slavoj zizek

1 /
petersellers petersellers
zizek 1949'da slovenya'da doğdu. doktorasını felsefe ve özellikle de alman idealist felsefesi konusunda yaptı. 1960'lar boyunca psikanalize ve lacan düşüncesine yakın ilgi duymuş olduğu için, 70'lerde paris'e giderek jacques alain-miller ile psikanaliz alanında çalıştı. 1980'lerde kendisi gibi lacancı psikanaliz konusunda çalışan mladen dolar, alenka zupancic ve renata salecl gibi isimlerle oluşturduğu grup avrupa'nın entelektüel çevrelerinde etkili olmaya başladı. yugoslavya'nın parçalanması sırasında, lyublyana okulu slovenya'nın bağımsızlığı ve totaliter rejimin yıkılması süreçlerine aktif olarak katılarak, liberallerle işbirliği yapan ancak bağımsızlığını koruyan bir marksist çekirdek oluşturdu. halen lyublyana üniversitesi toplumsal araştırmalar enstitüsü'nde öğretim üyesidir.
petersellers petersellers
kendisi;

“tarihin önceki dönemlerinde kontrol altında tutulan sınırlı bir ölçüsüzlük, bir sapma olarak görülebilecek belli bir aşırılık, kapitalizmde; ancak kendi koşullarını devrimcileştirerek sürebilecek olan, içinde şeylerin kendi ‘normal’ sınırlarını sürekli olarak aşarak yalnızca kendi kendilerinin aşırılığı olarak varolabilecekleri bir sistemin paradan para peydah eden spekülatif hareketinde, tam da toplumsal hayatın ilkesi durumuna yükseltilmiştir [...]marx, temel kapitalist antagonizmayı kullanım değeriyle mübadele değeri arasındaki karşıtlığa yerleştirmişti. kapitalizmde bu karşıtlığın tüm potansiyelleri tamamıyla gerçek oldu: mübadele değerinin alanı özerkliğini elde etti; gerçek insanların üretici olanaklarına ve ihtiyaçlarına yalnızca gereksiz, geçici cisimleşmesi sırasında ihtiyaç duyan spekülatif sermayenin kendi başına ilerleyen heyulasına dönüştü.”
“gerçek bir devrimci atılımda ütopik gelecek ne basitçe gerçekleşmiş ve hazırdır ne de o andaki şiddeti haklı çıkaran uzak bir vaat olarak ayağa kaldırılmıştır. bundan çok, zamansallığın tek bir askıya alınışında, şimdiyle gelecek arasındaki kısa devrede, sanki kısa bir an için ütopik gelecek (henüz tam olarak orada olmasa da) ele geçirilmiştir; yakalanmaya hazır olarak oradadır. devrim gelecek kuşakların mutluluğu ve özgürlüğü için çekmek zorunda olduğumuz şimdiki bir sıkıntı olarak değil; şimdiden üzerine geleceğin bu mutluluğunun ve özgürlüğünün gölgesi düşen şimdiki bir sıkıntı olarak yaşanır. o anda, koşullar ne kadar zor olursa olsun, özgürlük için savaşırken zaten özgür; mutluluk için savaşırken zaten mutluyuzdur. devrim marleau-pontyvari bir bahis; geçmişteki gelecekte donakalmış, mevcut yasaların uzun vadeli hükümlerince meşru ya da gayrımeşru kılınabilecek bir eylem değildir. devrimin, deyim yerindeyse, kendi hakikatinin dolaysız göstergeleri olan kendi kanıtları vardır.”

demiştir diyebilmiştir.
(bkz:gönüllere taht kurmak )
tazmanya canavarı tazmanya canavarı
yaptığı açıklamalarda sorduğu sorularla açıkladığı şeylerin kafanızda daha da karışmasına neden olabilecek derecede güzel açıklamalar yapan çağdaş filozof. felsefenin gereğini yerine getirmektedir, sorular sormaktadır...
petersellers petersellers
düşüncelerini popüler kültür, kitle anlatıları, fıkralar ve açık seçik hikayeler üzerinden anlatması bir kültürel çözümle olmakla birlikte kimi zaman fikirlerini daha anlaşılabilir kılmak adına seçtiği bir yöntem. kitaplarındaki kopukluklar benim sıkıcı bir durum iken kendisi üzerine çekilen zizek belgeselini izlediğimde anladım ki çalışma yönteminden kaynaklanan bir durummuş. kendisi hiç bir zaman tam anlamı ile bir yazma eylemine girişmiyor, notlar alıyor ve kitap olması gerektiğini hissettiği an parçaları birleştiriyor.
absurdino absurdino
söylemlerini pazarlarken kapitalizmin imaj-ekonomisinin silahlarını iyi kullanabilen düşünür.zira en bilindik tezleri bile görkemli bir beden diliyle anlatır.
lacan ile marxı evlendirip kapitalizmin hayal gücümüz üstündeki tahakkümünün ironisini yapmaya çalışan manik arkadaş.felsefeyle sinema arasındaki sınırları aşındırmış "lacan-i-marksizmus hitchcock'ian lynch'ist" filozofumsu. baş yapıtı "gıdıklanan özne" dir.namına yapılan belgeselde en iyi kitapları arasında saymıştır bu eserini.ve aynı belgeselde "herkimki lacan ile marxı birleştiremiyeceğimizi iddia ediyorsa karşıt sınıfa hizmet eder" demiştir.
brisseis brisseis
"we cannot even imagine a neutral humanitarian organization like red cross mediating between the warring parties, organizing the exchange of prisoners, and so on: one side in the conflict (the us-dominated global force) already assumes the role of the red cross -it perceives itself not as one of the warring sides, but as a mediating agent of peace and global order crushing particular rebellions and simultaneously, providing humanitarian aid to the 'local populations'. perhabs, the ultimate image of the treatment of the 'local population' as homo sacer is that of the american war plane flying above afghanistan -one is never sure what it will drop, bombs or food parcels." (slovoj zizek, welcome to the desert of the real, london;verso, 2002, pp.93-94).
kabaca türkçesi: kızıl haç gibi nötr bir insani yardım kuruluşunun savaşan taraflar arasında arabuluculuk yapmasını, esirlerin değişimini düzenlemesini ve benzeri şeyleri hayal bile edemeyiz: çatışmada bir taraf (amerikan-güdümlü küresel kuvvetler) zaten kızıl haçın rolünü üstlenmekte -kendisini sadece savaşan taraflardan biri olarak görmemekte, fakat belli ayaklanmaları bastırarak ve aynı anda da 'yerel nüfusa' insani yardım sağlayarak kendisini barışın ve küresel düzenin arabulucu ajanı olarak görmektedir. belki de yerel nüfusa homo sacer olarak davranılmasının nihai imajı amerikan savaş uçağının afganistan üzerinde uçmasıdır -kimse onun aşağıya ne atacağından asla emin değildir, bombalar mı yoksa yiyecek kolileri mi.
seyrengiz seyrengiz
bilgi üniversitesi'ne konferans için geldiğinde alnından boncuk boncuk ter atarken sempatikliğiyle tüm dikkatleri üzerine toplayan büyük üstad. kalemiyle sürekli önündeki kağıda çizdiği şekiller ve her konu sonunda o manalı duruşu garipti.bülent somay ile mektuplaşmaları da meşhurdur bu arada.
1 /