sevgiliyle barışmak

birfincancay birfincancay
+ sabahtan beri susuyorum susuyorum ama bi yere kadar ercan!
- haklısın bitanem.
+ bi de kalkıp kıza belinden sarılıyosun ya!
- allah belamı versin benim.
+ taş olsa dayanmaz bu yaptıklarına!
- ki sen dayanamadığına göre.. demek ki taş da dayanmaz. doğru.
+ bir güne bir gün... bi saniye.. ha.. sen bana.. taş mı demek.. istedin yani..
- e yani güzelim. göz var izan var.
+ ehehehehe.
- görünen köy kılavuz istemez.
+ ehehehe.
- bu memlekette göte göt derler yani.
+ şımarma ercan.
- tamam. harbiden.
aglama duvarinda gulesim geldi aglama duvarinda gulesim geldi
zordur. hani kadınlar bir şekilde şirinlikler falan yapıp barışırlar da, erkekler için cidden zordur arkadaşlar.

öncelikle bir durumu değerlendirip nerede hata yaptığınızı bulmanız gerekir. çünkü kadınlar asla bir şeye sinirlendikleri zaman bunu doğrudan söylemezler. önce içlerine atar, sonra başka ve muhtemelen çok daha küçük bir şeye karşı tepki gösterirler. benim öğrencilik zamanımda birlikte döner yemeye gittiğimde "bu ekmeğin ağzı kapanmıyor, neden bu kadar doldurmuşlar bunu" diye küsüp ağlamaya başlayan kız arkadaşım vardı ve aradan belki 10 sene geçmesine rağmen ben onun neye kızdığını hala anlayabilmiş değilim. bu hep bir sır olarak kaldı. döner de et dönerdi he tavuk falan değil yani.

diyelim ki bir şekilde sorunu anladınız bunun için özür dilediniz. o kadarla bitmiyor tabi ki. romantik bir jestle gönlünü almanız lazım. düşünüp durursunuz artık ne yapayım da barışalım diye. yahu erkek adamız biz. ister iki dakika düşünelim ister iki sene, aklımıza gelecek iki şey var:

çicek veya oyuncak ayı (üzerinde i love you diye kalp taşıyanlardan)

hadi diyelim ki benim gibi daha afacan bir şeyler planladınız ve barışmanın evrensel sembolü olarak "zeytin dalı" gönderdiniz. evet bunu da yaptım yapmadım değil. aldığım karşılık da şu oldu: "dalını ne yapayım ben zürafa mıyım, zeytinin kendini göndersen yerdim suyuna bana bana".

yine hüsran... her daim...