sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

209 /
hogwartstan kaçan kız hogwartstan kaçan kız
bir gün belki bakarsınız da profilimin yerinde yeller esiyor olur. buralar boğucu, insanlar boğucu, bazen gerçekten de "keşke yıllar önce buraya hiç gelmeseymişim, diğer sosyal medya hesaplarımı açmasaymışım" diyorum. böyle daha izole bir hayatım olsaydı, kendimce hobilere falan abansaydım keşke. çünkü boğuluyorum her şeyden.
akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez
- ösym'nin sitesinde liseyi 1 yılda bitirmiş görünüyorum. bu hatayı nasıl yapabildiniz diye telefon edeceğim yarın. bir insan 17 yaşında liseye başlayıp 18'inde nasıl bitirebilir? ortaokulu 17 yaşında bitirdiysem demek ki geri zekalıyım. liseyi 1 yılda bitirdiysem o zaman süper zekayım. en azından bir yerden farketmeniz gerekirdi.

- izmir'de bir çocuk vardı. sokağın çalışkanı, bütün dersleri 5. dışarı da pek çıkmazdı. annesi ise tam bir manyaktı. sürekli bağırır, sürekli sinirli. o çocuğa bile bağıracak bir insan. kesinlikle psikolojik sorunları vardı bundan eminim. yıllar sonra öğrendim ki 18'ine girdiği gün ben artık ders çalışmayacağım, öss'ye de girmeyeceğim diye rest çekmiş. konservatuvara gidip saksafon çalmak istiyormuş? herkes bundan tıp, mühendislik falan bekliyorken? son yıllarda 2 kez gittim izmir'e. gerçekten dediğini yapmış adam, gözlerimle gördüm. yan evden saksafon ve jazz müzik sesleri yükseliyor...karabağlarda...saksafon...asdfasafd. sokağın seviyesini tek başına yukarı çekmiş adam.
whiskeysour whiskeysour
bu kadar elimi ayağımı titreten şeyin öfke olması beni gerçekten yıldırıyor. eskiden çok canını acıtan,seni yakıp yıkmıs bir savaşın kalan izlerini silmek çok kolay olmuyor.hiçbir şeyi görmek istemiyorsun, onun hakkında hiçbir şey duymak istemiyorsun, öldüğünü varsaymak istiyorsun bazen de öldürmek istiyorsun sırf bu öfkeden kurtulmak için. yaşamak için ya öl ya öldür demişler, ben çogu zaman haksız yere ölmeyi tercih ettim. ya da yapabileceğim tek sey buydu belki de. belki de öyle beklenmedik bir zamanda vurulmustum ki, ölmek daha kolay gelmişti öldürmekten.şimdi ise baktığımda öldürmek en kesin çözüm gibi geliyor bana. öldür gitsin diyorum, çiçeği, böceği, ya da sorun yaratabilecek herhangi bir şeyi. kökünden kurtul, kök salmak iyi değildir, ne rahata ne de sefalete. insanoğlu alışır çünkü, öyle bir alışır ki mutsuzluga da, bi yandan yakınırken bir yandan nasıl ayaga kalkacagını unutur. hep acı çektiğini sanır bu dünyada, öyle ya, acı çekmeden de bir yaşam yaratabileceğini, öyle de var olabileceğini düşünemez. ya da kolay gelir böylesi.
fişkuyruk kalem fişkuyruk kalem
"bilemiyorum" u "bilmiyorum" dan hep daha çok sevmişimdir. bilmek isterdim, denedim ama yapamıyorum anlamı barındırıyor çünkü. biri bir şey sorduğunda cevabım yoksa ilk tercihimdir. bilmiyorum öyle mi ? kestirip atıyor, savsaklıyor sinsice. pis şey.
hoayda hoayda
artık "bunlar da benim sessiz kullarımdır" dediklerine ses verme zamanı gelmedi mi sence?en azından kanaat kullanıp ortadoğuya bir el at ya rab!
hoayda hoayda
kötü günler geçiyor, mutlu olsan da başkasının derdine üzülüyorsun. elinden tuttuklarının seni bir bir bırakmasıyla helyum dolu bir balon gibi sürekli daha da yükselen bir kafa.
sayenizde sayenizde
ezberlediğim hüzünlerden olmaman için çok çaba sarf ettim biliyorsun. aşkın kural bilmezliğine inanışlarımız eski değil. özlemin yeni değil. sensizliğimin ismi, şimdilerde kocaman bir ''kaybediş'' olup yazıldı kanaat defterimin en has köşesine.
20 ay önceki gibi şen değilim ben, şenliğimdeki izlerin yansımalarında bile senin tamir ettiğin koca koca oyuklar vardı saklayamadığım. sakladığım yerlerim acıyor şimdi ivil ivil harlı, saklandığın yerlerde dolanıyorum bomboş bir çabanın tuttuğu zayıf bir ışık demetiyle. nerdesin kuzum? sana seni yazacağım yer neresiydi, neresi oldu şu kısa zamanda. alıştırma beni yokluğuna. ben yokluğunun ateşini seni iliklerimde duyumsadığım o geçmiş zamanların her bir salisesinde bile defalarca yaşadım sen hiç anlamadın. ''anlama sen'' olsun anlama kuzum razıyım. ama gitme! gitmek eylemini gelmelerin kucağına sal ve gitme! olmazların içinden seslendiğin o zamanların, o soğuk kış akşamlarının tatlı temaşasından hiçbir zaman ayrılamayan bu zavallı özlemi bırakıp gitme. olurların içinde sevmek kolay ya hani, zamanın denkliğinde, ortamın genişliğinde, absürt demediğin bir hal içinde sevmişlik edalarına limitsiz yürümek kolay, peki ya benim saflarımda sevmek?
benim kadar naümidin içinde büyüyerek sevmek, hiç kimseye adını, yüzünü, bendeki gücünü, tadını, şakalarını, sıcaklığını, sarmalayışını tek sözle, umursayışlarını, devamlılığını, adamlığını, sıra dışılığını ve o küçük yaşına ters kocaman yürekliliğini kimseye anlatamadan seni böyle sevmek…
tadı yok, belki de hiç yoktu. ben, senin kokun var diye bunca yıl oyalandığım bu yeri; yine senin kokun yok diye bunca aydır büyük gevşemelerle-teklikle-kimseyi görmeyiş-görmek istemeyişle, senin ''yeter de artarlığınla'' sadece sana mutabık, sana dair, sana bağlı, seni özler, seni bekler, seni sever ve seni dilinden bırakmaz bir şekilde benimseyemiyorum.
bir aşka, bir bedene veya bir nefese değil vurgunluğum, çünkü bunlar o kadar bol ki bereketli topraklarımızda(!) bir ''sen''; kaç şehre, kaç kitaba, kaç derdin ilacına, kaç adama ve kaç insana değişilmezsin bildin mi hiç?
bir sen; kaç yıllık ömrümün son baharında gülizar oldun koktun ve kimse de duymadı sezdin mi hiç?
gitme! gidersen ne kışım olacak, ne de sonram…gitmek büyümesin gül ektiğin yerlerde.
meddahx meddahx
kendi haline bırakabilen insanlara çok özeniyorum. hayatı, ilişkilerini, iş yaşamlarını kendi haline, oluruna bırakabilen insanlar var. ben, sanki bir bırakırsam ipin ucu kaçar diye korkuyorum sanırım. kontrol manyaklığı değil bahsettiğim şey. lafım ile çabalamayan "rahat" insanları kastediyorum.

ben çabalamazsam ve o işte, o ilişkimde, hasılı yaşadığım hayatta ve yolunda gitmezse kendimi affedemem. keşke derim, keşke biraz daha uğraşsaydım. olursa olur, olmazsa çay demleriz diyebilmeyi çok isterdim ama huyum kurusun. belki çabalasam da olmayacak o iş ya da mutlu olamayacağım o ilişkimde. hatta belki sırf gereğinden fazla çaba sarf ettim diye, "abarttım" diye olmayacak ama benim içim kafamı yastığa koyduğum her günde, üzerime tahtalar örtülen o günde rahat olacak
kim ki dük kim ki dük
bugün saçma sapan şekilde aşırı bir biçimde özlediğimi fark ettim seni. otobüsten indim ve yürümeye başladım. aha onla da bu geçitten geçtiydik. yürüyen merdiven bozuktu koca valizleri taşırken ter içinde kaldıydı. aa soluklanmak için oturduğumuz cafe de burdaymış. girdim içeri oturdum. o zaman oturduğumuz masada birileri oturuyordu. bir süre sonra kalktılar oraya geçtim. yarak kürek de bi masa manzarasız tuvaletin yanı filan. o zamanlar hiç gözüme batmamış. sonra gene çay istedim. sen o gün anlattıklarını bir bir anlattın gene. 5 dk uyuyayım diyerek gene masaya koydun kafanı. ben gene tekme atarak uyandırdım seni filan. sonra kalktık, kalktım.

sokak boyunca yürümeye başladım. son şarjınla dinlettiğin o şarkı çalınmaya başladı kulağımda. tam da aynı yerde kesildi. şarjın bittiydi ya hani. devamı nasıldı ki o şarkının? merak edip dinlememiş olduğumu fark edip üzüldüm.

sonra kestirme yol varken yokuşu çıkardıydın bana hatırlar mısın? gene o yokuştan çıktım adım adım. seni izledim valizleri sürükleyişini. bu kez teklif etmedim yardım etmeyi. sonra sen şak diye döndün arkana yaa sağımdan yürüsene arabalar çarpacak diye uyardın sağa çektin beni. o sırada bir korna çaldı yüksek sesle. sen kayboldun. valiz sesi yok. sokak araba ben kedi. hiçbir şey olmamış gibi oturdum kaldırıma kediyi sevdim sonra. sen en çok kedileri severdin. ben köpek. sırnaşması kendini sevdirmesi aynı sendi kedinin.

sonra kalktım yürümeye devam ettim. o köşeye yaklaşmama 3 adım kala durdum. birazdan sen son vedanı edecektin. önce sarılacak sonra yanağıma buse kondurup kendine dikkat et diyip gidecektin. 3 adım kaldıydı. gidemezdim. durdum yolun ortasında kazık gibi. gitsem sen de gideceksin dönsem sen gene de gideceksin. sonra tam o anda bir arabadan o şarkı yükseldi. tüm tesadüflerin amk. tümünün ama. insanı olmayacak şeyleri olabilirmiş gibi gösteren her şeyin amk. ve 3 adım attım. sen kayboldun. boğazımda yumru gözüm dolu dolu eve girmeye çalıştım. ağlayamazdım ulu orta. evde de annem üzülürdü. oturdum yazdım sonra buraya. sana yazamazdım.

ama cidden merak ediyorum bensiz mutlu musun? benleyken hissettiğin o huzursuzluk mutsuzluk sıkıntı geçti mi? aylar geçmiş gibi bendeyse. her gün yaşadığımız bir şeyi anıyı yeniden yaşıyorum gibi. ruh hastalığı gibi.

seni hiç özlemedim ki ben.
ve kendinizi resmen sarhoş hissedersiniz ve kendinizi resmen sarhoş hissedersiniz
doğrunun ne olduğunu bilecek düşünecek potansiyeldeyim.bu yüzden baya bir süredir hayatımı nasıl sürdüreceğim konusunda akıl almıyorum.fikirlerine güvendiğim insanlara sorduğum sorular, yalnızca o an hangi içinden çıkılmaz problemin içindeysem, kişi bana o konuda fikir verebilecek bir insan olduğu için, ona problemim hakkında yaptığım bir danışmadır.nihai kararı yine ben veririm.sevmediğim insanlarsa hayatta ne kadar tecrübeli olurlarsa olsunlar bana akıl vermeye çalışırlarsa onların dedikleri bir kulağımdan girer,ötekinden çıkar.umursamam.
209 /