sıla

1 /
famenoth famenoth
atv'de yeni başlayan dizidir. başrollerinde ise hümeyra, cansu dere*, mehmet akif alakurt* var.

duygusallığımın had safhada olduğu bir dönemde olmamdan mıdır nedir, böyle tüylerim diken diken izledim. mardinli bir ailenin kızlarını para karşılığında, istanbullu varlıklı bir aileye satması, akabinde kızın gerçek annesinin ölüceği yalanıyla ve de kızını bir kez görmek istediği bahanesiyle, kızın* mardine, köyüne dönmesi ve kumpasa getirilip, berdelle köyün ağasıyla evlendirilmesini konu alan dizidir kendisi ilk izlenimlerime göre.
anosias anosias
bu yıl başlayan diziler içinde en iddialı yapımlardan biri. bugüne kadarki ağa temalı dizilerle mekan olarak benzerlik gösterse de, konusuyla diğerlerinden farklılaşıyor. dizinin temasını berdel oluşturuyor. bir yanda istanbulda büyümüş, mardin töreleriyle ve yaşamıyla uzaktan yakından alakası olmayan sıla, bir yanda ise sevdiği kadını çocuğu olmuyor diye kaybetmiş aşiret reisi boran ağa. gönülsüzce evlendirilen bu iki gencin zamanla birbirlerine karşı olan duygularındaki davranışlarındaki değişiklikleri izleyecekmişiz gibi duruyor. dizinin özellikle müzikleri çok etkileyeci.

dizinin havasına kendini kaptıran sezen aksu da diziyi izlerken oturup töre diye bir şarkı yazmış ve bu şarkı da dizi de müzik olarak kullanılmaya başlamış.
katinanınelindemakası katinanınelindemakası
berdel gibi artık günümüz türkiye'sinde esamesi bile okunmaması gereken ama maalesef ki hala doğuda geçerli olan bir gelenek/töreyi anlatan dizi. berdel konusu haricinde törelerin birçok yüzünü gösteren ama asıl amacı berdeli kötülemek olması gerekirken sanki sempatikleştiren bir dizi olmuş.

abisinin bir aşiretten kız kaçırması sonucu aşiret ağasına berdel olarak verilen sıla kızımız, ilk başlarda durumuna isyan edip karşı çıkıp diretse, kaçmaya kalkışsa bile zamanla kaderine razı olup yakışıklı ağasına boyun eğmiş hatta abartıp aşık olmuştur. çünkü sıla'yı berdel verdikleri boran ağa o kadar yakışıklı, anlayışlı, kültürlü, iyi niyetli, törelere karşı kadınların haklarını savunan bir adamdır ki bu kadar olur. adam odtü'de matematik okumuş, ezberinden karısına şiirler okuyan, romantik sürprizler yapmayı ve durduk yere hediyeler almayı seven, yani tam bir yakışıklı zengin kaliteli nazik iyi sevişen erkek şimdi sıla kızımızı bu adamla zorla evlendirmişler, siz onun yerinde olsanız ne dersiniz? şahsen ben "allah" derim ve onun yerinde olmak isterim. kaderime razı gelmek ne kelime, birde üstüne kırk gün kırk gece düğün yaparım.

bu dizinin amacı berdeli lanetlemekten çok tam tersi özendirmek olmuş. şimdi doğuda berdel olarak verilen ve hiç de sıla kızımız gibi halinden memnun olmayan kızımıza ne diyor bu dizi; "kaderine razı ol ve otur oturduğun yerde! zaten bir süre sonra kocana aşık olacan, hiç zorlama kasma boşu boşuna."

dizilerin izlenme oranı uğruna böyle can acıtıcı bir konuyu bile şamar oğlanına çevirip sonra da "biz toplumsal yaralara da parmak basıyoruz" deme ikiyüzlülüğü fena halde sırıtıyor. neden ille de boran ağa yakışıklı zengin ve kültürlü, neden ille de berdel kız çok güzel olur, çünkü öyle olmasa dizi izlenmez.

bütün dizilerde aynı, boran ağa yakışıklı ve zengin, ıhlamurlar altında nın yılmaz'ı fakirken hapishanede bir iş adamının hayatını kurtarıyor ve adam yılmazı alıp koskoca holdingin genel müdürü yapıyor. sanki bize sizin de karşınıza bir gün bir fırsat çıkacak ve paranın gözüne koyacaksınız der gibiler. sanki bütün erkekler yakışıklı, bütün kızlar güzel, herkes çok zengin, malikanelerde yaşar, altlarında son model arabalarla gezerler. hayat çok güzel lay la lay la lay sen güneş ben ay. çünkü bizler şöminenin başında oturuyor gerçek bir prens dizlerimizde uyuyorken, yarınki davette giyeceğimiz elbisenin henüz paris'ten gelmemiş olmasına üzülür, elbisenin üzerine acaba hangi pırlantam yakışır diye endişeleniriz.
mürekkepbalığı mürekkepbalığı
güya doğuda yaşanan kadın kıyımını ve berdel kabusunu işleyen dizi. ama nasıl bir kabussa, berdel edilen kadın kahraman-sıla- zorla verildiği adama aşık oluyor. nazın, cilvenin bini bir para, adam da süper yakışıklı, zengin, karizmatik, iyi yürekli vs vs. durum o kadar şahane ki evde kalmış şehirli kızların bile berdel edilesi geliyor. halkımız iki aşığın kavuşması için dualar ediyor. zaten sonunda illa ki kavuşacaklar ve "töre yerini bulacak". akılda bu muydu berdel gerçeğini işliyoruz dediğiniz sorusunu bırakan dizi.
nickim konusunda kararsızım nickim konusunda kararsızım
izlemeye dayanamadığım dizi..konu dikkat çekici ve rating toplayıcı bunu kabul ediyorum.berdel yüzünden canı yanmış bir çok insan olduğundan dizi tutmuştur tabii ki..ama senaryo çok saçma,cansu dere 17 yaşında lise mezuniyetini kutlayan biri olarak çıkıyor karşımıza..cansu dere'nin 17 yaşında göstermediğini söylemeyeceğim bile;ama 17 yaşında biri nasıl bütün şirketin başına geçiyor ve çok şey biliyormuş gibi şirketi emirler vererek yönetiyor ve de bir sürü yaşını başını almış adam 'sıla hanım' diye sözlerini can kulağıyla dinleyip uyguluyor(!)
17 yaş sürecinden bende geçtim,gayet küçük kendi sorumluluğunu bile almaktan aciz bir insancık örneğiydim..bırakın takım elbise ve topuklu ayakkabı giymeyi ayağımdaki pufidik terlikler ve rahat eşofmanlardan başka bir şey zor giydiriyorlardı..üstelik çok zengin bir ailenin evlatlığıydı galiba sıla,ülkenin en zenginlerinden birini zorla evlendirecekler ve çıkış yolu bulunmayacak bu mümkün mü!örnek vermek gerekirse koç'un çocuğuna kötü bir söz bile söyleyebilecek söylese bile ceza almayacak bir insan var mıdır şu ülkede!
yine başka bir konuya değinmek gerekirse 17 yaşında biri hamile kalıyor ve annelik duygusu kabarıyor ve de 30 yaşında bir insan gibi düşünüyor!bir de kendisini başkasına satan ailesini birden sahipleniyor,o zenginlikten gelen hiçbir insan,zenginliği bırak başka bir aileye para karşılığı verilen ve sonra da zorla evlendirilen bir insan asla ailesini bir anda sahiplenmez özellikle 17 yaş gibi deli çağındaysa...
yine eklemek gerekirse dizi berdeli kötülemeyi bırak berdeli özendiriyor,kız 17 yaşında berdel ediliyor;ama ağa her nedense çok kibar,zengin,nazik ve oldukça yakışıklı...ağa kıza,kız da ağaya aşık oluyor yine her nedense..ee bunun kötülenecek ne yönü var?hangi türk kızı yakışıklı,zengin,nazik ve eğitimli bir adam istemez ki!
buradan senaristleri ve izleyen halkı mantığa davet ediyorum!
dreadful dreadful
aslında konusu gayet ilgi çekici bir dizi ama karakterlerin birbirleriyle olan diyalogları ve yaşanılan olayların mantıksızlığı dizinin güzelliğini bozmaya yetiyor da artıyor bile.
acayip biri acayip biri
senaryosunun uzatıldıkça uzatıldığı; acaba bu bölümde daha ne kadar sündürecekler diye izlediğim, bir taraftan da izlemez olayım dediğim dizi.
cadu cadu
bu işin okulunu okumak ne kadar marifet onu bilemiyorum ama yine de okumuş bir kişi olarak:

-bu kadar kötü bir senaryo olmaz. bu kadar yavaş ilerleyen, bu kadar birbirinden kopuk olaylar ve karakterler içeren bir senaryo olmamalı en azından. gerçekçilikten bu kadar uzak bir diziyle birde mesaj verme kaygısının birleşmesi sonucu ortaya sadece bu ortaya çıkabilirdi zaten.

-bu kadar kötü oyunculuk olmaz. tamam iki tane mankeni alıp başrollerde oynatıyorsunuz. zaten kimse de onlardan oscar'lık bir performans beklemiyor. ama kardeşim oradaki halkı toplayıpta, mesaj vericez dedik ya havasıyla, zaten kötü olan oyuncu kadrosunu neden daha da kötüleştiriyorsunuz.

-bir dizide çekimler arasındaki devamlılık bu kadar berbat olmaz. yahu ne sesler birbirini tutuyor, ne mimikler, ne duruşlar. ya tekrar tekrar söylüyorum, farkındayım ama, mesaj verin güzel kardeşlerim, ama adam gibi bir dizi çekin, adam gibi oyuncularla, adam gibi bir yönetmenle ve adam gibi bir kurgucuyla çekin. insanların midesini daha fazla bulandırmayın.

-söylemek istediğim en önemli şey ise. bu diziye ve bu dizinin yönetmenine birilerinin çıkıp ödül verme saygısızlığı, terbiyesizliği. utanın be utanın. gerçi ortada bozulacak kırılacak birşey yok. mesaj alınmıştır, üstüne söyleyecek sözümüz yoktur...
zed zed
"hay sokayım, bunların hepsi iş adamı, patron,bi bölümde de iş yapmadılar arkadaş" dedirten, şirketlerin nasıl yürüdüğünü anlamadığım * insanların oynadığı dizi...sabah karısıyla tartışır, akşam triplere girip deniz kıyısından şehre bakış atar.işin gücün ne alemde arkadaşım, bu şirket erke dönergeci ile mi çalışıyor...ola ki işe döndü, karşılaşacağı durum şudur ;

-ben geldim,işler ne alemde?..
-sen kimsin mınakii?
-patron mahmut ben...
-abi seni 3 ay evvel çıkardılar işten,arada bi uğrayaydın iyiydi...
1 /