sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

377 /
algoritma hatası algoritma hatası
çalışırken kibarlığımdan ötürü sürekli yeni.işe girdiğim düşünülüyor müşteriler tarafından. oysa 4. yılıma girdim hiç yapmak istemediğim şu işte.

eskiden bu tür yorumlara mutlu olurdum. artık bu tür güzel nitelendirilebilecek yorumların
ne kadar da durumun vehametini anlattığını düşünüyorum, tehlikel içinde olduğumuzu düşünüyorum. toplumca asık surat, kaba dil ve üsluba alıştık sanki.
rüyanda görsen inanma rüyanda görsen inanma
hissiz olmak, kolaydır.
bir şeyi önemsemekse cesaret ve ahlak ister.
bende bu niteliklerin hangilerinin olduğundan emin değilim.
tükenmiş biri miyim, değil miyim? buna nasıl dayanabildiğimi anlayamıyorum hiç.
oysa yıllarca kendimi bildiğimi / tanıdığımı düşünürdüm, sağa sola temet nosce yazar dururdum.
hayatım zaten acılarla dolu bir cümbüş müydü yoksa onu ben mi bu hale getirdim diye de düşünüyorum.
artık hayatıma bir gün daha, bir saat daha katlanamayacağım zamanın yakınımda mı yoksa uzağımda mı olduğunu da kestiremiyorum.

belki de nefesimi boşa tüketerek geçiriyorumdur ömrümü.



kendinibulamayankız kendinibulamayankız
insanın kendine ayırdığı "kaliteli" zaman gün içinde işte harcadığı "beyin"enerjisi ile yüzde binbeşyüz ters orantılı. işiniz sizden götürüyorsa yapacak bir şey yok. bu ağır dönemlerin geçmesini bekleyeceksiniz. iki gündür iş yerinde rahatım ve kendime güzel güzel zaman ayırıyorum. demek ki ben değişmemişim, hayat ağzıma s*çmış.
home is where the heart is home is where the heart is
hayat tuhaf/güzel tesadüfleri zamansız sunuyor. en azından bana karşı öyle.
sevgili sözlük ona detay vermedim ama kendisi benim yaklaşık 11 yıl önceki ispanyolca sınıfımdan aklımda kalan 2 kişiden biri. aklımda kalma sebebi de türkçe bilmeyen hocaya adının anlamını ingilizceyi katleden bir biçimde anlatmaya çalışmasıydı. belki bu entry'yi bir gün okur kendisi.

o güne bir not: bugün ne durumdayız bilmiyorum ama bu hatıra seni benim için daha anlamlı kılan bir şey.
mitwelt mitwelt
el tanım: rafet el roman misali haykırmak istediklerimizdir.

açılın şöyle biraz, ağlaklık yapacağım. keyfim yerinde olsa niçin yazayım zaten, peh!

*bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor ve artık bundan acı duyuyorum. muhtemelen zeki demirkubuz benden daha fazla denedi, daha fazla hayal kırıklığı yaşadı ve kabullenmek zorunda kaldı. onun zoraki kabullenmişliğini hissedebilmeyi yürekten dilerdim.

*kimsenin katiyen okumayacağı yazılar yazıyorum. sadece bir kişinin okumasını çok isterdim, onun da bu yazıyı göreceğini sanmıyorum. öylece boşluğa bırakılmış, hacmi benden geniş olmayan cümleleri ardı ardına sıralayıp anlam bütünlüğü olmayan yazılar yazıyorum.

*sevmek ve korkmak hep bir arada bulunması zorunlu sanki. evreni tasarlayan iki olguyu askeri deyimle badi yapmış. ne kadar sevsem o kadar korkuyorum. ancak sevmek eylemi muhatabında karşılık bulduğunda o korkular sanki bir ağaç gövdesinde saklanıyorlar. kendini göstermek adına fırsat kolluyor. korkular… hepsi, henüz doğmamışken zihnimizi işgal eden birer parazit. bir kurgu karaktere benzetsek sanırım amahl farouk benzetmesi gayet yerinde olurdu.

*yer yarılır, gök delinir, dünya yönünü tersine çevirir, her şey biter, her şey yeniden var olur fakat ben yine aynı ben. ben yine yapayalnız, ben yine hüsranın komşusu. bir vakit "mübbet yalnızlığa çarptırılmışım" demişti. o zaman ne demek istediğini anlamıştım. ancak o duyguyu şimdi hissedebiliyor olmak acaba biz iki müebbet yalnız'ı birbirine daha da bağlar mı?

*bu yazıyı yazmadan evvel küçük bir yürüyüşe çıktım. zihnimde dönen düşünceleri, kısa da olsa yazmak iyi geldi. konuşabileceğin pek kimsen olmayınca kalemin en büyük dostun oluyormuş. ben yazmayı 6 yaşında öğrendim, 25 yaşında yazabildim.

*bu yazıyı da bir şarkıyla sonlandıralım:

the raconteurs - thoughts and prayers:


*son not: keşke ciğeri beş para etmezlere bahşedilenlerin birazı bize bahşedilebilseydi.
tali kurucu iktidar tali kurucu iktidar
bugün bir arabuluculuk toplantısının ikinci oturumuna katıldım. arabulucu olarak atanan avukat hanım beş aylık hamileydi. toplantı bitiminde beni uğurlarken; (farklı barolarda mesleğimizi icra ettiğimiz için) "buralarda bir işiniz olursa lütfen söyleyin olur mu? ben sizi tanımaktan çok memnun oldum. sizin gülen yüzünüz yeter. o kadar nadir ki böyle bir yüz görmek..." dedi.

halbuki bir önceki oturumda hamileliği dolayısıyla adliyelerdeki işlerinin görülmesi için diğer meslektaşlarından yardım istediğini söylemişti. şimdiyse ağırlaşan hamileliğine rağmen bir ihtimal de olsa bana yardımcı olma arzusunu dile getiriyor. öyle duygulandım ki, içimden onun boynuna sarılmak geldi. bunca sıkıntıya rağmen yüzümdeki gülümsemeyi kaybetmemiş olmam, dahası bunun yüzünü ikinci kez gördüğüm belki de bin kat yabancı bir hanımdan duymak da bir tuhaf hissettirdi. doğacak bebeği için güzel dileklerimi ifade etmeye çalıştım birkaç basit cümle ile. sadece "umarım kızınızın çok çok mutlu bir hayatı olur çok güzel ailesi ile birlikte." diyebildim. belki basit bir cümleydi onun ya da başkaları için. ama öyle işte. çok mutlu olsunlar. zaten küçük hayatlar, küçücük hayatlar... onlar mutlu olmalı.

hayat umarım en güzel yüzünüzü gösterir size ve bebeğinize...
doooomachine doooomachine
cemal süreyya'nın karanlık dar sokaklarda söylediği bir sözü aklıma gelip duruyor sözlük: "yüz verip adam ettiysek sıfırla çarpıp yok etmesini de biliriz...............................!!!!.."
la bocca della verita la bocca della verita
insanlar birbirlerini "anlamak icin degil; cevap vermek icin " dinliyorlar.

iste bugun yasadigimiz bircok sorunun temelinde yatan neden bu. halbuki boyle yapmakla karsimizdaki insanin acisini paylasmak, rahatsizligiyla ilgilenmeye calismak ya da kederini duyumsamaya calismak yerine gormezden grlmis oluyoruz.

ustelik bunun ornekleri ile gunluk hayatta oldukca sık karsilasiyoruz.

ornegin; karsimizdaki insanın bir sorunu oluyor ve nasilsin diye soruyoruz. belli ki cani sıkkın. ( ama bunu soran arkadas da sadece sormus olmak icin soruyor. ) karsidaki,kisaca uzgun oldugu ya da canini sıkan seyi kisaca paylasiyor. halbuki icten gelen bir ilgi, samimiyet, gercek bir alaka gormus olsa, yani "nasilsin" sorusunu soran kisi tarafindan boyle karsilansa gercekten karsi tarafla canini sıkan seyi paylasacak, ama ufaktan bir bahsediyor ve karsi taraftan da aldigi yanit beklediginden farkli olmuyor.

" bos ver.
takma... "

eger bir insan size nasilsin diye soruyor ve caniniz sıkkın oldugu halde size bu soruyu sorup anlattiginizda bu yaniti veriyorsa sizi anlamak icin degil, cevaplandirmak icin dinlemistir.

halbuki samimi bir insan, bazen bir cozumu olmasa bile sizi dinleyip elinden hicbir sey gelmese bile sıkıntinizi sizinle birlikte yasayan, duyumsamaya calisan insandir.

size " bos ver" diyen insanin samimiyetini sorgulayin. gercekten umursuyor olsaydi zaten " bos ver" demezdi.
simdi kimse kimseyi kandirmasin.
3
377 /