sadık hidayet

1 /
sonbahar uğultusu sonbahar uğultusu
hayallerini gerçekleştirememekten; asla bir kafka, rilke, hayyam olamayacağına inanmaktan yorulup hayata küsmüştür. bir yazar olarak insanları yeterince sarsamadığına inanmış ve kendini sürekli yeteneksiz görmüştür.

9 nisan 1951'de intihar etmeden önce "salgı salamaz ol!" diye beddua eden anne örümcekle, ağ yapamayıp ölüveren yavru örümceğin hikayesini yazmaya başlamış, yazdıklarını yine beğenmeyip bırakmıştır. elindeki müsveddelere bir kibrit çakıp onları yakmış. daha sonra da havagazı musluklarını açarak intihar etmiştir.

ertesi gün arkadaşı homa tarafından mutfakta ölü olarak bulunmuştur. yere saçılmış kağıt parçaları arasında kafka'nın mesaj eserinden bir bölüm vardır:

"sonunda en şiddetli cezaya çarptırılırız ve boğucu bir gün ortasında kanun adına bizi tutuklayan kişi bıçağını saplar kalbimize; köpek gibi geberir gideriz. cellat da suskundur kurban da..."
widowmaker widowmaker
günlerden salı, bir şubat günü, ''cafer gholi khan'' oğlu ''hidayet gholi khan'’ ve ''hüseyin gholi khan 2. mokhberoddole'' kızı ''ziver olmolk'' un oğlu olarak 1903'te tahran'da baba ocağında dünyaya gelir. annesi ve babası ''kemal khocendi'' den kalanlardan, ünlü iranlı şair, yazar ve tarihçi ''rıza gholi khan hidayet'' in soyundan gelmektedirler. 1909'da ilkokul dönemini ''ilmiye medresesi'' nde bitirdikten sonra 1915'de ''darolfonun'' ya da ''dar-ol-finün'' lisesinde okumaya devam eder. 1917'de gözündeki rahatsızlıktan dolayı okul hayatına bir yıl ara vermek zorunda kalır ve ''tahran saint loui'' lisesinde devam eder. fransızca dil ve edebiyatına olan yakınlığı ilk olarak burada başlar. liseyi 1926'da bitirdikten sonra 1927'de bir grup iranlı öğrenci ile beraber belçikaya gönderilir ve kısa bir süre için üniversitede okumaya başlar, ancak yaşadığı yerin havasından suyundan ve okul hayatından duyduğu rahatsızlıklardan dolayı parise gönderilir. 1929'da kendini paris çevresinde bulunan marn nehrine atarak intihar etmek isteyen sadık, bir tekne tarafından kurtarılarak başarısız olur. 1931'de pariste yapamadığını düşünen yazar tahrana döner ve iranın milli (halk) bankasında yani ‘’banke melli’’ de çalışmaya başlar. o günlerde '' bozorg alevi '' , ''mesut ferzat'' , '' mocteba minevi'' ve '' sadık hidayet'' ten oluşan ve '' 4'lü grup '' olarak bilinen topluluk oluşturulur. 1933'te sadık ‘’banke melli’’ den istifa ederek isfahana gider ve orada ''edareye kolle tecaret'' yani genel ticaret idaresinde çalışmaya başlar. 1934'te şiraza gider ve amcası olan doktor kerim hidayet evinde ikamet eder. 1935'te ticaret idaresinden istifa eder ve dışişlerinde çalışmaya başlar. 1936'da dışişlerinden istifa eder ve aynı yılda ‘’vagh vagh sahab’’ (hauv hauv sahip) adlı kitapta yazılan bazı yazılar nedeniyle tahran emniyete çağrılır ve sorguya alınır . 1937'de ‘’ shirkete sehamiye kolle sakhteman’’ yani yapı genel ortaklığı şirketinde çalışmaya başlar. aynı yılda hindistana gider ve hintli araştırmacı ve ustadı ‘’behram gur saria’’ nezdinde pehleviceyi öğrenir. 1938'de tekrar tahrana dönerek ‘’banke melli’’de çalışmaya başlar. 1939'da bankadan tekrar istifa eden sadık ‘’edareye musighiye keshver’’ de yani iran musiki idaresinde çalışmaya başlar ve aynı zamanda musiki dergisi ile işbirliği yaparak 1940'ta güzel sanatlar fakültesinde mütercim olarak çalışmaya başlar. 1944'te ‘’sokhen’’ dergisinde işbirliği yapmaya başlar ve 1946'da özbekistan orta asya devlet üniversitesinin daveti ile taşkente gider. 1950'de ‘’peyame nur’’ (nur mesajı) dergisi ile de yaptığı çalışmalar sırasında iran-soviyetler ortak kültür çalışması olan ‘’sadık hidayet anma merasimleri’’ yapılır. 1950'de barış taraftarları kongresinden yapılan davete iş sıkıntıları nedeni ile katılamaz. 48 yaşında 1951'de parise gider ve gaz ile intihar eder.

jean paul sartre' ın izinde bir yazar. bu gibi yazarları tanımlamak zor olmasada doğru olmaz. şiiri nesre çevirmeye benzer.jean paul sartre sonrası değişen ve uzun süre devam eden edebiyatın etksinden kurtulamadığı kesin, ancak her yazar gibi özgür ve özgün olduğunu da unutmamak gerek. bazı yazılarında kafka' ya ve nietzsche ' ye de benzerlikleri görülmektedir. heleki kafkanın başkalaşımını bugüne kadar en yakın hali ile farsçaya çeviren isim olduğunu gözönünde bulundurursak bu hayranlık daha da ön plana çıkar. çok serbest ve akıcı yazması , yazılarına sade ve hafif bir görünüm versede aslında hepsi ağır anlamlar yüklü felsefi ve politik eserlerdir. yayımlanmayan bir çok eseri vardır, eminim çalıştığı dergilerdeki yazılarına bakıldığında çağının çok daha ötesinde olduğu anlaşılır. hayatının tüm evrelerinde bir tatminsizlik gibi görünen ve yakasını hiç bırakmayan değişim ve gelişim peşinde olması, birşey yada birşeyler peşinde olduğunu ancak bir türlü bulamadığını gösterir gibi.
arthur schnitzler , alexandre lange kielland , anton pavlovitch tchekhov , gaston cherau gibi yazarların yazılarını başarı ile çevirmiştir. çoğu zaman gerçek bir existansialist olduğunu düşünürüm, ama olduğu şey yada yazdığı tarz tam bu değil, bu tanımın eksikleri olduğu kesin. sadık hidayet yada sadegh hedayet kendisidir…
widowmaker widowmaker
blaise pascal , sokrates, soren kierkegard , nietzsche , heidegger, camus , dostoyevski türünden kopan bir yazar. sadık jean paul sartre olsaydı bulantıyı yazardı , kafka farsça bilseydi, sadık gibi yazardı.
pervane pervane
hiçkimsenin intihar kararına varamayacağını, intiharın bazılarında zaten var olduğunu söyleyen ve açıkça "herkes ölümden korktuğu halde, ben yaşadığımdan utanıyorum" diyebilecek kadar intiharın derûnunda "var" olduğu iranlı büyük yazar.
mabel mabel
aylak köpek isimli kitabında,yalnızlığını ve yazgısına boyun eğişini köpek üzerinden betimlemiştir.


" tüm çabalar anlamsızdı.

niye koştuğunu ya da nereye gittiğini bilmiyordu.

ne ileri ne geri gidebiliyordu.

soluksuz kalarak durdu,dili dışarı sarkmıştı.

gözleri karardı.

kafası eğik halde,büyük bir çaba sarf ederek kendisini yolun ortasından çekti.

gidip bir tarlanın kenarına kazılmış hendeğin yanındaki

ıslak ve sıcak kuma koydu karnını.

kendisine hiç yalan söylememiş bir içgüdüyle

bir daha o yerden ayrılamayacağını sezdi."



ayrıca muhakkak ve muhakkak

(bkz: buf i kür)
i know i am right i know i am right
bana yazmadığım mektupları hatırlatıyor bu adam. paris te pere luchaise de mezarı bile küçük bir duvarla çevrilmiş. ve yanında onun gibi birkaç kendine sürgün var.
kör baykuş u okuyup bitirdiğinizde anlıyorsunuz "labirent içine girildiğinde değil dışına çıkıldığında kaybolunandır" sözünü. .
aygız aygız
yazdıkları bence yer altı edebiyatının en güzellerinden “kör baykuş”, “aylak köpek”, “diri gömülen”. onu okuduğum her sayfada kendi düşüncelerimle karşılaşıyorum. her parçasında iran’ın güzellikleri var, iran’ın anlamı var. ama milliyetçilikten öte bir bağ aramızdaki. kafka’dan sonra kendimi bu denli yakın hissettiğim olmamıştı belki de, onun içindir ona kısa sürede bu kadar bağlanmamın nedeni. ilk okuduğum “kör baykuş”u bugün yeniden elime aldım. okudukça acıyı damarlarımda hissettim, “de sade da kim ki?” diyesim geldi. zamandan mekandan bağımsız anlatıyor, tam tadını alamıyorum ne kadar uğraşsam da, tekrar okumak istiyorum her satırını. düşüncelerine girmek istiyorum, onun gibi bakmak istiyorum. baykuşun gözleri olmak istiyorum ben de. dediği gibi hayatımız kabuk bağlayan, sertleşen yaralarda dolu. o yaralar kanadıkça “kör baykuş”ta hissediyoruz kendimizi.

“yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”

sadık hidayet hikaye yazmamış, roman yazmamış bence. şiirler yazmış, masal gibi olmuş onlar da. uykudan önce bize miras bırakmış onları da. yaralarımı saran bir uyku oluyor onu okuduktan sonra daldıklarım.
mar adentro mar adentro
ölümünden birkaç yıl önce şu birkaç cümleyi yazmıiştı; " hayat hikayemde önemli bir şey yok, başımdan ilginç olaylar geçmedi. ne yüksek mevki sahibiyim, ne de sağlam bir diplomam var. okulda hiçbir zaman örnek öğrenci olamadım, başarısızlıklar her yerde buldu beni. nerede çalışırsam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. istifa ettim mi seviniyorlardı...bırak gitsin, yaramaz! çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de."
nastasya filippovna nastasya filippovna
doğu-batı çatışmasını en derininden yaşamış olan yazar. hüznü en iyi anlatanlardan. kör baykuş, baş yapıtıdır. ülkesi iran'da eserleri halen yasaklıdır.

"hayallerim, düşüncelerim yeryüzü nesnelerinin ağırlık ve bağlarından kurtuluyor, sessizlik ve huzur göklerine yükseliyordu. bir yarasanın yaldızlı kanatlarına koymuşlardı da beni, boş ve parıltılı bir dünyada engelsiz, yasaksız uçuyordum sanki. öyle derin ve keyifli bir haldi ki bu, ölümün verebileceği keyif, onun yanında pek küçük kalırdı."

* alıntı: kör baykuş. sf:60-61
zahidem gurbanımov zahidem gurbanımov
sadık hidayet iranlıydı. savaş gördü, hayyam okudu, afyon içti ve barışın ne berbat şey olduğunu bildi. sonra kendine bir gaz odası kurdu, öldü sadık hidayet. hitler'den intikam mı almak istedi? sanmam çünkü şöyle demişti:

" ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış , ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş."

tanrım!

bir insanın mahvını hazırlayan nadir yazarlardandır hidayet. belki de hiç okumamak, yok saymak daha iyidir. çünkü, evet, "yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar"
galiba galiba
kahramanına nefes almayı unutturduğu öyküsü “diri gömülen” de şöyle diyordu: “hayır, hiç kimse intihar kararına varmaz. intihar bazılarında birlikte bulunur.”

meğerse kendisinde de mevcutmuş! bilemedik.
1 /