solculardaki eleştiri kültürü

mitwelt mitwelt
ahahahahaha aynen kardeşim solcular kendilerini "burjuva" olarak görüyorlar. ülkenin sosyalist bir rejimi benimsemesi durumunda k*ç'ları, sab*ncı'ları halkla taşak geçtikleri yalılarında giyotine yatırırlar. burjuva bunlar işte; k*ç'lar, sab*ncı'lar... solcu, kendini burjuva olarak görüyormuş ahahahah

bu devirde apolitik olanda da eşek derisi vardır..
1
dumrul dumrul
eleştirinin ayarı ve dozunu kim belirleyecek? sansürün olduğu yerde eleştiri kültürü olmaz. eleştiri kültürünün olmadığı yerde de topluluklar gelişemezler. bütün gücü ellerinde tuttukları durumda bile gerilemeye mahkum olurlar.

iktidar yüzü görmüş tüm gruplar gibi solcuların da eleştiri kültürü son derece zayıftır. solcu derken tabii ki kimi kastettiğimizi de açmak lazım. hem dünya hem de türkiye'de bugünün siyasal merkezi aşırı sağ tarafından işgal edildiği için genellikle sol olarak anılan parti ve örgütler aşırı sağın azıcık solundakiler de olabiliyor. ben bunları kastetmiyorum elbette.

solcular gerçek ya da hayali düşmanlarıyla çatışmakta hayli mahirdirler. baş eğmemek güzel şey. bunu bir yana koyuyoruz ama muarıza yapılan taarruz ile eleştiri iki ayrı şeydir.

bu çatışma fiziki bir çatışma da olabilir, fikirsel çatışma da olabilir. ancak eleştiri kültürü dediğimiz şey karşılıklı bir tartışma kültürüdür. kuşkucu ve eleştirel bir bakışa sahip olma gerekliliği vardır. eleştiriyi hazmetme kapasitesini de gerekli kılar. fikri mücadelede kendi üslubumun nasıl olacağını sadece ben belirleyebilirim ancak sizin üslubunuza müdahale edemem. ikisini birden ben yapmaya kalkışırsam yaptığım şeye eleştiri denmez, dikte etmek denir. ve hemen kavramın kendi bağlamına bakarsak diktatör dikte ettiren kişidir.

mahallenin içinden sesleniyorum, dünya solunda da türkiye solunda da böyle bir kültür yok. soldaki aktörlerin hatırı sayılır bir çoğunluğu polemik ile eleştiri arasındaki farkı bile ayırt edemez. eleştiri şeffaftır. muhatabı açıktır. ortaya eleştiri yapılmaz. eleştirilen görüşün kaynaklarına da kolayca erişilebilmesi gerekir ki bu eleştirinin kendisi de sınanabilsin ve eleştiri konusu olabilsin. ben seni sürekli didikleyip duruyorum ama sen beni eleştiremiyorsun. burada gerçek bir eleştiri potansiyeli yoktur. dolayısıyla eleştiri kültürü söz konusu değildir. bir görüşü, organizasyonu, akımı geliştirmek istiyorsak onu eleştiririz. eleştiri dışı tutmaya çalışmayız. çünkü eleştirilemeyen her şey mutlak olarak çürümeye mahkumdur.

hemen sınayalım: sscb'nin kuruluşu ile birlikte marksist eleştirinin hedefi olan kişi ve görüşler sistematik biçimde görünmez kılınmaya çalışılmışlardır. herkes "dönek kautsky"yi bilir, ama kautsky'nin yazıp çizdiklerine kolayca ulaşamaz. "halkın dostları"nı bilir ama narodniklerin görüşleri hakkında ciddi bir kaynağa ulaşması mümkün değildir. marx'ın, engels'in ya da lenin'in polemik yaptığı diğer kişileri de keza... bernstein'ı, martov'u, plehanov'u her solcu duymuştur ama neleri savunduğunu neredeyse hiçbiri bilmez... bunların kitaplarını filan okuyan solcu neredeyse hiç yoktur. marksistlerin düşman olmadığı, tartışmalarını medeni şekilde yaptığı rosa luxemburg'un görüşleri bile bilinmez. vb vb... sadece marksistlerin iktidarda olduğu yerlerde değil. yayıncılık ve kültür dünyasını bir şekilde domine ettikleri yerlerde de bu kaynaklara ulaşılamaz. bu topraklarda (ta osmanlı döneminde) marksist bir yazar yokken baha tevfik gibi anarşist bir yazar vardır. özellikle kafkasya'da olmak üzere çok önemli anarşist figürler yaşamıştır ama türk kültür dünyasında solun hakimiyeti ele geçirdiği 1940'lardan - 80'lere kadar anarşistlerin görüşleri fiilen sansürlenmiştir. 12 eylül sonrasına kadar anarşizmin, troçkizmin vs kendi kaynaklarına ulaşma imkanı olmamıştır. solcular anarşizmi stalin'in gülünç broşüründen öğrenmeye çalışmışlardır.

oysa eleştiri kültürünün olduğu yerde bu tür monologculuğa yer yoktur. ben size "aga lenin'i ben sağa anlatırım, lenin'i okuyup ne yapacan" diyerek leninizmi eleştirmiş olmam. aksine leninizm eleştirisine giriyorsam seni lenin'i okumaya teşvik ederim. aradaki farka çok dikkat edin. rusya'daki ilk marksist eserleri çeviren ve yayınlayanlar anarşistlerdir. ama marksistlerin domine edebildiği hiçbir ortamda anarşistlerin eserleri yayımlanamamıştır. ilk rus marksistlerin ağırlıkla avrupa'da olduğu dönemde bunların bütün faaliyeti narodniklere reddiye üzerinden şekilleniyor olsa da rusya'da bunların eserleri narodnikler tarafından yayımlanıp okuma gruplarında inceleniyordu. rusya içindeki ilk marksistlerin neredeyse tamamının narodnik okuma gruplarında marksizmle tanışmış olmaları ironiktir. troçki bile böyle marksist olabilmiştir.

bu mevzulara yabancıysanız türkiye'deki din tartışmalarına bakın. ne demek istediğimi kolaylıkla anlarsınız. müslümanlar sizi ateistlerin eserlerini okumaya teşvik etmezler, aksine okumamanız için çaba harcarlar. oysa ateistler müslümanları kuran ve hadis kitaplarını okumaya teşvik ederler. eleştiri kültürü işte tam buradan doğar. işte bu hem hazım hem de özgüven göstergesidir. bunun yapılamadığı yerde eleştiri kültüründen de söz edilemez.