progresif gece şiirleri

1 /
niyetsiz niyetsiz
ben olmayacak şeyler peşinde , koşar adım
kavramlar kavga eder
zaman imana gelmiş her saniye
nedir yani , ya da ne değildir?

selam olsun kopuk yarım yamalak ve kırmızı olan
ya da olma hevesinde olan , kaybolmuş
aksi ve
şiire benzeyen herşeye!
1
niyetsiz niyetsiz
akabinde
bir otobüs durağında terkedilmekti en büyük hayalim
ki bilmeyim 500t ye mi bindim 40b ye mi
ama sarıyer daha güzel , ölmek için
keşke kopsaydı kıyamet
daha zamanı var dedin ya diyemezdin o vakit
nedir ki hem
oturmadın bir masaya bende karşına
kahveyi kim ödeyecek diye kavga etmedik
bilmedin sen hiç benim aslında kim olduğumu
tanımların basit , cümleler yalın özensiz
en azından kopsaydı kıyamet , rumeli hisarından bi duble rakıya
kurban ederdim 25 seneyi daha , sorulunca mahşerde bana
iyi yaşadık , şükür bu fırsatı verdin diye ,
sarıyerde kurulurdu belki mahşer
görmediğim bir yerde olmak gibi daha önce
sıramı beklerken ,
sıramı bırakıp seni beklemek
bilemiyorum.
senin kim olduğunu bilemiyorum
zamanın ne olduğunu nasıl geçtiğini
defterlerin nasıl dolduğunu
sarı yapraklarda akan mürekkebin aslında göz yaşı olduğunu
bilmiyorum ben öğrenmek değil görevim bunları
sormayacaklarmış finallerde o konulardan.
khayyam khayyam
bir jilet sever bileklerini
acısı kandan kırmızı
ve ulaşamadığımız ciğerler bize el sallarken en son duraktan
senin ineceğin istasyon kayar ayaklarının altından
biter
gider
sıçar içine herşeyin yavaşlayan hayat
bilmezsin
düşünemediğin her intikam önünde
yediğin her amonyak tadındaki günahların sırtında yapışkan jölemsi
ve gider
son kalp atışını duyarsın
bilincin hala açık iken belki dizilir tahtalar üzerine.
soğuk.
khayyam khayyam
saçlarının arasından usul
derinin içine ve kemik kırarak kandan elbise giymiş mermi
yağdan mütevellit artık düşünemeyecek beyin son elektrik kırıntıları
şartel iner
gözler buz
eller halen terli
burda ne oldu amına koyayım diyerek vücudu terkeden son bok parçaları
çuval misali yere serilen beden
nefes almayan ciğer
boş bronşlar
ve
allah
bakmadı yüzüne
silahı tutan el terli
tetiği çeken parmak borçlu yarınlara

sıyrılıp ölümden uzanırken yerdeki ekmek kırıntısına
ruhun hala imsak bekler
canını almaya gelen azrail değil
canın koşarak gider
son düzlükte düşerken bedenin yere
ruhun göğsünde bir madalya ile selam verir seyircilere.
astaroth astaroth
şimdi omzundayım...

yüz ölçümü olsaydı geçtiğimiz şehirler
kadar, yorgunu olurdum teninin bunu bil ve unutma sigarayı ruhumla
içtiğimden bu yana tütün sızdırdı hep parmaklarım dokunuşlarımdan.
ellerini yokla bir kükürt olmalı bizi teşvik eden sarılıp
uyanmya,yanmaya. koskoca memleket kurulmuş omzuna, yaslandığımda;
uğuldarken kuşluk vakti telaşı sanki sokaklarda. kimi bir tezgah çiçek
taşır beyoğluna kimi kirli sokaklara
ucuz şarap peydah eder. şiirle mi şarkıyla mı bilmiyorum ama saçların
yüzümde dans ediyor bu şehrin tavrıyla. nereye kadar sürer yolculuklar
bilmiyorum, sana uyandığım her sabah dua edecek kadar inanıyorum aşka ve
denge bozulduğu an biliyorum bir peygamber daha düşecek rezilliğin
koyuna cennetin krallığından;
korkuluklardan, falezlerden, uçurumlardan, yükseklik arz eden tüm alçak bakışlardan.

şimdi göğsündeyim...

burak dikoğlu
gazorpazorp gazorpazorp
rendelerin gücü vardı
bir zamanlar avuç kadar.
ellerinden kayardı
kavrulmuş biber mantılar.

tavlaların zarı vardı
kızlık zarını kovalar.
hava belki karardı
savrulmuş siper martılar.
gazorpazorp gazorpazorp
siyah öten geceler
hep mi yalnız doyasıya?
tek beden sığamaz
çift kişilik yatağa.

en çirkinin kavun koktuğu
bir an var mıdır dünyada?
kıymalı pideymiş hayat ama
içine sıkışmış acılı adana.

edit: o son dörtlüğü yazmayaydım iyiymiş.
gazorpazorp gazorpazorp
yemek pişmedi bu akşam,
cipsle doldurdum kaseyi
sonra da mideyi.

şimdi cipsler çalışıyor acele
yemek borumdan tırmanmaya
yukarı kaçmaya.

nacho sosu güzeldi yalnız,
tesellimdir bu gece
ve ölesiye...
1 /