persona

1 /
kuklaların yaşamından kuklaların yaşamından
ingmar bergman'ın görsel estetikte ve sinemasal anlatım gücünde doruk noktaya ulaştığı film. hani anlatılmaz izlemek lazım denen filmlerden. cast seçimi yerinde, oyun tadında (abartı yok) bergman klasiği olan metaforlar anlatımı bütünleyici ve yine usta görüntü yönetmeni sven nykvist in yakaladığı fotoğraflar muhteşem.
eşeğe mi inanıyorsun bana mı eşeğe mi inanıyorsun bana mı
arkadaşımın bilgisayarında görüp bu ne lan acaba diye başlayıp sonuna kadar müthiş bir keyifle izlediğim ingmar bergman filmi.efektif olarak filmin iki oyncusu bulunmaktadır ve filmi izlerken hiç sıkılmazsınız kanaatimce büyük yetenektir.
pedesa pedesa
çıldırış ve gerçek hayat arasındaki şeffaf çizgi. içe dönüşün tehlikeli getirileri. kendini sorgulamanın utancı altında kendinden nefret etmeyi öğrenmek. riyakarlığın tiksindiriciliği.
ingmar bergman'ın başyapıtı. 1966 yapımı film içinde inanılmaz bir sinematografi ve ciddi bir psikanaliz barındırıyor. çok zor bir film. hastalıklı bir havaya sahip. ve o güzelim iskandinav kanı.
heidi heidi
nişantaşı c.a.m galeride, 6 kasım - 6 aralık 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilir. nihal martli, resim sergisi

"belki de resimlerinde yarattığı kişiler "ben" i daha iyi korumak için dış dünyaya karşı taktığı sosyal bir maskeden ibarettir, sesini olabildiğince uzağa duyurmak için bir araçtır."
solntse solntse
gerçek yaşam ile izole yaşam arasındaki ince çizgide gezinen gerçeküstü bir film. liv ullmann'ın canlandırdığı karakter, bir tiyatro oyuncusudur (ironiye bakın) ve artık rol (çift anlamlı konuşuyoruz) yapmaktan, oynamaktan yorulmuştur; susmayı tercih eder. bibi andersson'un oynadığı karakter ise bilakis geveze bir tiptir. bu iki sıradışı karakter film boyunca birbirine teğet geçer, roller değişir, kimlikler çatışır/dönüşür. ingmar bergman, bunu film karesini ikiye bölerek yansıtır ki o kare, hem karakterlerin bölünmüşüğünü yansıtır ve hem de şaşırtıcılığı ve ürkünçlüğü ile sinema tarihine geçer.
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
1966 tarihli ingmar bergman filmi.

****izlemeyenler için sakıncalı****



şimdi şöyle bir sahne var ki anlatmazsam olmaz. o nasıl bir çerçeve düzeni, o nasıl bir aydınlatma, nasıl bir anlatımdır yarebbim. filmden aldığım bu çerçevede soldaki karaltı kadının eşi, sağdaki persona ve arkadakiyse (ki çerçeve zaten her şeyi anlatıyor) yüzeyin gerisindeki karakter.

sahne içerisinde adam, karısıyla konuşuyor. aslında karısı sandığı fakat gerçekte karısının personasıyla. ancak bilmiyor ki karısı onu derinlerde bir yerlerden (çerçevede arkada durarak) izliyor.

sonra muhteşem bir şey izliyoruz. arkadaki kadın, önünde eşiyle konuşmakta olan ve sürekli bir şeyler anlatan personasının elini tutup adamın yüzüne götürüyor.

****

tüylerim diken diken oldu izlerken.

ekleme: filmi izledikten sonra okuduğum bir çok ayrıntılı ve iyi kaleme almış yazıda bu sahne hemşire alma'nın (öndeki kadın) arkadaki kadının (aktris - elizabeth) kişiliğinde git gide kaybolduğu anlardan biri olarak ele alınıyor.
tmb tmb
oyunculuk kokan bir film. kamera açıları da çok güzel kokuyor. bibi andersson 'un muhteşem oyunculuğunu da konuşmamıza gerek yok. film başlıyor ve bitiyor. film çıkışı arkadaşlarınızla film parçalarını birleştirerek beyin fırtınası yapabilirsiniz. biraz karmaşık bir film diyebiliriz aslında. filmin ortalarında filmi çözmeye başlıyorsunuz. çok fazla imgeleme kullanılmış.
1 /