son ders aşk ve üniversite

1 /
aloe vera aloe vera
"hayatın değerlendirdiği kadar yaşıyoruz zaten.acıları da sevinçleri de.."
"aşk; bir kişinin, dünyanın geri kalanından daha önemli olmasıdır."
yazdım durdum yazdım durdum
itü taşkışla kampüsünde çekilen, üniversite gençliğini konu almış bir fildir.filmde deniz gezmiş giydi diye sürekli paltoyla gezen devrimcilere de bir gönderme yapılmıştır.
joco joco
eski devrimci arkadaşlardan, ideallerine sadık kalanı ile holding patronu olanının, holding patronu olanının holdinginde, holding patronunun neden kapitalist bir yol seçtiğini anlattığı konuşma sahnesi, üzerine düşünülesi, güzel bir sahnedir.
screw you guys im going home screw you guys im going home
-ben para vererek bir kadınla ilişkiye girmem

+ oğlum biz o parayı ilişkiye girdiğimiz için vermicez. sabah kalktıklarında gittikleri için vericez.


diyaloğuyla beni yerlere yatırmış, ve klişe olucak ama düşündürmüş filmdir.
atlantisten giden adam atlantisten giden adam
durul bazan' ın replikleriyle yardırdığı filmdir.

----spoiler----

- ben para verip kimseyle yatmam abi.
+ allah aşkına bak. ayna var git bir bak. sen olsan senle bedava yatar mısın?
- allah belanı versin abi.
+ bela okuma. dost acı söyler. üstelik fahişe modeli kadın en ucuz kadın dır. normal bir kadını bu aşamaya getirmek için kaç para harcıyorsunuz hocam?
* çooooook....
+ fahişe 100 dolar. çok ucuz.
- olabilir. ama ben yine de bir kadınla yatmak için para verme taraftarı değilim abi.
+ oğlum parayı yatmak için vermiyoruz.
- niye veriyoruz?
+ yattıktan sonra sabah gitsinler diye veriyoruz.

----spoiler----
slm asl pls slm asl pls
an itibariyle fox sayesinde izlediğim film. gerçekten çok iyi bir film. iyi olan filmler ne zaman tuttu ki zaten? bir yerlerden bulun seyredin derim. şimdi izlerseniz film ortalarında çok geç.
driving einstein driving einstein
üniversite ve gençlikle ilgili yapılmış kaliteli nadir filmlerden biri. ferhan şensoy gibi bi usta bi yana, diğer oyunculuklar da müthiştir. ferhan şensoy'un ''ilk dersimiz, kimsenin buradan alınacak derse ihtiyacı olmadığı'' sözüyle de üniversiteyi bi bok zannedenlere gerekli açıklamayı yaptığı filmdir.
agamemnon agamemnon
film seyretmeye pek vakit ayıramadığım zamanların birinde vizyona girmiş, ben de atlamışım bu filmi seyretmeyi. ancak üç sene sonra farkedip de seyrettim, o da benim ayıbım. herneyse; biz gelelim filmdeki ayıp, hata ve yanlışlara...

------- spoiler ---------

dönem filmi olduğu zaten başından belli; yetmişli yıllardan fırlamış biri erkek diğeri kadın iki genç var, yağmurun altında konuşuyorlar. erkeğin sırtında parkası, arandığını söylüyor, arkadaşlarıyla buluşmaktan bahsediyor vs. belli ki yurt dışına çıkacak, sevdiğiyle vedalaşıyor. sonrası zaten tipik dönem filmi klişeleri. yalnız oradan kaçışları çok tuhaf ve gelen üç, bilemedin dört tane polis var. devrimci öğrencilerin durumu ise daha tuhaf; ateş edilme tehlikesi olmasına karşın hepsi ortada armut gibi dolaşıyor. daha anlatılacak o kadar çok teknik hata var ki göze çarpan, insan sormadan edemiyor: "hadi detaylandırma için yaşın yetmiyor kardeşim, kimseye danışma ihtiyacı da mı duymadın?" diye. o dönemi ben de yaşamadım da, eski fotoğraflara, gazete sayfalarına bakacak olursanız, üç kişi için bile tonla polisin ve jandarmanın tek bir binanın etrafını çevirdiğini görürsünüz. teknik detayları daha fazla kurcalamayayım, her sekans için söyleyecek yığınla şey var çünkü.

film 2006 senesine gelir dayanır. kırık hoca faslını geçiyorum, orada da çekim hatası gırla. kamera devamlı aynı açıdan aynı şekilde yaklaşır mı lan? insan sıkılır valla. neyse... jenerik sonrasında eski solcu amcalar buluşurlar. tabii hemen hepsi fütursuzca kapitalist olmuşlardır. yani bir klişe daha karşımıza geliyor; "eskinin solcuları, şimdinin kapitalistleri oldular". sanki o dönem sol görüşlü olan herkes paranın gözüne vurmuş. öyle de acayip bir alt metin var orada. öteki de güya bütün örgütlenme çabalarına devam etmiş gibi "size inanmıştım" der. sonraki sahnelerin birinde koca bir şirketin muhasebe müdürü olduğunu öğreniriz bu amcanın.

akabinde film, okulda, öğrencilerin görüntülü yıllık ayağına herkesin yaşam öyküsünü kameraya anlattığı kısma gelir. işte tam bu noktada, karakterlerin geçmişi ancak bu kadar dandik bir şekilde verilebilirdi. o kadar ki, sıkıntıdan bayılacak gibi oldum. aradaki diyalogların sıkıcılığını ve "seviyeli oluşunu" sadece tayfun güneyer senaryolarında olur zannederdim. oysa bu filmde de benzer bir şekilde diyaloglar amerikanvari ve gerçeklikten uzak. tıpkı bir amerikan yapımı gençlik filmini andırıyor. bir yandan da iğrenç bir kadını aşağılama tavrı. ancak o bile o kadar yalancıktan olabilir. o kadar belden aşağı geyik yapan kankaların arasında neredeyse her cümlenin sonu "ğomunagoyum" ya da "skiyim" gibi ifadelerle biter. burada ise son derece düzgün bir türkçe'yle hayat kadını muhabbeti yapılıyor. ayrıca, adeta bir lise dizisi tadındaki utangaçlığı, fırlamalığı ve üniversite yaşamını bir arada görmek adeta bir üçüncü sınıf amerikan komedisi filmi izliyormuş tadı veriyor. sanki orası türkiye'nin çok çok dışında bir yermiş hissi veren daha yığınla şey sayılabilir.

filmin devamında, hangisinin tam nerede olduğunu hatırlamamakla beraber -zira filmin çok dağınık ilerlemesi de ayrı bir sorun- öğrencinin hocasının odasındaki günlüğü alıp da fotokopisini çekmesi gibi dandrikliklerle karşılaşıyoruz. sonrasında hocasının karşısına "okudum senin günlüğü, hem de gittim araştırdım" diye çıkması ayrı bir mesele. bir hocanın diğer hocaya fütursuzca yazması da son derece abuk. az daha sarıp başka bir sekansa geleyim, ege aydan'ın ofisinde geçen sahnede yapılan konuşmada senaristin zerrece sosyalizmden anlamadığı, ama ne hikmetse kendine güvenip ideoloji ve dönem üzerinden film yapma cüretine kalkıştığını görüyoruz. zira; "devlete güveneceğiz değil mi? devlete güveneceksek neden o devlet önce astığı adamlara sonra anıt dikti ! devletin pardonu da böyle olsa gerek!" gibi bir replik, devlete güvenen birine karşı söylenir. ancak o sahnedeki adamların hepsi zamanında hayvana yapılmayacak işkencelerden geçmişler, oysa diğerlerine "inanan" amcamız hâlâ yolundan sapmamış ve devlete güveniyor. demek ki solculuğun kriterlerinden biri de devlete güvenmek! eh, bunu söylemek demek, "memlekette herkes devrimci" demekle eş anlamlı. kendi inşasının defalarca altında kalan cümlelerle dönem ve ideoloji üzerinden film mi yapılır be hacı!

daha o kadar hatasını ortaya koyabilirim bu filmin. ancak buna ne benim sabrım yeter, ne de buradaki karakter sayısı.

gelelim şimdi de iyi yanlarına:

anı yaşamakla ilgili vurgular güzel. tabii oraları da önemli ölçüde ferhan şensoy'un oyunculuğu götürüyor. öte yandan sorunu tanılayıp üzerine gitmek ve çözüm üretmek için adımlar atmaktaki vurgu gerçekten iyi denebilecek seviyede. simultane sahneler de fena sayılmaz. bir güzel yanı da, ferhan şensoy'un rakı hakkında söyledikleri. o manzarayı görmek, o sözleri duymak insanın içinde rakı içme isteği uyandırmıyor değil. son sahne de filmin enerjisini en üst noktaya taşıyor. o noktada bitmesi ve asıl mesajın içeriğinin bir şekilde verilebiliyor olması da filmin diğer olumsuzlukarını biraz biraz örtebiliyor. neticede vurgusu yapılan şey ideoloji ve dönem değil. ancak yaşanmamışlık hikâyeleri, pişmanlıklar, "carpe diem" mesajlarına karşın dağınıklık ve dönem vurgusundan dolayı o noktaları görmezden gelemiyor insan.

-------- spoiler ---------

tanım yapacak olursak: imdb'de verilmiş olan 7.0'ı asla ama asla hakedemeyecek olan filmdir. kanımca 4.0-5.0 arası ya olabilir, ya olamaz. çok da seyredilmesi şart değil yani. ama zevkler ve renkler tabii ki tartışılmıyor.
alameti farika alameti farika
izlenilesi bir film. ferhan şensoy bir işin içinde varsa zaten, izlemek farzdır benim açımdan. inceden inceye güzel mesajlar veriyor bu film. insan yaptıklarından çok yapmadıklarından pişmanlık duyarı anlatır.
ben ben
izlenilesi tek oyunculuğu ferhan şensoy'un yaptığı film. olamayan profesörler, olamayan öğrenciler... sanki hepsinin değişik bir özelliği olması gerekirmiş gibi, hepsi ayrı telden. aman ne eğlenceli ne keyifli bir üniversite ortamı.
ayrıca darbe dönemine ucundan kıyısından dokunduran her filmin/dizinin izlendiği bir ülkeyiz. herkesin az çok bir yarası var o dönemden, herkese hitap ediyor yani kısaca. ilk örnekleri için (bkz: babam ve oğlum) (bkz: çemberimde gül oya)
böyle böyle para kazanıyor ya bu insanlar, ona üzülüyorum.
deliyaylaa deliyaylaa
"şimdi kendi sorunlarınızla ugraşıyorsunuz, ileride çalışırken başkalarının sorunlarıyla uğraşacaksınız. insanlar kendi enerjileri ile çözemedikleri sorunlarını çözdürmek için size para verecekler."
1 /