sözlük yazarlarının düşünceleri

1 /
sosyolojinin kurucusu comte değil ibni haldundur sosyolojinin kurucusu comte değil ibni haldundur
sırf pişman oldum diye bütün girilerine artı mı verecektim? neden?

yaptığın çocukluğu, korkaklığı, cesaretsizliği, duygusuzluğu, umursamazlığı gördüğüm zaman seni ne arayabildim ne mesaj atabildim ne de sözlükten yazabildim.. yapamadım, çünkü buna hakkım yoktu. yapamadım, çünkü buna değip değmediğinden emin değildim; tıpkı senin benden emin olmadığın gibi...

ama ikimiz de farklıymışız, bunu şimdi anladım. sen umursamazdın, ben değildim. sen değerin ne demek olduğunu bilmiyordun, ben biliyordum. sen şimdi yatağında rahat rahat uyuyorsun, ben senin yaptığın saçmalığa boş yere canımı sıkıyorum. senin için, geçen zamanın hiç önemi yokmuş, ben seninle geçen saatlerime, dakikalarıma acıyorum. oysa sabahlara kadar süren ne zevkli vakitlerdi..

yaptığını gördüğümde arayamadım evet. mesaj falan da atamadım ne telden ne de buradan. pişman olmamak için yapmadım. düşünmemek istedim bu yaptığını. birden elim senin profiline gitti. yazılarını okumaya başladım tek tek. sonra bütün entrylerini açıp hepsini eksiledim. bunu neden yaptım, bilmiyorum. hani şu bir oy verdiğinde 15 saniye beklemen gerekiyor ya, işte bütün girilerde o 15 saniyeyi bekledim üşenmeden. bekleye bekleye hepsini eksiledim ve bittiğinde nedense pişman oldum. ama içimden tekrar hepsine artı vermek gelmedi. içimden geleni yaptım, kusura bakmazsın umarım.

hem yaptığın şey için kızgınım sana hem de beni seri eksi vermeye teşvik ettiğin için. senin yüzünden seri eksi veren ibne oldum. daha ne olsun!

bu da benim öfkemdi. idare et

uzun zaman sonra gelen edit: buradaki "seri eksi" olayı aslında sıradan bir eksileme olayı değil. seri eksileme, diğer şahısla aramda bir espri konusuydu. ama yazılanlar gerçek.
kelebek uçar kelebek uçar
tanım yapamadığım başlıktır.

düşüncelerime gelinceee... çizgileri izliyorum. resimlerimdeki, etrafımdaki, dünyamdaki ve yüzümde oluştuğunu fark ettiğim; görmezlikten gelmek istediğim çizgileri izliyorum. noktalardan oluşan doğru parçacıklarıyla dolu dünyamı bir nebze olsun değiştirmek geçiyor aklımın ücra bir köşesinden. ne kadar da basit gözüküyor söylenince; noktalardan oluşan doğru parçası! bütün dünyamı oluşturan o küçücük noktalar!
hayat çizgimi değiştirmemin kolay olmadığı gibi imkansız da olmadığının bilincine varmaya çalışıyorum. sandığa kapatılıp toprağa gömülmüş hayaller geliyor aklıma; beynimi parçalarcasına. yapmak istediklerim ve şuan yaptıklarım arasındaki uçurumdan yuvarlandığımı hissediyorum. oluşturmuş olduğum çizgileri gerçekten kendim istediğim için oluşturmamış olduğumu fark etmemin hüznü kaplıyor bedenimi.
susuyorum sonra... her zaman olduğu gibi susmam gerektiğini fark ediyorum. adına çizgi dediğimiz o küçücük doğru parçalarıyla uğraşmamam gerektiğini fark edip, rahat bırakıyorum onları. sonra; bir çizik daha atıyorum kalbimde sağlam kalmış nadir bir tarafa!
sosyolojinin kurucusu comte değil ibni haldundur sosyolojinin kurucusu comte değil ibni haldundur
bana son konuşmamızda yanlış hatırlamıyorsam "senle eskisi gibi konuşmayı özledim. sesini duymayı özledim." demiştin.

ben de sana inanmak istemiştim ama inanamamıştım. "bir gün belki yine eskisi gibi konuşuruz, o zaman duyarsın yine sesimi" demiştim ve eklemiştim "ben de senin sesini duymayı özledim..." ama ben gerçekten özlemiştim.

seninki doğru değildi. eğer doğru olsaydı beni arardın, sesimi duyardın. hadi onu geçtim, o engellemeyi kaldırırdın ama yapmadın. çünkü özlemek falan yoktu.

ertesi gün seni aradım, o engellemeyle karşılaştım. bi' sonraki gün yine aradım, yine engelleme. sonraki gün yine arama, yine engelleme... bıraktım.

niye gerçek değilsin? hani yalan söyledin, eline ne geçti? bu kadar mı basit şeylerin peşindesin? diğer insanların duyguları senin yanında bu kadar mı hafif?

bu yaşıma geldim, yanlış tanıdığım sadece birkaç insan oldu. sen de onlardan biriymişsin. yazık...
neyçırsever neyçırsever
insanlarla aram pek iyi olmamasına rağmen yine de biryerlerde girilerimi artılayabilecek benimkine benzer zihinler olduğuna inanıyorum. her girimi merakla takip ediyorum kaç kez uyaracak beni diye. hem sözlükteki zihinleri bütün olarak değerlendirip çeşitliliği ölçüyorum hem de genel olarak ne tarz şeyler sever bu zihinler deyip kaderimi daha erken anlayıp karşı karşıya kalabileceğim aksi durumları gelecek günler henüz gelmeden tahmin edip hazırlıklar yapmaya çalışıyorum.
bakıyorum da en çok gülücük yiyen girim vajina yalamak başlığı altında bulunan girim. geri kalan 300 girimin herbirinden 3 kat daha fazla gülücük yedirilmiş bu giriye. büyük şüphe ve çelişkilere dalıyorum... sözlük kitlesi talep edilen gülücüklere tepkisiz kalıyor, ne kadar farklı amaca hizmet ettiklerini farketmeden de olsa görevlerini yerine getiriyorlar, beni bulanık sorularla başbaşa bırakıyorlar.
durum, neredeyse kesin hâliyle gözlerimin önünde serili duruyor fakat empati yapıyorum: diğer girileri beğenip de gülücüğe tık yapmaya üşenen birçok karmaşık zihin var. bazen rast gelmiyorlar, bazen de okuyup gözlerini yoruyorlar; karmaşalarına devam ediyorlar.
neyçırsever neyçırsever
^selam, konuşsak mı ki azcık?

>ben bu ara pek konuşamıyorum kimseyle. yani çok iyi değilim. ama ne diyeyim... sağ ol. var ol.
iyi geceler.

^hee... zor bir şey istedim aslında, evet. zaten çok konuşan insanları hep merak ettim, psikolojileri nasıl diye. ciğerindeki hava yavaş yavaş çıkarken ses tellerinin farklı kasılmalarından geçerek dile ulaşıyor ve dil de damak, dişler, yanak, dudak teması sonrası şekillendiriyor kelimeleri. çok zahmetli. fazla enerji harcıyor gibi görünüyor ama öyle olsaydı çok konuşan şişmanlar olmazdı. konuşmaktan zayıflarlardı. sonra ben neden konuşurken yoruluyorum sorusunu sormaya başladım. bu noktada da kaldım. her gün teoriler üretip sebebi zenginleştiriyorum. kârı yok, evet, ama az konuşan bir adamın düşüncelerinden ve teorilerinden başka ne zenginliği olabilir... empati yapınca seni daha iyi anlıyorum: konuşacak bir şeyim yok, diyorum çünkü ben de. şimdi de yoktu. cevabın çok yanlışmış demek ki; konuşacak bir şeyi olmayan adama kalkıp da yirmi satır yazdırdın. sana da, kendime de şaşırdım vallahi. insanlarla birlikteyken ne olacağını da hiç kestiremem. bilmiyordum ki bu kadar döküleceğimi.
neyçırsever neyçırsever
sayın yamuk ülke;

bedenim şuanda senin olabilir fakat ruhuma asla sahip olamayacaksın.
o, başka ülkelerde, başka düşüncelerde gezip şakalar yapmakta ebediyen özgür kalacak.
ceu111 ceu111
keşke hiç dünyaya gelmemiş olsaydım diyorum. güneşi hiç görmemiş olsaydım, yağmurda ıslanmamış olsaydım, rüzgarı hissetmemiş olsaydım. keşke duygular nasıl hiç bilmeseydim. sevmek ne demek, aşk ne demek haberim olmasaydı hiç.

aslında hiç adil değil hayat. bilseydim bunları yaşayacağımı gelir miydim dünyaya, yaşar mıydım bile bile. yaşamazdım sanırım. mutlu bi sonu bile olmayan hayat neden yaşanır ki.

sıkıldım sözlük. yoruldum.
1 /