piraye ye mektuplar

1 /
chansonnn chansonnn
piraye için yazılmış nazım hikmet şiirleri;

saat 21-22 şiirleri

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

23 eylül 1945

o şimdi ne yapıyor
şu anda, şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
- hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!.. -

o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!.. -
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...

26 eylül 1945

bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.

ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...

1 ekim 1945

dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...

6 ekim 1945

bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : - "p î r â y e ,
p î r â y e !.." - diye...

5 kasım 1945

çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
islak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...

12 kasım 1945

damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağ'da, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...

1945 yılı aralık ayının dördü

ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin kadını...

5 aralık 1945

delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...

6 aralık 1945

onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
- çürüyen diş, dökülen et -,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...

12 aralık 1945

ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...

şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
"- ata binmesini de bilmezsin," - diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
ve ikiniz de uzaktasınız...
lepistes lepistes
bir tanem!
son mektubunda:
'başım sızlıyor
yüreğim sersem!' diyorsun
'seni asarlarsa ,
seni kaybedersem ' diyorsun
'yaşayamam!'
yaşarsın karıcığım
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı!
ölüm
bir ipte sallanan bir ölü
bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm

fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
nazım'a

ben
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim
ve yalnız
yarım kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim....

karım benim,
iyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın

haydi bunlara boşver,
bunlar uzak bir ihtimal.
paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı..
polikina polikina
" karıcığım,

aynı günde iki mektubunu aldım.iki dünya benim oldu.mektubunun birisi ışık ve neşe dolu,öteki bir sonbahar akşamı gibi gölgeli ve hazin.sevindim ve mahzun oldum.

bilmem ki, ne yazayım, senin altın gözlü, güneş ışıklı başını kollarımın arasına alıp ona saatlerce bakmalıyım ki,ne söylemek istediğimi anlayasın.

kara günler geçiriyoruz karıcığım…güzel günler göreceğiz…bunu laf diye söylemiyorum, buna inanıyorum karıcığım.edison,her şeye rağmen,havasız camın içinde ateşin yanacağına nasıl inanmışsa öyle inanıyorum.

bir yıl ne demektir biliyorum karıcığım, bu bir yıl içinde benim değil senin çekeceğin ağrı ve yalnızlıktan üzülüyorum. kendi derdim yok,sen varsın.sana teselli diye kuru ve palavralı sözler yazmadım karıcığım, sana kalbimle kafamı yazdım.

sen ihtiyar bir kurtsun,ben ona masal söyleyen bir çocuk.fakat sen yeryüzünde şimdiye kadar hiç yaşamamış kadar güzel bir dişi kurtsun ve bu güne dek hiçbir kuzu parçalamadın.sen öyle iyi bir kurtsun.sen bir dişi kurtsun karıcığım.bir dişi kurtsun ki yalnız kendi yüreğini parçalarsın.ve ben bir hayran çocuğum ki senin gözlerin önünde söyleyeceği sözleri bile şaşırıyor.

canımın içi , dün gece sabahladım, yani yirmidört saattir uyuyamadım.temyiz *layihasını yazdım.şimdi uykusuz başımın boşluğu içinde yalnız boydan boya sen varsın.

nudiye’nin seninle benim için yaptığı dedikoduya sevindim.senin benim olduğunu herkezin duymasından,eskiden beri ne tuhaf bir sevinç ve iftihar duyduğumu bilirsin.sakın kızma. her hissettiğimi yazıyorum." nazım hikmet
road and trip road and trip
nazım hikmet'in, karısı hatice piraye'ye 17 yıl boyunca çeşitli hapishanelerden yazmış olduğu mektuplardan oluşur.

piraye bu mektupları tahta bir sandıkta saklar. annesi piraye'ye yollanan bu mektupları memet fuat bir görev bilerek derlemiş ve kitaplaştırmıştır. işte bu kitabın adıdır piraye'ye mektuplar.

2 cilttir. nazım'ın yazmış olduğu yüzlerce mektuptan ve şiirlerinden oluşur. insan okudukça tutup da baştan sevesi geliyor, kimi sevdiği önemli değil bir seveyim de ben de mektuplar yazayım diyor.

bir bu piraye'ye mektuplar beni sarhoş etti bir de cemal süreya'nın on üç günün mektupları. adamlar sevmiş, daha sonra ikisi de ayrılsalar da kadınlarından başkalarını sevip, gerçekten sevmişler.

adam yayınları artık bu canavar piyasada insancıl duyguları ile kafa tutamadığından kitabın basımı yapılmamaktadır. hoş zaten telif hakkını yky'ye kaptırmışlardır, yky de basmamaktadır. yamulmuyorsam ilk de yayınlarından 93'de, en son da adam yayınlarından 98'de basılmış.
madam tüsiad müzesi madam tüsiad müzesi
piraye için yazılmış saat 21 şiirleri - 20 eylül 1945

bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
elastigirl elastigirl
yky den 700 küsür sayfalık bir toplama olarak çıkmış kitap. her bir mektup öyle incelikli iltifatlar o kadar derin hayranlık ve sevgi sözcükleri içeriyor ki pirayeye karşı okuyan herhangi bir kadının piraye yi kıskanmaması bu kadar derin bir aşkla kolay kolay sevilemeyecek olmaktan üzüntü duymaması neredeyse imkansız gibi geliyor.
elastigirl elastigirl
o güzelim aşk mektuplarının son bölümünde nazımın hapisten asla çıkamayacağına olan inancı yüzünden pirayeyi terk edişini, yavaş yavaş çöküşünü içine düştüğü derin bunalımı anlatan acı ama gerçek mektupları da içeren 700 sayfa aşkını okuyup nazıma bağlandıktan sonra hayatımda okuduğum en acı ayrılık mektuplarıyla hıçkıra hıçkıra ağlatan kitap. üvey oğlu mehmet fuat insanların haksız yere nazıma ne büyük acılar çektirildiğini anlamaları için yazdım bu kitabı diyor. hakikaten on yıllar sonra okurken içime bıçaklar saplandı. düşünen insanın ne derin acılar çektiği bir ülkedeyiz.mutlaka okumalı sonuna dayanabilen.
road and trip road and trip
nazım'ın, her biri başlı başına bir sanat eseri olduğu mektuplarıdır.

mektupları kimisi kısadır, kimisi de içerisinde kendi başına bambaşka dünyadır.

misal bir mektubu var nazım'ın, o kadar içten, öylesine güzel ki insan okurken utanıyor nedense. bilmem neden. diyor ki nazım;

" seni üç gecedir arka arkaya rüyamda gördüm. bir ve aynı ağacın altında oturuyoruz. dünyada yalnız ikimiz kalmışız ve buna rağmen canımız sıkılmıyor. ve birbirimizi seviyoruz. "

bu kadar bir not. dünyaları anlatıyor. bir diğerinde de, piraye'nin evi yanmış ve nazım şunu diyor;

" 20 senelik dostun olan evin yanmasına sırf senin dostun diye pek üzüldüm. çünkü senin dostun olabilmek saadetine erişmiş bir taş parçası bile benim için azizdir. "

tesellinin böyle naifi, böyle içteni, böyle sevgilisi.

bir insan boşuna nazım hikmet olmuyor, piraye olmuyor.

sevmek ne uzun kelime...
sübsüb sübsüb
"pirayem, kızıl saçlı bacım benim. seni arkadan bıçakladım. bir damlası benim damarımdaki bütün kana bedel olan kanına boyandı ellerim. yeryüzünde hiçbir insan hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. bütün bunlara rağmen gel, benden nefret ederek de olsa beni bir daha yalnız bırakma."
clementine ın turuncusacları clementine ın turuncusacları
karıcığım,

sen meğerse nasıl her şeyimmişsin benim…seni sevmek benim içimde, toprağı, suyu, güneşi, hayatı ve fikri sevmekle birbirine karıştı. sen ciğerlerimdeki nefes, gözlerimdeki ışık, kalbimdeki çarpıntı ve beynimdeki düşünce gibisin. neyi düşünürsem seni düşünüyorum. neyi görsem seni görüyorum.

(7 mart 1934)


clementine ın turuncusacları clementine ın turuncusacları
sana yine aragon'dan dört satır çevireyim:

"yalnız seninim, yalnız seninim, ayaklarının izlerine ve gömüldüğün yere ve kaybolan terliklerine, yahut mendiline tapınıyorum. hadi uyu, uyu benim çekingen çocuğum, ben başucunda bekleyeceğim, vaadediyorum."

karar verdim, şu manzaralar bitince, romana başlamadan önce, en aşağı kırk şiirden ibaret ve sırf seni anlatan, seni nasıl sevdiğimi anlatan bir kitap yazacağım ve dünyaya nasıl sevilirmiş ve bu sevgi nasıl yazılırmış göstereceğim. ismini de "kırklar" koyacağım.

(tarihsiz)


çok uzakta öyle bir yer var çok uzakta öyle bir yer var
saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
ve zeytin devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi bursada
clementine ın turuncusacları clementine ın turuncusacları
yalnız unutma ki hiçbir erkek yüreği 32 yaşında benimki gibi denizden kocaman bir sevgiyle delikanlılığını bir an bile kaybetmeden çarpmamıştır. ben hiçbir şey olmayabilirim, hatta şairliğim bile bir yaldız parıltısı olabilir, fakat muhakkak ki, bir şeyim, aşığım karıcığım, dolu dizgin, uçsuz bucaksız aşık…her şeyime sitem edebilir, her tarafımı inkar edebilirsin, fakat aşıklığımı asla! sevmenin bütün merdivenlerini ayak ayak yükselerek geçtim, şimdi başım doğan güneşlerin kızıltısı içinde yanan göklerdedir. yüreğim kocaman bir su yığını gibi ve onun aynasında yalnız senin başın var.

bütün bunların böyle olduğunu bilirsin, fakat sen bir kere daha işitmekten, ben bir kere daha tekrarlamaktan zevk alırız. aşığız çünkü karıcığım.

(6 haziran 1934)



1 /