sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

348 /
tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
arkadaşlar ne yazık ki etrafta çok geri zekalı var. yani bunun eğitimle, okumayla, üniversiteyle, bir yere gelip bir şeyler başarmasıyla da pek bir alakası yok. o kişi ortama geldiğinde, size bir şeyler yazdığında ya da ortada herhangi biriyle yaptığı muhabbette/tartışmada çok net gösteriyor geri zekalı olduğunu. hani uğraşmaya değmeyecek kadar iş işten de geçmiş. çünkü asla kabullenemeyecek durumda ne kadar mal olduğunu. hatta dahası kendini başka insanlarla karşılaştırıp üstün de görüyor bu tipler. hani siz arkadaşlığınızı bitirirsiniz, engellersiniz, görmezden gelirsiniz, onu kendi dünyasıyla baş başa bırakırsın, umursamazsınız da ciddi ciddi katlanmak zorunda olan insanlara yazık. üzülüyor insan ajskskdk
3
prometheus maximus prometheus maximus
karşına aldığın insanın sıkıntılarını, mutluluklarını, varlığını ve yokluğunu önemsemek ve gündelik yaşamının bir parçası haline getirmek, o insanı kendi varlığından daha fazlası haline getirmez. o insan her halükarda öyledir çünkü.

karmaşık ilişkilerimiz ve tanıştığımız her insana göre ayrı şekillenmek zorunda kalan hayat pratiğimizin yoruculuğu içerisinde kendimiz kalabildiğimiz üç-beş kişinin bizlere sağladığı hürriyet, karşıdan aynı samimiyeti görmeyince bir çeşit mahpusluğa dönüyor. çözüm nedir diye düşünürken bir bakıyorsun, yağmur sonrası bir kavak ağacından damlayan son su damlası gibi bir kişi daha çıkıyor hayatından. yani, hayatına aldığın insanların sayısı azalırken hürriyet duygusu yükseliyor. çok karmaşık canlılarız...
gölgelerin efendisi gölgelerin efendisi
insanlardan üstün olduğumu düşünüyorum. en azından bir çoğundan. bunu fark ettiğimden beri kendim dışında kimseyi gerçekten umursamıyorum. üzüntüleri,sevinçleri,öfkeleri vs komik geliyor.
aptal buluyorum herkesi. açıklama ihtiyacına girmiyorum kendimi. anlatsam anlayamazlar. beyinleri yetmez. hakaret olarak demiyorum bunu. çok samimiyim.
boşu boşuna yaşıyor hepsi. hiç uğruna.
amaçsız ve anlamsız.
sadece acıyorum.
kuşkonmaza konan kuş kuşkonmaza konan kuş
kendime ait olan bir alana ihtiyacım var artık. eskiden severdim bir kaç kişiyle aynı odayı paylaşmayı ama sanırım artık yaşlanıyorum. en ufak ses bile gerginleşmeme sebep oluyor. önceden '' aman canım olsun'' dediğim şeyleri görmemezlikten gelemiyorum.
sweet child o mine sweet child o mine
hastalık derecesine varan bir kafaya takmama var(mış meğer) bende. babam ölse umrumda olmayacak o derece. herkes çok kafaya takıyorum diye doktora gider, ben kafaya takmıyorum dohtoor diye gideceğim sanırım xd. bu durum hep böyle miydi bilmiyorum, hayatım gayet iyi gidiyordu öncesinde. ama son zamanlarda bu umarsızlığım hayatımın gidişatı olumsuz etkilemeye başladı. aslında birisi söyleyene kadar farkında bile değildim böyle olduğumun. bana göre yanlış değildi hiçbir eylemim. gerçi şimdi yanlış olduğunu bilmeme rağmen hala aynıyım. 0 değişim. yalancıktan umursar gibi, takar gibi yapamıyor ki insan.
caotic caotic
ben memur çocuğum. annem babam da çiftçi çocuğu. yani biz bu toprakların has evladıyız, pek çoğumuz gibi. sadece askerlik için köyünden ayrılan adamlar ile onu bile yapamayan kadınların nesli. tarihsel birikime, tarihin genlerinizi ve hayatınızı yönlendirmesine inanırım. belki de tüm bunlardan kaynaklı benim hiç uçuk hayallerim olmadı. astronot olmayı, pilot olmayı istemedim hiç. amcam doktordu ve ortalama üstü bir hayatı vardı. tüm hayallerim bununla sınırlıydı. dünyayı gezmek, gezgin olmak nasıl olabilirdi? gezginler sgk lı değildi. bir işten istifa etmek çılgınlıktı. insanın bir yanı daima garantide olmalıydı. sevdiğim yazarların kitap arkası biyografilerini okuduğumda hep dikkatimi çekerdi. mesela "yahudi asıllı bir anne ile katolik bir babanın çocuğudur. berlin'de dünya'ya gelmiştir. üniversiteye pariste başlamış ve yarım bırakmıştır. ispanyol edebiyatından etkilenerek ispanya'ya taşınmış, tüm endülüs'ü kitaplarına taşımıştır. gezilerinde yer alan kültürler..." falan filan. insanın sgk lı bir işi olmadan nasıl gezebilirdi? yurt dışında üniversite okumak pahalı değil miydi? ne cesaret ile okul bırakılabilirdi? böyle salak salak düşünceler işte. yokluk çeken biri insan da değildim ama inanın, ben direkt bunlara odaklanırdım. tamamen zihniyet meselesi. dar kalıp bir bakış açısı.

bir süredir bunun üzerine düşünüyorum. her ne kadar kendimi değiştirmeye çalışsam da bazen dar bir kalıp ile hareket ettiğimi görüyorum. ani bir kararla gezgin olmaya kalksam, anca 657 de olan 1 senelik ücretsiz izin hakkı ile giderim. ne olur ne olmaz dönünce işim olsun diye.
neden peki? çünkü bazı şeyleri, eğitim ile okumak ile silemezsiniz. tarihin getirdiklerini törpüleyebilirsiniz ancak sırt çeviremezsiniz.

benim çocuklarım daha geniş bir bakış açısıyla büyür umarım.
348 /