sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

348 /
zeyyez zeyyez
karşımda duran insana göre sağ bana göre sol gözümde daha doğrusu sol gözbebeğim de bir çizgi var. üst çaprazda tam gözümün renginde yatay bir çizgi. bu çizgi bana çok özel geliyor ve ışığa çıkınca kendini belli etmesi ayrıca hoşuma gidiyor. evet bunu bilen pek insan yoktu hayatımda ama burda yazmak istedim bu çizgi beni düşüncelere daldırılır bir ayrımı farklılığı anımsatır bana hep. söyleyeceklerim bu kadar.
hoayda hoayda
diy hacks adı altında açılan tüm sayfaların %80'inde coca cola ve pepsi kutularını kullanarak günlük hayatı kolaylaştıracak pratik yöntemleri paylaşması ne kadar da ironik.

taktir ediyorum ama.algıyı tamamıyla bir amaca çektikten sonra alttan alta reklam yapabilmek de ayrı bir zeka ürünüdür nihayetinde. 25 kare tekniğinden de üstte bir şey bu bence.
zeyyez zeyyez
değerli bir büyüğüm insanın bu dünya da ki önemine istinaden süleymen çelebi'nin şu sözünü izah etmişti: "ademle alemi müzeyyen etti" (müzeyyen: bezemek, süslemek) yani insan olmasa alemin malın mülkün hiçbir şeyin kıymeti olmazdı. sarayların olsa ama içinde insan olmasa mutlu olur musun?
yaseminkokulupatika yaseminkokulupatika
birbirinizin üzüntüsüne sırt dönmeyin n'olur. hele sevdiğiniz bir insanın üzüntüsüyse daha da büyük bir sevgiyle eğilin o kişiye. üzüntüsünü saçma bulmayın, "yok yere üzülüyorsun" demeyin, daha da kırmayın karşınızdakini. anlamaya çalışmak, belki o da böyle düşündü kim bilir demek dururken yakıp yıkmak, üste çıkmaya uğraşmak; çok ama çok acı.

bugün akşam, tam da şu saatte her şeyin bir aldanma olduğunu anladım sanırım. üzüntüm ve dahi gözyaşım ne denli değerden yoksunmuş. ve artık canımı yakan şeylere hissettiğim acıdan dolayı utanıyorum kendimden. kalbinin kırık olmasını önemsemeyenler mutlu olmanla da çok ilgilenmez sanırım... yani o kadar örselendim sözün kısası.

insanın sevdiği tarafından haksızlığa uğraması ne zor ne acıymış. en çok yanında olması gereken insanın karşında dimdik durması ne büyük hayal kırıklığıymış.

dünyam başıma yıkılmış gibi bir his işte. boktan.
benallahınbirlütfuyum benallahınbirlütfuyum
anlamadığım şey şu;
sanki akp baştayken hiç kötü olay yaşanmamış, hiç pkk ile iş yapılmamış, fetullah gülen el üstünde tutulmamış gibi, chp bazı illerimizde seçildi diye neler neler deniyor.
iyi de güzel arkadaşım, senin sevdiğin ve seçtiğin adam baştayken olanları gördük, bizzat hepimiz yaşadık. ağaçlarımız kesildi, şehitlerimizin sayısını unuttuk, haber kanalları milletin beklediği haberleri vermek yerine penguen belgeselleri verdi, darbe girişimleri yaşandı, pkk adamları ile el sıkışılıp güle oynaya pozlar verildi, fetullah gülen mitinglerde "hocamız" diye anıldı, atatürk orman çiftliğimiz senin seçtiğin adamın isteği üzerine değiştirilmeye başlandı, zam üstüne zam geldi, sokaklar ne dediğini anlamadığımız suriyeli insanlarla doldu taştı, senin ülkenin vatandaşı sınava girip bir kaç puanla istediği üniversiteye giremedi ama ülkemize sığınan insanlar sınavsız istediği üniversiteye girdi, sen dişinle tırnağınla gece gündüz çalışıp hayatını üç kuruşla idare etmeye çalışırken başkaları refah içinde yaşadı.
güzel arkadaşım neler neler oldu bu ülkede, senin seçtiğin adamlar bu olayların hangisinde sana ve ülkesine destek oldu? hangi durumda sende rahat yaşa diye bir şeyler yaptı?
hiç birinde değil mi?
sen rahat yaşa diye canını dişine takan adamları bırakıp sana bunları yaşatan adamlar gelmedi diye üzülme. aç gözünü allah aşkına. gör her şeyi.

dip not: siyasetle uzaktan yakından bir alakam yok, kendi partinizi savunmak için carlamayın.
abcd02561 abcd02561
insan 1 yılda nerden nereye geliyo. 1 yılda çok şey değişiyor. tam 1 yıl önce bugün yani 1 nisan 2018 de şu saatlerde çok güzel bir yerdeydim. tamam ertesi kötüydü ama o an güzeldi yani. şimdi hem ertesi kötü hem şu an kötü. loselose yani
akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez
bugün yine iş çıkışı güvenparktaki buz gibi banklarda oturup götüm donarken milleti izledim bir süre. çaycılardan plastik bardakta çay alıp sigara içen iki tip vardı. çalılığın arasına işemeye çalışan bir evsiz, iki tane uysal köpek, bir süre yiyişip kalkıp giden ergen çift, çiçek satan işportacılar, birilerini bekleyen deri ceketli fazla makyajlı 2 tiki kız vardı.

neyse, bir insanı önemseyince, ona karşı düşünceli olunca ağzınızı kırıyorlar la. bunu düşündüm, yine.
sefaletin prensesi sefaletin prensesi
zamanla çevremdeki herkesten uzaklaştım. bilinçli bir davranış değildi, kendiliğinden gelişti ve ben bu durumun getirdiği yalnızlığı çok seviyorum.

zamanla anladığım şey şu oldu sanırım; herkes, her şeyi, bir tek kendisi biliyormuş da dünya bir tek onların etrafında dönüyor-muş gibi yaşıyor. bıktım bu insanların tümünden. he ağzına sıçtığım onu da en çok sen biliyorsun. evet onu da en iyi sen yaparsın.

bir konuşmaya başlıyoruz yaptığım her şey insanlara yanlış geliyor ve "o öyle olmaz bence böyle yap"la başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmiyor. sana ne yahu, sana nee! ben senden fikir almak istemiyorum ki; sana gelecekteki planlarımdan bahsediyorum sadece şunu yapıcam, şunu alıcam diye seninle "konuşuyorum" bu demek değil ki; bana üstünlük tasla. benden önce evlenmiş olman, benden daha düzenli bir hayat yaşıyor olman, yaşadığın sosyal hayat, bu yaşına kadar edindiğin düşüncelerin benim hayatıma bodoslama yorum yapma hakkını vermiyor sana ve de hiç kimseye.

ben toplumun ve ailemin benim için çizdiği yollardan gitmeyi reddettim ve etmeye de devam ederek kendi yolumu çiziyorum. 29 yaşındayım ve bu zamana kadar da boş gelmedim. kimsenin bana üstünlük taslamasına da izin vermeyeceğim tabii ki de. bunun için insanları bir bir bir bir çıkardım hayatımdan, kurtuldum ayağımdaki prangalardan ve çok mutluyum.

alın doğrularınızı, hayatlarınızı, düşüncelerinizi götünüze sokun. benimle de muhatap olmayın lütfen. ben sizin gibi değilim.
belki de belki de
yarın sabaha yetişmesi gereken 3 makale özeti var elimde. toplamda bi 65 sayfa falan ediyor ama öyle bir büyüyor ki gözümde. çünkü gözlerimden uzun zamandan sonra uyku akıyor, yorgunum, halsizim. ya hastalık öncesi kırım kırım kırılmaları bunlar ya da kimin nazarı değdi ise gözüme sakın görünmesin fena bozuşuruz.
3 saatlik uyku ile günü enerji dolu ve neşeli tamamlayabilen bünyeme bir haller oldu. bu halime alışkın olmayan sistemlerim asabileşiyor daha bir yavaşlatıyorlar sanki kendilerini. sıkıntı var diyor tüm hormonlar.
ses nöronlarım da bunları yazana kadar bir abstract yazmıştın be diyor. ses nöronu diye bir şey yok galiba ama yoksa da artık olsun bi zahmet ayıptır. bugün yine konuşmaya aç günümdeyim belli ki. açız aç. son öğünümü kim bilir kaçta yedim.
prometheus maximus prometheus maximus
güzel olanı anlatmaya, en güzel kelimeleri seçmek ama kelimelerin güzel olanı kirletmesi... bu saflıkta bir güzelliği ancak sadelik anlatabilir. aşk değildir bu kadar güzel olanı anlatmaya yetecek kelime. o kelime 'hürriyet'tir...

aşk iyidir, hoştur. karşılıklı sorumluluklar, önemsemek ve önemsenmek, sevgilinin nemli ve sıcak nefesini hissetmek özgür hissettirir. bu gülün bir de dikeni var. karşılıklı sorumluluklar ve bir şeylerden vazgeçişler de dikenidir gülün. her şeye rağmen birine zincirlenmek de bir çeşit hürriyettir kanımca. darısı başımıza ellağm..
en azından bence öyle en azından bence öyle
insanlara karşı dayanılmaz soğukluğumu gidermeye çalışıyorum. mesela birkaç aydır buluşma ve ayrılma sarılmalarında karşı taraftan önce de meyil etmeye başladım djdjdjjd
birine buluşma sözü verdikten sonra genelde içim daralıyor canım sıkılacak şimdi diye. bir ortamdan ayrılırken kimse beni görmesin istiyorum genelde selam vermek bile iş geliyor. bir yandan diyorum karakterim böyleyse oynamayayım. ama kedime de bir sevgi bir sevgi arkadaş. veya sevgili meselelerinde de öyle değilmişim. şu iki konuda da tam bir sevgi kelebeğiyim.
bir yandan ailem sitem ediyor. annem geçenlerde ille de yanağımdan öp diye sıkıştırdı. bazen yanımda birileri hakkında sitem edilirken onu ben de yapıyorum diyorum ama senin soğuk olduğunu biliyoruz diyorlar. bilmeyenler de kesin bana uyuz oluyordur mk
gildor tulcakelume gildor tulcakelume
0147a.m
aylar önce ekşi'de sanırım bir başlığa denk gelmiştim bilmem kaç km hızla giderken dinlenecek şarkılar diye. geçenlerde yolda aklıma bir şarkı geldi, mırıldanıyordum. headset'in kulağımı kaplayan yerini biraz çıkartıp sağ earbud'ı taktım kulağıma.




yolda bir sürü şey düşündüm yine. uzun uzun yazacak enerjim yok ama... cümleyi bitirmeyi bile beceremedim.

aklıma 2008 geldi. şu koku mevzu. insanın en kuvvetli hafızası koku hafızasıymış. sanırım daha önce söylemiştim bunu, silmiş de olabilirim. o zaman bilgisayar oyunu oynuyordum. odamdaki oda parfümü kokusu ile o anlar nasıl eşleştiyse, hele spesifik bir an var ki o kokuyu ne zaman alsam tam olarak o fotoğraf karesini görüyorum. bunun ortamla alakası yok tamamen kokuyla.

tarık akan'ın mapus arkadaşı da birkaç farklı kokuyu alabiliyormuş. öyle anlatıyordu akan.

geldim... 0215


tarık akan falan dedikten sonra başka yerlere daldım 10-15 dakika falan ara verdim heralde. konu neydi unuttum ama güzel bi mod yakaladım. dün hodjam ile konuştum. telefonu yine bağırarak açtı "hodjaaaam nasılsın" diye. ona bi jamaican road trip hikayesi anlattım geçen seneden, sorsan hayatta hatırlamam ama muhabbet öyle güzel aktı ki bütün detayları hatırladım, fotoğrafları falan buldum. 1 dakika güldük.


0229


dün tel aviv'i, kudüs'ü lions' gate anlatıyordum. işte karşılaştırma yapıyoruz yahudi tarafı west bank falan, via dolorosa ve al aksa. miraç gecesiymiş dün oradan açıldı muhabbet. taş maş. abi yine en pis yer müslümanların ya. hristiyan tarafında bir şey yok zaten kapalı çarşının yolları gibi. yahudi tarafında da bir şey yok açık alan duvara gidip dua okuyorsun. müslüman tarafında dilenciler, turist silkelemeye çalışan garip gureba tipli müslümanlar falan püf yani yapış yapış. adamlar olayın membağında yaşıyorlar ama yine de düzelememişler. ben olsam 3-5 din daha yollardım, anca paklar.

konu konuyu açtı, şarkılar mevsimler değişti, fazıl say'a kadar gelmişim.

0236a.m
348 /