öğretmenler günü

lebezelye lebezelye
sene 2008 mesleğe adım attığım tarih, mekan dogubayazit'a 26km uzakta bir köy okulu. hiçbir gülücük bu denli samimi gelemez, gelmeyecek de biliyorum. 1 yıl kalıp kaçmadım he 6 sene yanlarindaydım, mezun edip ortaokula yerleştirdim, birçoğunun ailesine yalvardım falan.. anlatsam roman olur size masal gelir yav he der geçersiniz, umurumda mi hayır! onurluyum, gururluyum, basım dik! emekçi meslektaşlarım gününüz kutlu olsun!

5

komşunun sevişme çığlıklarını duymak

piyano çalmayı bilmiyorum piyano çalmayı bilmiyorum
sevindirir.

genelde kavga ediyorlardı. hep bağırış çağırış dinliyordum. insan istiyor ki memleketteki herkes mutlu olsun, sokakta bana da bi güleryüz göstersin. gel gör ki bu ikisi her allah'ın günü didişiyor. çocukları olmasa kesin boşanırlardı, bir kaç ay sürekli böyle gitti.

bir gün tuvalette bunların iniltilerini duydum, yine mi dövüşüyo lan bunlar dedim ama farklıydı bu sefer, oturdum dinledim. lan bana bir sevinme geldi, bir huzur doldu içim aman aman. herifçioğlu kükredikçe kadın harlanıyor. sonunda öyle bir ses geldi ki adamdan, ayların zehrini döktü belli, ben oturduğum yerden rahatladım. "heh şöyle mına koyim ya" deyip sigaramı yaktım.

sevişsinler azizim, dövüşmelerinden, seslerini duyduğunuzu bildikleri için yüzlerindeki o mahçubiyetlerinden iyidir.

yalnız adamın ertesi gün yukarı kattan bi inişi var, sanki liyakat nişanı verdiler ibneye.
1

sözlüğe mühendislik bilgisi bırak

written and directed by written and directed by
tam olarak mühendislik bilgisi sayılmaz ama yeni gelen stajyerlere özellikle ilk anlattığım şey: bir kabloya dokunacaksanız mutlaka ilk olarak elinizin tersiyle dokunun. çünkü elektrik çarpması olursa sizi fırlatır ve kurtulma şansınız fazladır.

ama avcunuzla tutar ve çarpılırsanız, kaslar kasılır, eliniz kapanır ve dışarıdan müdahale edilmediği sürece ölene kadar kabloyu bırakamazsınız. günlük hayatta da yaşarsanız aklınızda bulunsun.
1

muzlu süt

piyano çalmayı bilmiyorum piyano çalmayı bilmiyorum
gelin size bi hikaye anlatayım.

yıl 2004, 8. sınıftayım. o zamanlar hem efendiliği, hem çalışkanlığıyla parmakla gösterilen tiplerdenim. akranlarım arasında popülaritemin haddi hesabı yok. yakışıklı olduğum için değil, yaptığım her işte en iyilerdendim. ankara'nın zamanının en popüler kolejlerinden birini burslu kazandım. aramın iyi olduğu bi eleman var aynı dershaneye gidiyoruz onla. çocuk eski milletvekili çocuğu, amcası da hala iktidar partisinde vekil. bi şehrin bilinen ailelerinden. ankara kavaklıderede oturuyorlardı o zamanlar. iki daireyi birleştirmişler, biri sadece çocuğun. oyun odası, çalışma odası falan hep ayrı. banyosunda gördüğüm şampuanları şimdi gratiste falan görmedim. bakıcısı var, biraz kilolu olduğu için dershanenin 4. katına her gün özel koltuğunu çıkarırdı kadıncağız. bi gün evlerine çağırdı beni, play station oynayacağız. şoförü geldi, takım elbiseli kravatlı bi adam, götürdü bizi eve. allah'tan evde atari falan oynardım da çok yabancı değildim mevzuya. ps1 ya da 2, hangisini oynadık hatırlamıyorum.

tabi biz oynarken o kadıncağı sürekli hizmet ediyor. yemek falan yedik arada, çerezler meyveler gırla. ikramı geri çevirmek ayıp bizde, mecbur yedim her getirdiklerini. mecbur dediğime bakmayın baya keyifle yedim ama kusmak üzereyim artık. velhasıl saat 6'ya kadar izin almıştım evdekilerden, söyledim de benim 6'da gitmem lazım deyü. kadın fırladı hemen gitti içeri, elinde köpüklü bişeyle geldi. ulan ayran desen değil, bu kadar koyu kıvamlı ayran olmaz. öyle ayran ikram edecek, bizim gibi köylü tipler de değiller. sonra bi hüplettim köpüğü, muzlu süt. annskm, o nasıl güzel bi tat öyle. ben höpürdetiyorum o geliyor. bardak da öyle kerhane bardağı gibi "iç siktir ol git" bardakları gibi küçük değil. lıkır lıkır içtim ama nasıl keyif alıyorum. bi yandan da bitmesin diye az az içiyorum. neyse boş bardağı vurdum masaya, kadın "biraz daha koyayım mı?" dedi. e yine ayıp mına koyim, ikinci bardak istenmez. sikeyim öyle ayıbı, bu nasıl toplum ahlakıysa. "çok teşekkür ederim, geç kalmayayım fazla" deyip çıktım evden. bırakalım falan diye ısrar ettiler baya ama benim kuyruk dik tabi, aklım da muzlu sütte.

bilenler bilir, çok mesafe yoktur kavaklıdere ile kızılay arasında ama yürürken de bitmez o yol. nasıl yürüdüm hatırlamıyorum, içim içime sığmıyor koşacağım neredeyse. niye peki? eve gidip anneme muzlu sütü anlatcam, bana bundan yap diye. allah olmayana da versin, çok şükür muzu sütü alacak kadar memur gelirimiz vardı. o zamana kadar içtiğim en güzel şey belki de.

hasılı kelam, bindim otobüse yardırdım eve. girdim kapıdan annem sordu naptın ne ettin nasıl geçti günün diye. önce dersleri sordu tabi, sonra misafirlikte ne yaptın dedi. anlattım, şöyle oldu böyle gittik evleri şurda falan filan. en son "anne yeaa, bebenin bakıcısı bi süt getirdi böyle muzlu, ama çok çok köpüklüydü, tadı da çok güzeldi her yeri muzluydu, bana ondan yapsana.". "e oğlum mikserde çekmiştir muzla sütü, ondan köpürmüştür o, hafta sonu süt gelsin ben de yapayım sana.". günlerden çarşamba, hafta sonu gelmek bilmedi, sütçü zile bastı, normalde yukarı kadar getirir ama ben indim aldım hemen. "anne kaynatalım da hemen yap şunu" deyince bi gülümsedi valide hanım.

yaptık, köpürttük. iki günde bir bi sürahi muzlu süt yaptırırdım. yoğurt yapmaya süt kalmazdı. sütçüden alınan süt miktarı 5'ten 10'a çıktı. valideyi usandırınca mikseri kullanmayı da öğretti. höpürdete höpürdete içtim aylarca.

şimdi başlığı görünce aklıma geldi, akşam gidip bi mikser alayım evde kendim yaparım. höpürdetcem.
8

vergiler nereye harcanıyor

dumrul dumrul
vergi mevzuunda iki temel soru vardır.

1- vergi kimden alınıyor
2- nereye harcanıyor

ilk soruyu tersten de sorabilirsiniz. vergi kimden alınmıyor?

mesela şu tablo sadece 2016'da vergi kıyağı çekilenlere ait. cengiz inşaat'ın 422 milyon tl vergi borcu varmış, hiç ödemediği için devlet bunlarla oturmuş pazarlık yapmış ve hiç vergi ödememelerinde anlaşılmış. müthiş değil mi? türkcell'in 450 milyon borcu varmış, 25 milyon ver yeter denmiş. çünkü türkcell zaten ensar vakfı'na filan veriyor kazandığını...




ethem sancak'a sadece sakarya'daki girişimleri için yapılan vergi kıyağı 585 milyon tl:

odatv.com




tamam kimlerin vergi vermediği ortada. onu sike sike sen veriyorsun. pekii para nereye gidiyor?

yolla oradan ali ağaoğlu beyefendiye 1,4 milyar kağıt...




www.milligazete.com.tr

uzatmaya gerek var mı? bir hırsız sürüsü sana savaş açmış, hem ayranını içecek, hem götünü sikecek, hem de senin çocuklarını kendine köle edecek... bunca şey ortadayken hala buralarda vergi güzelleyen gördüm. sistem güzelleyen gördüm. aynı gemideyiz geyiği yapan gördüm. devam edin. orkestra hiç susmamalı çünkü...






6

senin götün bizim aile şerefimizden daha mı önemli

written and directed by written and directed by
amcası tarafından 4 yaşından 14 yaşına kadar tecavüze uğrayan kız çocuğuna dedesinin sorduğu soru. hem de mahkeme salonunda. dede olayı öğrenince üstünü kapatmaya çalışıyor. kızın babası olacak puşt da kardeşinden şikayetçi olmuyor. anne bundan boşanıyor. baba, amca, dede hepsi bir olup kadını tehdit ediyorlar.

şu yazdığım kelimeler bütününden benim midem bulandı ama bu iğrençler utanmadan hala üste çıkmaya çalışıyorlar. pezevengin söylediği söze bak. ulan o senin torunun be torunun, şerefini siktiğim. aile şerefin olsa zaten o ciğersiz oğlun 4 yaşındaki yeğenine dokunmazdı.

el kadar kız defalarca intihar etmeye yeltenmiş. aile şereflerini, gelmişini, geçmişini siktiğim beş paralık yaratıklar. gün yüzü görmezsiniz inşallah.

www.cnnturk.com
odatv.com

1

instela yazarlarının çektiği fotoğraflar

bona fide bona fide
ne güzeldir bizim pazarlarımız. yeşilden kahverengiye, tüm renklerin tüm tonlarını başka nerede görebilirsiniz ki. hadi kalkın da en yakın pazara gidip insanların arasına karışın. bu sizi mutlu edecek.











kimler turşu suyu sever?




bi balıkçı azize tezgahı değil ama lüferler taze.




şu soldakiler kocayemiş dedikleri bir meyveymiş. ikram etti pazarcı abla. tadı pek ilginç.



bu rengarenk çiçekler de instela'daki hanımefendilere gelsin. erkeklere yok.



biterken, soledad bravo - violin de becho çalıyordu.
19

çocuğunu dudaktan öpmek

dişte kalan maydonos dişte kalan maydonos
8 yıl kadar öncesiydi. o zamanlar 1 yaşlarında tatlı mı tatlı kuzenim var. velet o kadar sevimli ki yanından geçeni çekimine alıyor. her gören dokunmak, sevmek, mıncırmak istiyor. sıpada kendini sevdiriyor hani.

bize geldiler bunlar. saniyesinde yanımda bitti sıpa. gülücükler, şebeklikler oyun yapıyor yeni evdekilere. kucağıma aldım, içeri geçtik misafirlerle. odada da devam ediyor şirinliklere. ben de oyuncak bulmuşum oynuyor da oynuyorum. öpüyorum, mıncırıyorum bunun da hoşuna gidiyor.

'sen de öp bakimm ablayı' dedim. dudağını dudağıma uzatıp öpmek için hamle yaptı. hemen o anda, hiç tereddütsüz. şaşırdım, surat ifadem bir anda değişti, şaşkınlıkla 'napıyorsun sen?!' dedim. yengemler de şaşırdılar. bana dönüp noldu falan dediler yarı telaşlı.

bakın dedim. kuzene dönüp yine şirin şirin 'öp bakim ablayı.' dedim. çocuk yine emir-komuta zincirinde dudağını uzatıp dudağımı öpmeye çalıştı. annemler şok. yengem utandı. mahçup mahçup "olmaz annecim anne baba harici kimse dudaktan öpülmez." dedi. babamın surat benim ne işim var lan bu muhabbetin döndüğü ortamda ifadesini aldı. annemin içinden geçen cik cik cik seslerini işittim.

bebekler dudaktan öpülmesin. buna alıştırılmasın, normalleştirilmesin. 1 yaşındaki çocuğa sadece anne babanın dudaktan öpebileceği(!) anlatılamaz. aksi durumda "zümrüt apartmanı" romanındaki gibi pedofili sapıkların yeni kurbanı olabilirler.
9

itici insan tipleri

birfincancay birfincancay
iki lafının birinde; "ben" haksızlığa gelemem, "ben" el şakası sevmem, "ben" yalandan hiç hoşlanmam, "ben" herkesi kendim gibi zannediyorum diyen tipler.

anasını satiim sanki biz haksızlığı çok seviyoruz. el şakasına bayılıyoruz, her gün birileri muhtelif yerlerimizi şakayla karışık ellesin istiyoruz. yalana ayrıca aşığız, işimiz gücümüz yalan. hepimiz böyle şerefsiziz de bir "o" öyle değil. bunun alt metnini okuyabiliyorsunuz değil mi? yani çevresi hep böyle yavşak da "kendisi" gelemiyor buna. pis topluma uyum sağlamamış. "o" temiz kalmış. "o" karşı çıkıyor bunlara. alem göt olmuş, "o" olmamış.

bunlar konuşmalarının bir yerinde de muhakkak: "ben herkesi kendim gibi zannediyorum, ondan kaybediyorum" cümlesini geçirirler. herkesi kendi gibi adaletli, dürüst, hakkaniyet gözeten, on numara, beş yıldız, high quality, kırılmaz ekran, 128 gb hafıza, 48 saat bitmeyen şarj zannediyor. ama insanlar öyle olmadığı için sürekli kandırılıyor. kaybediyor. o kadar da saf ve temiz ki. umarım garantisi de vardır. umarım imei numarası çakma değildir. ne diyeyim daha artık yani.

beni kendin gibi zannetme yavrum sen. değilim çünkü.

sözlükteki gereksiz yazarlar

diren bonibon diren bonibon
yav iki gündür liseli ergenler gibi birbirine laf atan meriç diyen yazarlar doldurdu burayı. yemin ediyorum çocuk gibisiniz. o buna meriç diyor o buna yalaka diyor çete mete ne ayaksınız olum siz? midem bulandı be çocukluğunuzdan. kaç yaşındasın siz? (ozan güven gibi delirdim sayenizde).

zaten koskoca sözlük dediğiniz yerde bi elin parmağını geçemeyecek kadar az yazar var. iki gündür ikiye bölünmüşler birbirlerine saydırıyorlar. hayır bu arada her iki tarafı da tanımıyorum. ilk defa gördüm çoğunu. büyük ihtimalle giri yazmayan ama mesajla yürüyen tayfasınız. kapalı kapılar ardından dönüyor muhabbetiniz. eyv dönsün. isteyen istediğini yürüsün. kim kimi götürüyorsa götürürsün kesinlikle karşı değilim ama sikicem çocukluğunuzu ya. gidin kendi aranızda çekiştirin birbirinizi. çocuk görmek istesem parka giderim liseli görmek istesem liseye giderim. yok mu aq sitesinde iki bilgi paylaşan sinema falan konuşan yetişkinler ya.

meriç lisetesi yok gereksizler listesi. kim şu meriç şu gereksiz diyorsa bilin ki o meriç o gereksizdir.

delirttiniz bizi gidin çocuk parkına orada oynayın ya aaaaa.
5

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

ceydaalat ceydaalat
bakın bu fotoğraflarda çakıl ve aslan'ı görüyorsunuz.








ilk fotoğrafta solda duran çakıl, sağdaki biraz büyük olan aslan.

çakıl'la iki yıl önce tanıştım, sokak köpeğiydi o zamanlar, bir trafik kazası geçirmişti ve sol arka bacağını kullanamıyordu. babamla ameliyat ettirip bakımını üstlendik ve sahiplendik.
sokak köpeği olduğu için evde kalmayı reddetti resmen hayvan, dışarı çıkmak için ağlıyordu sürekli, biz de binamızın bahçesinde bir kulübe yaptık, özgür bir sahipli köpek o.

şimdi benim konuşmak istediğim aslan. aslan'la geçen yıl mayıs akşamı tanıştık. giriş katında evimiz. balkonda lily (evde baktığım küçük ırk bir köpek) ile otururken gelip camdan pati attı bize. yemek verdik, ilgilendik, bugüne kadar baktık. bugüne kadar diyorum çünkü aslan'ı yarın götürecekler.

aslan çok eziyet çekmiş bir köpek, kulakları kesilmiş. biz burada bakıp beslerken onu 10-15 yaş grubu çocuklar bu yavrucak uyurken tekmelemiş, kafasına tuğla atmış.

aslan bu olaylardan sonra o yaş grubu çocukların üstüne havlayarak gitmeye başladı, korkusundan. bugüne kadar kimseyi ısırmadı, saldırmadı. sadece havlayarak çevresinden uzaklaştırmaya çalıştı.

ailecek sokaktaki insanlarla papaz olduk bu yavrucak yüzünden, bugün de aslan bir çocuğa havlarken komşulardan biri allah belanızı versin yeter diye bağırınca annemin kahroluşunu gördüm. annem artık çaresizlikle belediyeyi aradı ve yarın bu minnoş dosta veda edeceğimi öğrendim.

insanların nasıl bir cana kıydıklarını anlamıyorum.
ben bir köpeği eğitebilirken, insanların çocuklarını nasıl eğitemediğini anlamıyorum.
ben bir muhtaç olan bir canı doyururken, insanların nasıl bu kadar bencil olduğunu anlamıyorum.

sadece içim buruk, alıştığım bir arkadaşa veda etmek zorunda kaldım ve 20 küsür yıldır yüz yüze baktığım insanlar.
6