sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

400 /
taşkışlalı taşkışlalı
çaresiz hissediyorum. bir çok konuda. önceden kendime çok güvenirdim. bir şeyleri tek başıma yapabileceğime inanıyordum. ama teker teker yendiler beni. sırayla ve yavaşça. az sayıda arkadaşım vardı. ama her biriyle çok yakındım. kendi küçük dünyamda, kendimi kabul ettirdiğim bir grup insanla güzel bir hayatım olduğunu düşünüyordum. ama kendimi kandırıyormuşum. ufak tefek sebeplerden terk ettiler. zaten hayatımda bir sürü sorun vardı. üstüne bir de yalnız kalınca altından kalkamaz oldum. içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. yalnız başıma evde duvarlara bakarak geçiyor günüm. belki sorunlarım başkası için küçük şeyler olabilir ama ben güçsüzüm ve bana çok ağır geliyor. hiçbir destekçim olmadan sorunları aşmak imkansıza yakın oluyor. mantıklı düşünme yetimi kaybediyorum. mantığım son bir gayretle bana "işler daha kötüye gitmeden profesyonel bir destek alman gerekiyor" diyor ama bir maddi gelirim olmadığı için bunu da beceremiyorum.

son günlerde birinin sorumluluğu üstümde. onunla uzaktan da olsa ilgilenmem gerekiyor. ortaya ufacık bir aksilik çıktığında kafayı yemek üzere oluyorum. normalde sakin bir mizaca sahip biriyken bir anda içimden bir canavar çıkıyor. birilerine patlıyorum. sonra yalnız başıma bir deli gibi saatlerce hiçbir şey yapmadan oturuyorum. ölmeyecek kadar yemek ve suyla idare ediyorum.

insanlara çok fazla değer veriyorum. bir karşılık bulamadığım zamanlarda kendimi sorguluyorum. doğru bildiğim değerlerin sadece benim nezdimde geçerli olduğunu öğrenmek hayatımın en büyük dersi oldu. düşebildiğim kadar düşeceğim ve son noktada her şeyi silip tekrar başlayacağım bu hayata. ne aile ne bir arkadaş ne de bir sorumluluk. kendimi seveceğim ve kimsenin beni kullanmasına izin vermeyeceğim.
simone cecile simone cecile
gözümü açtığımda herşeyin bambaşka olduğu o dünyaya gidebilmek için gerekli solucan deliğinin keşfine daha kaç yüzyıl var?

ve sen, bunca çirkinlik içinde neyin alamet-i farikasıydın?
neydi seni bunca hoyratlık içinde çöldeki sahra yapan?

ve sen, neden ait olmadığın dünyada evcillestirilmeyi bekleyen olmak istedin ki?
antikavazo antikavazo
bugün biri kliniğime gelip veterinerin yetkilisini sormuş, şu anda işi var buyrun deyince, neyse diyerek çıkmış ve tek tek diğer dükkanlara girerek de veterinerin yetkilisini sormuş. kadına kamera görüntülerinden baktım tanımıyorum. yüksek ihtimalle bugün kliniğimin camını yumruklayan ve azarladığım çocuklardan birinin annesi çıkacak çünkü kadın kliniğe geldiğinde uzaktan çocuk onu izleyip sonra koşarak yanına gidiyor, bakamiyorsaniz yapmayin kardeşim. kimse sizin yetiştiremediğiniz çocukların ceremesini çekmez. siz çocuğunuza hatasını söyleyeceğiniz yere insanları taciz etmeye devam ederseniz o çocuk bugün cam yumruklar, yarın insan yumruklar, öbür gün ağaç keser, hayvan keser. çünkü siz çocuğunuza ne toplum içerisinde yaşama bilincini, ne hatalı olduğunda verilmesi gereken tepkiyi, hatalı olabileceğini öğretemiyorsunuz. dünyada bir taneymiş kimse onu azarlayamazmış gibi davranıp suç işlemesi konusunda onu daha da pohpohluyorsunuz. tek çocuk sizin değil ve büyük ihtimalle benim kedilerim "hayır" ve "yapma" kelimelerini hayvan oldukları halde sizin sadece doğurup ortalığa saldığınız çocuklardan daha iyi biliyorlardır. çünkü yaptıkları yanlışlarda bıkmadan bunları tekrarlıyoruz, sizin aksinize...
ünsüzdüşünür ünsüzdüşünür
saat 02:41

bu başlığın yazarlar için çok gereksiz bir başlık olduğunu düşünürdüm her zaman. ama şu gün, şu saatte yaşadığım, sizin için pek bir önemsiz, benim için duygusal kaos yaşatan bir durum için gerçekten yazacak başlık bulamadım. zira şuan ki anlık durumumda şu satırları bile bir araya getirmekte zorluk çekerken, hissettiğim duyguları anlatacak başlık bulmak pek kolay değil.

yaşadığım şehirde doğdum. doğduğum şehirde büyüdüm. büyüdüğüm şehirde eğitim ve öğretimi hayatımı tamamladım. eğitimini gördüğüm şehirde işe girdim. askerlik hizmetim dışında yaşadığım şehirden uzakta uzun süre kalmadım. anlayacağınız bu şehirde hayatımın sonuna kadar varlığımı devam ettireceğimi düşündüm her zaman. ve sanırım hayatımda son günlerde yaşadığım radikal değişilikler olmasaydı böyle düşünmeye devam edecektim.

her zaman öyle olmuyor ama değil mi? neydi, bir söz vardı... "hayat, siz planlar kurarken, başınızdan geçenlerdir." hah bu. gerçekten de bu. çünkü hayat katıksız bir orospu ve biz de bir nevi bu orospunun çocuklarıyız. babamız da başımızdan geçenler işte ya da hayatımıza geçirenler...

işte son günlerde benim hayatıma bir şeyler daha geçirildi ve çok radikal değişikliklere gitmek zorunda kaldım ve bu radikal değişikliklerin ilk tezahürü olarak yaşadığım şehirden taşınma kararı aldım. hatta yarın taşınıyorum ve bu şehirden, yani hayatımın son anına kadar yaşayacağımı planladığım bu şehirden ayrılıyorum. uzun bir süre geri gelemeyeceğimi biliyorum.

asıl sıkıntı da bu değil aslında. asıl sıkıntı, ben bu şehirden giderken ardımda bıraktıklarım. benim için değerli olan kişileri ardımda bırakmak zorunda kaldıklarım...

işte bu ardımda bıraktığım insanlarla bir üstün körü veda gecesi yaptık, spontane bir şekilde. spontane çünkü, aslında veda gecesi falan ben hiç sevmem, vedaları da sevmem ama işte maksat muhabbet olsun diye apar topar birşeyler yaptı arkadaşlar. gerçekten de apar topar oldu çünkü ben eşyalarımı valizlere yerleştirirken, bir çok kıyafetim yatağımın üzerinde dağınık bir şekilde dururken, bunca şeyi nasıl halledecem derdindeyken, arkadaşlar aldı beni.
annem de evdeydi o sırada. uyumakla uyumamak arasında kalacak şekilde kanapede uzanıyordu. zaten benim taşınma mevzuma yardım edecek diye baya yorulmuştu. bir de yaşlılık da var tabi... "geç kalma" falan dedi annem. bunu dediğinde saat 23:30' du. 23:30 da evden çıkan biri artık ne kadar geç kalmayacaksa diye iç geçirdim kendi kendime...

arkadaşlarla oturduk, sohbet, muhabbet, çay falan derken saat 02:00 bulmuştu. ben dedim artık yeter, ben eve gideyim. sağolsunlar beni aldıkları gibi eve de bıraktılar. eve doğru yürürken odamın ışığının açık olduğunu fark ettim. ilk başta şaşırdım biraz. zira evden çıkarken odamın ışığı kapalıydı, annem de uyumuştur diye tahmin ediyordum. odamın ışığının açık olmaması gerekiyordu. neyse, belki açık unutmuşumdur, şu günlerde üzerimde bir mallık var kesin diye düşünürken, eve doğru yürümeye devam ettim. odamın penceresinin önünden geçerken, yarı aralı perde arasından annemin yatağımın üzerindeki dağınık elbiseleri koklayıp ağladığını fark ettim. işte o an kahroldum. işte o an gerçekte ardımda bırakacağım en büyük şeyin kendisi olduğunu fark ettim. tabi bu sırada o da beni fark etti. kalktı, gözünü sildi, ışığı kapattı ve odasına geçti. ama ben içeri geçemedim. elim anahtara gitti ama anahtarı kapı deliğine sokamadım. kaldım öyle kapının önünde...

gecenin kör karalığında ben kapıya, kapı da bana bakıyordu. bir sigara yaktım. evin önündeki sandalyelerden bir tanesine oturdum. üzülüyordum ama yapacak bir şeyim de yoktu. gitmeyedebilirdim de ama gitmesem daha kötü de olabilirdi.

ben böyle hayatın amına koyayım sayın seyirciler.

iyi bir gece de varsa hepinize iyi geceler. bu gece benim için iyi değildi...
1
şahsına münhasır şahsına münhasır
birkaç gündür gecenin bir vakti uyanıyorum. sonra uyu uyuyabilirsen. ilginç bir şekilde hoşuma gidiyor bu durum. herkes uyuyunca dünya bana kakıyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. yalnız değil, kalabalık oluyorum. havalar da düzeldi sabah sokağa çıktığımda o tatlı esinti gülümsememi sağlıyor, akşamlar da aynı şekilde. tabii bu tatlılık uzun sürmüyor sonra içime bir sıkıntı oturuyor, anlam bulamıyorum falan fakat bu bahsi açmanın hiç lüzumu yok şu an. aslında şu sözü yazıp çıkacaktım:
"çünkü içim, makul bir saatte uyuyabilecek kadar huzura kavuşmadı henüz."
sonra baktım huzursuz değilim ama bu sözü severim.
rose whisper rose whisper
insanlar ne kadar uyanıklar ya.

kardeşliğin bile hatrı yok çıkar söz konusu olunca.

iki üç kuruşluk şeyler için insanların götünü yırttığını gördükçe sinirlerim tepeme çıkıyor konu benimle alakasız olsa bile. insanların başkalarının hakkına düşenlere karşı cüretkarca hak iddia etmeleri beni çıldırtıyor. başkalarının hakkına çökmek bazı insanlar için hiç utandırıcı değil, daima bi sebepleri var hiçbir sebebin meşru olamayacağı durumlarda dahi. bu yaptıklarını görünce öyle bi öfke duyuyorum ki söz konusu kişilere şiddet duygularım kabarıyor.

koca dünyada herkes kendine uyanık bi biz gariban.
bilemeemm bilemeemm
çok var söylemek istediklerim. bi yere söylemezsem çatlayacağım.
görevimdeki bu ilerlemeden sonra, hayatımda olumlu olumsuz bir sürü şey değişti. aynı işi yapıyor gibi ama sanki bambaşka bir pozisyonda gibiyim. yönetimin fazlaca içinde, ama aynı zamanda diğer taraftan kopmamaya çalışarak, ''değişti'' derler mi tedirginliğiyle ne yapacağımı şaşırmış bir haldeyim. odama bile gitmem gerektiği zaman, orada vakit geçirmek istediğimi ve artık onlarla arama mesafe koyduğumu düşüncekler diye bin kez düşünüyorum. ben gereksiz şekilde hassas düşünüyorum bence. bi başkası olsa asla bu kadar salak detaylara takılmazdı. gereğinden fazla hassas davranıyorum. bu durum da beni yıpratmaya başladı. her şeye fazlaca yetişmeye çalışmak da öyle. nereden aldım ki bu kadar sorumluluğu, neden aldım? bilmiyorum. aslında biliyorum. bir başkasına mecbur olmak yerine, kendi işimi kendimce yapabilmek için sanırım. ama yüklenen sorumluluklar ve bunca ince detay yordu.
özellikle en yakın arkadaşıma karşı daha yoğun hissediyorum bunları. zor bir durumdayım sözlük. aşmaya çalışıyorum. bir anda bu kadar sorumluluğu kaldıramamış olabilirim ve bunu kendime itiraf etmekten de korkuyor gibiyim. çünkü böyle bir durumda başarısız olmaya tahammülüm yok sanırım.
böyle.
karamukbike karamukbike
öyle sıkkın öyle sıkkın ki canım. bok gibi bir sebepten bir haftadır hastanede yatıyorum. sabrımın tüm sınırlarının sonuna geldim. allah gerçekten uzun süre hastanede kalanlara yardım etsin. bir haftada ruhsal sağlığım da bozuldu. itü instela olduğundan beri elim pek gitmemişti sözlüğe. ama içinde yaşadığımız bu saygısız, medeniyet yoksunu toplum beni şifresini bile unuttuğum bu yere yazmaya zorladı. kaldığım kadım doğum katında yan odamdan en az 5 hasta geçti. istisnasız hepsi mi saygısız olur. tamam sizin çocuğunuz oldu çok mutlusunuz. yan odanızda bir haftadır iç kanama geçirmesin diye düşük yaptırılmaya çalışılan bir kadın var. hem fizyolojik hem de psikolojik olarak çökmüş durumdayım. gece 23'te kapının önünde çocuklarına oyun oynatan hasta yakınları mı dersiniz yahut gecenin 3'ünde bir günlük bebeğe bağıra çağıra türkü söyleyen mi, ziyaretçi saati bitmesine rağmen kapı önünde vırvır dedikodu yapanları saymıyorum dahi, gece yarısı telefonu hoparlörde bağıra çağıra konuşan hasta mı... ne kadar saygısız ne kadar leş bir toplum olduk. allah hepinizi bildiği gibi yapsın. bir haftadır cam bile açılmayan bir odada bir nefes alamadan tüm damarlarım delik deşik acılar içinde kıvranıyorum. onlarca ülke, toplum gördüm lakin bizim insanımız kadar ahlaklı geçinip terbiyesizce davranan görmedim.
1
lö şuhane lö şuhane
kötü bittiyse hatira saklamayi sevmem. hatta hatiraları yok etmek bana iyi gelir, unutmayı hizlandırır. tıpki evi dip köşe temizlemek gibi ferahlatır.

onlar da benimle ilgili her hatırayı silebilirler, beni hak etselerdi hatira yerine bizzat kendim olurdum ellerinde avuçlarinda.

lö delete!
dişte kalan maydonos dişte kalan maydonos
içime düşen kurt gecenin köründe uyandırdı. top atılsa uyanmam, yataktan irkilip de kalktım. evet, yapmam gereken şeyi yapmamışım üstüne yarın değil bugün sabah bitmesi gerekiyormuş bunun.

bazen şansım gerçekten yaver gidiyor. beni yataktan kaldıran şey her neyse arada gelip 'patron bir baksana şu iş noldu' diyor ve son dakikaya yetiştiriyorum o işi. şuan bu ayı da kazasız belasız atlatmanın haklı rahatlığı var üzerinde. iki saat önceki tutuşmuş halden de eser kalmadı. şüphe ya da önsezi, adı her neyse iyiki geldi, iyiki uyandırdı. yoksa fenalardan mendil sallıyordum bugünden sonraki hayatıma.
loss loss
aşktandır bilirim
rüzgar ateşe meyletmiş, ateş suya.
aşktandır bilirim
gün fecr'e meyletmiş, fecr günaha.
aşksın sen,bilirim,
aşk gece. aşık gece.
ve ben sen diye, meylettim geceye.
400 /