spleen

divine spleen divine spleen
baudelaire'in enfes şiiri. evereve tarafından da şarkısı yapılmıştır.

spleen

quand le ciel bas et lourd pese comme un couvercle
sur l'esprit gemissant en proieaux longs ennuis,
et que de l'horizon embrassant tout le cercle
il nous verse un jour noir plus triste que les nuits;

quand la terre est changee en un cachot humide,
ou l'esperance, comme une chauve-souris,
s'en va battant les murs de son aile timide
et ce cognantla tete a des plafonds pourris;

quand la pluie etalant ses immenses trainees
d'une vaste prison imite les barreaux,
et qu'un peuplemuet d'infames araignees
vient tendre ses filets au fond de nos cerveaux,

des cloches tout a coup sautent avec furie
et lancent vers le ciel un affreux hurlement,
ainsi que des esprits errants et sans patrie
qui se mettent a geindre opiniatrement.

- et de longs corbillards, sans tambours ni musique,
defilent lentement dans mon ame, l'espoir,
vaincu, pleure, et l'angoisse atroce, despotique,
sur mon crane incline plante son drapeau noir.


---------

gök çökünce sıkıntılarla sızlanan
ruha bir kapak gibi, ağır ve basık,
dökünce çemberi kuşatan ufuktan,
gecelerden de acı siyah bir ışık;

dünya olunca bir rutubetli zindan,
ümit kanatları ürkek bir yarasa,
gider duvardan duvara vuraraktan,
ve başı çarpar çürümüş tavanlara.

andırınca yağmur tel tel süzülerek
loş bir cezaevinin çubuklarını,
ve gerince iğrenç bir sürü örümcek
beyinlerimizde tozlu ağlarını,

çalar tehevvürle birden havalanır,
fırlatırlar göğe korkunç bir uluma;
bunlar, sanki yurtsuz, başıboş ruhlardır,
koyulup dururlar inatla feryâda.

ve ruhumdan geçer upuzun tabutlar,
sessiz, ağır ağır, ümit ağlamada;
merhametsiz korku mütehakkim, çakar
siyah bayrağını eğilen kafama.
jouissance jouissance
"spleen, süreklilik içindeki felakete karşılık gelen histir."
"spleen, şimdi ile az önce yaşanmış an arasına yüzyıllar koyar. o, antik çağı yorulmak bilmeden üretendir."
(w. benjamin-zentralpark)
liebenstach liebenstach
düşüncenin meyus koridorlarında bıraktığım vicdanımı bugün karşıma aldım.

sonra da, iskemlemi ters çevirerek onla bir kaç laf edeyim dedim. pek konuşkan olduğu söylenemezdi, zira dilini çok uzun zaman önce kesmiştim onun. onun yerine, ben konuştum ve o dinledi. ona anlattım. ''aptalları öldürebilseydim, insanların yüzyıllardır hayalini kurduğu, ve bu dünyada gerçekleştirebilirdim.'' suratı buruştu, fakat ses etmedi.

iskemleden kalktım ve koridorlarda yürümeye devam ettim.

duvarlar katran siyahına boyanmıştı ve grotesk tablolarla doluydu. sarhoş bir apartman gibi sağa-sola savrulan, vücut bulmuş fikirler gördüm. kafamın içinde öldürdüklerimi ve kafamın dışında ağızlarından kan, gözlerinden yaş gelene kadar acı çektirdiklerimi. sıkıntımın nedeni onlardı. konuşmasa da vicdanım, geçmişin ruhlarını, bu lekeli koridorlarda ortaya çıkan bunalımlı ve bu kadar da sancılı bir saldırıya itmişti.

benim iç sıkıntımın nedeni onlardı. onları tekrar öldürdüm. birer birer. cesetlerini vücudumun 7. katındaki sandıklara gömdüm. sonra da uyandım.

bakalım, onlar ne zaman tekrar uyanacak.