şair arılardan şiirler

1 /
strange kind of woman strange kind of woman
bu kasabaya yaz hep erken gelirdi.
erken biterdi gece
uykular bölünürken guneş,
sıcakligini birakirdi her tende.
bu kasabaya yaz hep erken gelirdi.

herkes kaybolurdu bir zaman diliminde
benliklerini, ruhlarını bıraktıkları evrenlere
dönmek icin cirpinirlarken
kendi eksenlerinde kaybolurlar
kendi kuraklıklarını yaratırlardı.

bu kasabaya hep erken gelirdi yaz
erken susatır
erken kanatirdi
düşlerde vuku bulur gercekler
rüyalarla harmanlanırdı..

umulmadık bir anda
terle uyanılan bir kabustan
daha ferahlatıcıydı ay
ictenligi ve serinligi
mani olamazdi yazin gelmesine
ne de olsa olacakti
ve kaybolacakti her insanoglu
kendi yarattıgı zaman diliminde.

hayat, varolmak
hayat, bırakmak
hayat, tutunmakti her yaza
her yazdan farkli anlar cıkarmakti.
ne de olsa ugruna verilen savaşlar
sonuçlanmıyordu elbet huzurla.

ve hep erken geldi yaz bu kasabaya
erken bitti yagmurlar.
toprak erken kurudu
ama hep bir filiz açmayı bildi o kurakta.
insanoglu kurtulabilir miydi kendi zamanından
hep muammada kaldi.

bunun kabilinden anlatıldi bir hikaye
gunese saygi
yagmura hasret duyuldu
ve,
bu kasabaya yaz hep erken geldi...

strange kind of woman
feyllozof feyllozof
belki buluşuruz

rüya görmemiz gerekmez belki, zeki müren zaten ben çocukken öldü.
tam o aralar annem yemenisinin kıyılarını oyalardı.
ve ben çok küçüktüm.
babam kuran kursuna gitmem için emrederdi
bütün devrimciler kötü adamlardı.
şiir yazmak utanç vericiydi, gözlerine bakmak da.
ondan ilk şiirimi gözlerine yazmıştım.
laf aramızda pek tutmadı.
büyüyünce değişmeyen sahneler var,
iddaa kuponlarım da pek tutmaz.
nasreddin hoca'yı saygıyla anıyoruz.

belki buluşuruz, çay ısmarlarım
güzel değilim ki çay demli
hala şekersiz mi?
sormayı unuttum aç mısın?
nasılsın?
bir çay daha alır mısın?
çok mu soru soruyorum?
sen de beni mi özledin?
beni özledin mi den daha umutla sorulmuş değil mi?
o filmi sen de izlemedin mi?
söylüyorum bir çay daha?
kalkalım mı? dedin

giderken ayrılık şarkıları çok dokunaklı oluyor
yönetmenin bakış açısı da önemli tabi
tabi yollardan kavuşmamız imkansız
ama belki buluşuruz.

parkelerin cilası bir ara evin başlıca gündem konusuydu.
danimarka laminatlar mübarek icat.
şükür babam evin yolunu bulmaya başladı.
kuran'ı hatim indirmemin bunda payı var.
bizim camiye senin gibi kızlar hiç gelmezdi.
eğitimime katkı payını unutmayacağım.
pay mı payda mı sorularında aklıma gelmen yeter mi?
bileşik kesir olalım ısrarlarıma rağmen
basit kesir bir adamım.
doğal bir afette belki buluşuruz.
hackyemez hackyemez
'yaz geldi çiçekler açtı arılar da hep çalıştı
arı vız vız vız arı vız vız vız.'

şeklinde başlayan şiirler olabilir.

bu da şiir akımında dibe vurdukları şiirdir:
'arı vız vız vız
arı vız vız vız
ege bal yiyınız'

yukarıda görüldüğü bazı arılar şiir sanatını reklama dökerek şiirin ve sanatın insan işi olduğunu , kendi işlerini sadece bal yapmak olduğunu tüm doğaya göstermişlerdir.
40ıncıharf 40ıncıharf
çıkmaz

bir martı olsaydım keşke,
ya da evin köşesinde unutulmuş tozlu bir vazo!
herhangi bir şey işte
olsaydım
o zaman aşk olmazdı dünyamda,
kadın da.
sevişmek de olmazdı
sorun da!
soruna kadın desek,
sevişmeye de onun üssü!
zor
çıkamadım işin içinden,
bir sevişip geleyim!
tvveety92 tvveety92
an gelir canın yanar, bir an daha gelir o acını hissedemezsin,
çünkü yeni bir yangının ateşi ilk acını duman altında bırakır,
sebebi ise buseferkinin seni başka yerden yakmasıdır, daha şiddetli ve daha büyük olmasıdır
aslında ikiside farklı yerlerden alır canını,
birisi güvenmek istediğin adamın yangındır, diğeri ise canından bir parçanın göç edip gitmesidir,
biri tatlı anılarla özlemekdir,
diğeri ise tatlı anılara kahredip nefret etmekdir
o an dağılırsın paramparça olursun,
doğruyu yanlışı ayırt edemezsin ve sadece sığınacak bi yer ararsın çünkü yıkılmışken dahada yıkılmışsındır, hatta ateşin dumanı gözünü kör eder, görmezden gelip, kalbine yara açanlara bile sığınırsın

sonra birgün gelir, derinlerdeki hiçbir zaman söndürülmemiş ama görmemezlikden gelinmiş ateş tekrar kıvılcımlanır
oysaki külden ateş doğmaz!
erimiş mum ile sönmüş mum bir midir ?
biri vardır biri yoktur.
o yüzden acına acı eklensede ne olursa olsun içindeki hicbir ateşi yok sayma,
yok saymaki yanmaya başladığı yerden kül olup bitsin
mum gibi yanabildiği yere kadar yansın ama tekrarı olmasın
sen ardına atmaki tekrar aynı yerden kıvılcımlanmasın, yok olsun, bitsin,
yanmış tahtadan hiç bir eve zemin olmaz ..
carlsenn carlsenn
kurşun attığım bir ses evveli
güzeldi göğüsleri
kuruyan dudaklar gibi susuz
kırmızıydı gömleği kolsuz
bir vakit öncesi dermanıdır huzur
kardeşi kardeşten ayırandır mezardaki çukur
umudum ne gökte ne yerde
dehlizlerden akan sular sellerde
vefasıdır fırınlar mahallenin
gözleridir beyaz,sönmüş fenerlerin
utanma çığlığından acının
telleri ne güzeldi saçlarının
ey ölüm gelen sen misin
yaşamdan evvel bir yer misin
eğilince gökyüzüne
yüzü değdi yüzüme
umudumu bağladım
sana sözler hazırladım
carlsenn carlsenn
uğultusundayım cama vuran yağmurun
bedava bir yalnızlık yaşıyorum elektrikler gittiğinde
bir nefes güç aldığım gaz lambası kısa ömrünü gösterircesine sapsarı bir halde
gökler siyah ,yağmur ; şemsiyeler de
ince belli kızlar ' aman anne serzenişlerinde '
yüzlerimiz yarı aydınlık
gözlerimiz emanet birbirine
dilimiz her şimşek çakışından sonra
iki kere tekrarlanan ' bismillah ' sözlerinde
yanmıyor ondört evlerin ışıkları
aralandı balkonun kapısı
dayan pencerem dayan
babaannem ;
sahi babaannem nerede
başından yaşmağını alıp kaçtığım
güzel ,beyaz kadın hangi cehennemde !
genzime aldığım sulardan farksız
iş bitirici dalgaları denizlerin
hadi lütfen ne olur korkuyorum
gözlerimin perdelerini ıslattı ıslatacak yağmurlar
eminim ıslanmıştır hemen üst kattaki tanrı'nın saçı bile
iki bismillahın gidişi muhteşem üçlünün dönüşü
aha , aha ; ahaa!
bizim beyaz geri geldi şükür yine !
ötenazi hakkını istedi gaz lambası
okumadan bir üflemeyle inançsızlara uygun şekilde
bir yıl öncesinde perdelerden saklambaç oynadığım komşu kızı
haber aldım ikinciye hamile
yamalı çorabım dilini karikatürize etmiş halının
yeşil çevirmeli telefon çaldı bir daha çalacak yine
gecikmeli bir ses
gitti mi elektrikler sizde de diye ...
carlsenn carlsenn
kimsesiz bir rüzgarın koynunda
kemiğe dördüncü aranan mezarlıklar
bir çift memeye gömülüp
yarıda kesilmiş bir çocuk hıçkırığı
kiremit çatılı evlerde sevdiğim sendin
siyah eşofmanların altında
annemin benden gayri rujlu aynalarında
soluyorum renksiz havayı
dönüyorum beyazdan bir parça daha sana
kan kokan kardeşliklerimde de sen vardın
cehennemde yanan saçlarımda da
güzel huylarını ateşli yataklarda bırakmış
bastonunun ucu yere dönük huysuz bir ihtiyarım artık
bir deniz kıyısında vedalaşmıştık seninle
hatırlarsın belki ellerimde iki beyaz taşla
boncuk boncuk terleyen yanaklarımda
adın kaldı bir küçük parça
çivi batan sol ayağımda bir sızı
sevdim ; seveceğim seni hep
kirmizi
carlsenn carlsenn
nası oldu
kim kimi doğurdu bilmiyorum
gecenin seneler evvel koyuluğunda bir karanlık
koku değil bu sadece zonkluyor kulağım
duyulmayan seslerin çöplüğündeyim ben
bir küçük kız çocuğu baba diyor bana
etrafımı sarıyor birden bıçkın bir kalabalık
bir travestiyle öpüşüyorum,ekim'in onikisi
içim bir hoş
adını soruyorum , melisa diyor
yerim seni ben melisa !
sofradan kalktığımda çöp kutusuna koyuyorum koca kafasını ve sol elini
taze kıpkırmızı, sıcak bir can akıyor poşete
benim taze melisam; yerim dedim mi yerim!
üç gün olmuş tezkere alalı ;altı erkek üstü kalmasın denilen erkekliğinden
allahı var yakışıklı kızdı
ayten'in yanındayım poşetimde melisa
soruyor çay mı aldın, uykun mu kaçtı yine diye
bilmiyor bu sefer uykumu kaçırdığını
erkek gibi kadın
melisa'nın

ankara
carlsenn carlsenn
sarılardan arınarak sararmış
yanılgının çıkardığı bir yangındı bu!
sorma külümü
üstü sende kalsın kusurumun
derin, derin bakıyordum gözlerine
nefes oldu gözlerim acı sözlerine
kurtarma balımı hücremden
saklı kalsın gizemi gerçeğinden
el ver bana eller ver
yer ver,yersiz yeller ver
kayıt altına alınamayan kayıtsızlığımın
sorgusuna çekiliyorum şu an
ifadem yanıltıcı, aldatıcı
sorgu devam ederken bir parça
iç gıdıklayıcı
kalabalıklar içinde yalnız bir alabalık gibi
sen gibi
ben..
senle ben gibi
biz
bizle siz gibi
tıpkı kimseler
tıpkı kimsecikler gibi
carlsenn carlsenn
yamacıma yağınca küçük ve sessiz yağmurlar
silkeledim bitki örtümü şöyle üstten alta
dökülüverdi kıllarım kırmızı halının üstüne birer kalemcesine
halın yazımın yanındaki keşke isimli sivilcelerin ilacı zaman
eniştemden boşandı boşanacak fatma halam
eskizleri resimlerin
eskimedi güzel memelerin
ilığında sonbaharın hava
ve sonrasında geçmişin zaman
yumurtanın pişmişi
çayın demlisinde
aşkın seks hali
kuşun kanadı
garibanın adı konamayan mutluluğu
şeytan döner yiyor
tanrı biraz kestirdi
kimsenin kimseyi aramadığı
bir ara veriyoruz şimdi
sarışın sırtı açık kadınlar güneşe
esmerleri paris'e benziyor bugun
çocuklar birer beyaz peynire
yaşlılar siyah zeytine benziyor
yanlış anlamış mekanizmasını tombul kadın
hala kilo vermek için oturup duruyor üstünde
o sarı boyalı kaloriferlerin
carlsenn carlsenn
vurdular sokak ortasında beni
iki el duyuldu sesi silahın
biri benim öteki bendeki sen için
düştüm yere
döndü başım biraz önce
kuşlar gitme diyordu
oğlum kal derdi eminim
akıyordu kanım ve sen bakıyordun öyle
kurşunun saçmasından da saçmaydın!
ertesi günkü gazetelerin mürekkebi olmak üzereydi
kalbimdeki kanın
kanımdaki kalbin
anlıyor musun beni ?
akıl yetmez anlamaya
beni seviyor musun ?
seviyorum demek yetmez sevgiye
hele sevgiyi bilemedinse hiç
düşüyorum yavaş yavaş yere
bir tabut hazırlanıyor usulca bir yerlerde
kararıyor yeşil gülen gözlerim
kabak çekirdeği kadar anlamsız olacak cesedim
eminim ;zorlama bir hüzün olacak yüzünde onu görünce
beni sevmedin sen
sen benim benim cesedimi sevdin
furious furious
biraz daha sussam adını destan olacaksın
susmuyorum
biraz daha beklesen bu durakta
durak insan olup yağacak üstümüze
üstümüze alındığımız bütün günahları versek insanlara
arınmayacak ruhlarımız
biraz daha yazsam yaşım kırktan geçip otuz olacak
üç eklesem tesbih olacak
üç çıkarsam darbeci general
gene gideceksen bu beklemekler nereye tünel kazar.
biraz daha uyusam koro halinde akacak sular
sular kuyulara sığmayacak
kör kuyulardan çıkamayasın yusuf
bu gömleği yakup öpecek
züleyha yırtacak
bu hep böyle
babalar ağlayacak
yar kanatacak.

biraz daha sussam adını
yazacak kalem ganj suyu olup akacak
ölüsünü arayan su bu bedenin üçte ikisi
üç çıkarsam öleceğim
üç eklesem olacaksın
olma öleyim
kapına geleyim
adından eşik olmaz
öpüp başıma koyayım.
etmeyeyim eyleyeyim
şimdi ben kendimi hangi durakta bekleyeyim

-erol kaf
carlsenn carlsenn
vedaların sessizliğinde
zamanın kuyruk sokumunda bir acı
koşun bana koşun
soyun beni usulca soyunun
nasırlarca sürecek başparmağımın ağrısı
güneş gözlerim kadar sıcak
nerelerdesin ?
yarıda kalmış kitaplar buzdolabında
anları seninle dondurmayı bekliyor
baykuşlar yarı ürkek yarı karanlık
seni benden, beni senden istiyor
uçsun bucaksın gökyüzünde
ellerim sana yetişemeyen aç kalmış bir dua
gözlerim boyun büktü gözlüklerimden
nerdesin ?
söz verdin ,gittin
mum verdin,eridim
geç geldin, ama
iyi ki geldin sevgilim
deryalarından umulmadık masalların
giysilerinde cennetteki kadınların
yalanlarındasın çocuksu yanlarımın
sahi söyle lütfen
nerde, kimlesin ?
düğmeleri sözlerimin
memeleri kelimelerinin
bize el oldu güzelim elbiselerin
söyle artık çektirme
hangi cehennemdesin
carlsenn carlsenn
denizcinin duası

karşısına geçtiğim tövbeli yolun
o uzun kalorisi az yokuşlarında
göbeğimin sol üstündeki tartı seni üç bekliyoru gösterirdi eskiden
sevmezdim uzun,düz saçlarını
seni değil kendimi hamile bırakmamdandı bulantılarım
uzunca bir vakit iyi olurum umuduyla
kardeşlik türküleri çaldı zihnimin radyolarında
köstebek yağmur gelecek dedi
bekleye bekleye bekleten
usana usana uslanan oldum
vapurda ellerim ellerine değdiğinde
çırpma ile koca bir kefal tutmuştum
islak ellerimin belki kefareti sayılır diye saldım denize
mevlam kayığa; mevlam
kayığa
1 /