle yaşamazlar, bunlar haklarını söke söke alırlar.
portatif düşün portatif düşün
eşitlik, adalet kavramlarını bir başkaldırı sonucu dünyaya armağan etmiş bir milletin, demokrasiyi sadece oy çokluğuna indirgemeye çalışan ve bu gücü menfaatlerine kurban etmeye hazır anlayışa, adeta ''ayar'' verdiği ayaklanmadır. hürriyet ve insanca yaşam konusunda hiç bir tehdide müsemma göstermeyecek kadar oturmuş bir kimliğe sahip adamlar. benzer bir ayaklanmanın biz de nelere sebep olabileceğini yakın zamanda gördük zaten. sınırları olmaksızın sokaktaki halkın karşısında olmaya hazır bir iktidar, manipüle eden yok sayan şarlatan medya ve neticede sinmiş, yılmış muhalif yığınlar. en vahimi ise hak talep edeni, radikal, marjinal ve yıkıcı sıfatı yapıştırarak toplum dışına iten, ''beğenmiyorsan def ol git'' deme hakkını kendinde görebilen, daima tabi olma ve uyum sağlama misyonunu benimsemiş başka bir kitleye karşı mücadele etmeye çalışmak hem onlar adına,hem kendi adına...velhasılı üzülüyor insan.
rose whisper rose whisper
işte aradığım toplum ruhu.

bi bizim topluma bak bi bunlarınkine. o kadar içler acısı ki bizim toplumun cahilliği ve itaatkarlığı, üşeniyorum uzun uzun kıyaslamaya.

bizim 500 yıl sonra ulaşacağımız toplumsal bilince şu an sahipler bunlar.
ıguanatokyo ıguanatokyo
gezi'nin, dünyanın en temiz direnişi olduğunu ispatlayan protesto. mağaza yakmadık, yağmalamadık. iyi çocuklardık, parlak yıldızlardık o zaman.
uyanneo uyanneo
mesele ülkemiz dışında ortaya çıkınca insan daha rahat yorumlayabiliyor tabii. kendilerinin her ne kadar halkın memnuniyetsizliğinden beslendiğine şüphem olmasa da macron beyfendinin " amerika, rusya ve çin'e karşı ab kuvvetlerinin kurulması" fikrini dile getirmesinden yaklaşık 1 ay sonra paris sokaklarında tecelli etmesi önemli bir etkendir diye düşünüyorum.

not: " bunlar hep amariganın oyunu, pis çapulcular" demiyorum. tekrar edeyim " her ne kadar halkın memnuniyetsizliğinden beslendiğine şüphem olmasa da" diyorum. çünkü eminim bu yorumum okunduğunda gezi parkı olaylarımızla kıyas edilip hemen beni kategorize edecek birtakım kendine aydın gebeşler olacaktır. dikkat efendiler, dikkat.
evime döndüm evime döndüm
vandalca bulanlar olmuş.
ulan hayatımda şu romantik, hümanist tırşıkçılardan tiksindiğim kadar kimseden tiksinmiyorum.

peki sevgi kelebeğinin götü arkadaşım sen hiç kelebek kovalarken hak kazanan gördün mü?
evime döndüm evime döndüm
bugün çok büyük bir gösteri daha yapıyorlar.
neyse demirören'in gazetesi paris'te yaşayan türkiyeli esnafa mikrofon uzatmış.
hadi cevapları özetleyeyim:
-bunlar yüzünden iş yapamıyoruz
-misafirlerimiz (müşteri) kötü etkileniyor
-işler durdu
.
.
.
zihniyetine koduklarım türkiye'de nasılsa orda da öyle işte.
whisky whisky
şekli itibariyle farklı kesimlerce eleştirilebilir, ancak sonuçta insanların haklarını bir şekilde haykırmaları çok önemli.

asıl merak konusunu dünyaya her konuda insan hakları dersi vermeye kalkan ikiyüzlü avrupa'nın nasıl bir tutum sergileyeceğidir.