alternatif evlenme teklifleri

querido querido
her zaman sadelikten yanayım bunu belirteyim. birde evlenmemekten :)
3 yıl önceydi, arkadaş daha tanışalı 2 ay olmuşken evlilik kararı aldı. değişik bişeyler yapmak istiyordu fikirler aldı bizden. otel'in restorantında kızın tanımadığı iki çifti yan masaya otutturacak, kendi de masada yavuklusunu bekliyecek. neyse vs geldi hatun.
gerçekleşmesi gereken şu; yan masadaki arkadaş yüzük çıkarıp yüksek sesle karşısındaki kıza evlenme teklif edecek, kız reddedecek, adam da sinirlenip yüzüğü özgür'e verecek, al kardeş bu şıllık haketmiyor siz evlenin diyecek. özgür de yüzüğü alıp diz çöküp evlenme teklifini edecek.
herşey aynen böyle gelişti. özgür yüzüğü alıp diz çöktü :)
biz şokkk çünkiiii, hatun kısık sesle saçmalama ben daha boşanmadım dedi. :))
hüsranla biten geceye hâlâ kahkaharla güleriz.
16

ilişkilerin bitme sebepleri

revoluce revoluce
alternatiflerine kolaylıkla ulaşacağını bilen bir insandan sabır göstermesi, bir ilişkiye emek harcaması beklenemez. herkeste anlamlandıramadığım bir heyecan arayışı... elini her attığında hiç çaba harcamadan birine ulaşabileceğini, daha güzelini, daha zekisini, daha yakışıklısını, daha seksisini daha,... ve dahasını bulacağına inanan insan sebat eder mi? sorunları çözmeye odaklanır mı? ilişkisinin kıymetini bilir mi?
bilmez. bilmiyor, bilmeyecek de.
duygularını emojilerle anlatmaya çalışan insanların gerçek duygulara ve maneviyata olan tutkusu biteli çok oldu. mutluluk daimi olarak yaşanması gereken bir bağımlılık haline geldi. ve ölçütleri bir yerlerden aldığınız sanal beğeniler, kalplerle, yıldızlar oldu. instagram'daki storyler gibi maksimum 24 saat kalıyor kavramlar, duygular.. o kadar alıştık ki sadece parmaklarımızı çalıştırıp, bir yerlerde yanlış yapılan her şeyi böyle mecralardan lanetlemeye ve hiçbir şey yapmamaya, ilişkilerimiz için mi yapacağız?

ruhu yoran, üzen, saçma sapan ilişkilere emek harcamaktan bahsetmiyorum elbette. bir dizi karakteri, bir film yıldızı aramaktan, heyecanı ilişkinin başka alanında yaratmak yerine kişilerde aramaktan bahsediyorum. burada şu soruyu sormak daha doğru olacaktır;
peki sonu var mı bu arayışın?
1

ne arkadaş kalmak ne sevgili olmak

sana söyleyeceklerim var sana söyleyeceklerim var
bir tarafın açık istismarının varlığına delalettir. taraflardan biri diğer tarafı sever ve sevgili olmaya hazırdır. diğer tarafsa kendine beslenilen sevginin "varlığından" mutludur ancak seven taraf kadar ya da seven taraf gibi bir sevgi beslememektedir. hayatında bu sevgiyi zor günlerde lazım olur bulunsun mantığıyla da hep bir kenarda tutmak ister. bunun için zaman zaman arkadaştan bir tık üstte eylemleri ve sözleri ister istemez yapar/ telaffuz eder. çok net olan nedir biliyor musunuz? ilişkide seven iki kişi varsa yoruma açık sıfatların olması imkansızdır. kimse kendini kandırmasın, keza başkalarını da...
2

sözlükte bulunan insanların hepsinin boş olması

tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
bir zamanlar sözlüğü bayağı aktif olarak kullanan ama şimdi sözlükte pek takılmayan bir arkadaşım; "ne zaman hayattan keyif alamasam ve tadım kaçık olsa sözlüğe sarıyorum. benim için yazmak, bir şeylere tepki göstermek deşarj olmak demek ve belli bir süre buralardan deşarj olup sonra hayatım düzene girdiğini gösterdiği anda buradan uzaklaşıyorum." demişti.

bunu sözlükteki tüm yazarlar için genelleyemem tabii ama hayatta çok büyük şeyler başarmış insanlar da, başarısızlığın dibine vurmuş insanlar da var burada ve hepimizin yazmak için sebeplerimiz var. kimimiz artık konuşmaktan yorulduğumuz için, kimimiz kendimize özel bir alan oluşturmak için, kimimiz kafa dağıtmak, kimimiz kin kusmak ve günlük hayatta dile getir(e)mediğimiz şeyleri söylemek için buradayız. ama burayı bir kaçış yolu, bir çeşit dinlenme yeri olarak gören de insanlar var. hayatın bir parçası gibi işte.

boşluk/doluluk, başarılı/başarısız kavramlarının niteliği her birimiz için değişiyor ve ortak bir paydada buluşulamayacak kadar değişken anlamları var herkes için. bu yüzden ben bu düşünceye katılmıyorum.

buranın delisi de var, hocası da. doktoru da var öğrencisi de. zaten maşallah 3 kişiden 5i mühendis ajsjsksk yani dalgamıza bakalım arkadaşlar. insanların dolu ya da boş olduğunu ölçüp sınıflandırmak bize kalmadı.

bir insan nasıl hissizleşir

nyks nemesis nyks nemesis
kötü tecrübeler, iyi niyetin suistimali ve yediği kazıklar hissizleştirir. aynı yerden defalarca kırılamaz da bir insan. eskiden ayağına taş değse koşa koşa yanına gideceğiniz kişi, şu an ölüyorum dediğinde arkanızı dönüp umursamadan gidiyorsanız hissizleşmişsiniz demektir. yapımda ve yayında emeği geçen herkesin amk.

ingilizce öğretmeni

nyks nemesis nyks nemesis
-celta/tesol diploması yoksa,
-business english gibi herhangi bir alanda uzmanlaşmış değilse,
-ielts/toelf gibi önemli sınavların içeriğini bilmiyorsa,
-bir native speaker ile yüzyüze geldiğinde akıcı konuşamıyorsa,
-her seviye ve yaş grubuyla rahatlıkla çalışamıyorsa,
-ingiliz edebiyatından 3 tane yazar veya eser ismi sayamıyorsa,
-en önemlisi kendini geliştirmek için bir çabası yoksa,

o kişiyi ingilizce öğretmeninden saymanıza gerek yok. tşk.

baby shower

bitli piyade bitli piyade
varlığından yeni haberdar olduğum acayip bir etkinlik. çok mu cahilim yoksa sikimsonik bir şey olduğundan dolayı mı haberim yok onu bilemedim ama bazı şeylerin ciddi anlamda boku çıkmaya başladı. he bir de şöyle bir şey var ki göz kanatır


ayrıca giray burada işememiş her yere patır patır sıçmış.
16

yeni neslin salak olması

psamathe psamathe
değer yargıları farklı. zeka seviyeleri düşük değil ancak farklı değer yargıları ve farklı yetişme koşulları nedeniyle anlam yükledikleri şeyler bazı eski nesillere alışılmadık geliyor (bu durumu zaman zaman ben de yaşıyorum). genel kültür seviyesinde gözle görülür bir düşüş var ve bunu hiç umursamıyorlar. mesela dünyada kaç kıta var, kastamonu ili hangi coğrafi bölgededir veya türk ve dünya tarihindeki çok önemli olayların kronolojik sıralaması gibi konularda ya hiç bilgileri yok ya da böyle bir soru ile karşılaştıklarında amiyane tabirle sallıyorlar. bu da onların salakmış gibi algılanmasına neden oluyor. dediğim gibi bunu umursamıyorlar, çünkü bu tip bilgilere ulaşmanın kolay ve dolayısıyla akılda tutmanın gereksiz olduğunu düşünüyorlar.
kolay ulaşma konusunda haklılar ama insan hafızasının çalışma prensipleri hakkında bilgi sahibi değiller. zira gereksiz gibi görünen bu tarz bilgiler, hafızanızda yer tuttuğu gibi, yeni bilgiler için başka odacıklar açılır. yani o bilgilerin size belki doğrudan faydası olmaz ama dolaylı olarak, nöronlarınız arası iletişim ağını genişleterek, muhakeme yeteneğinizi arttırmış olursunuz. öte yandan teknolojiye ve bilimsel yeniliklere adaptasyon yetenekleri muazzam.

bireysellik artık daha ön planda. bunun olumsuz yansımalarından kendileri de şikayetçi. çoğu yalnız kalmanın kendilerini özgürleştirdiğini ve daha güçlü kıldığını söylüyor ama dostluk, arkadaşlık konusu gibi kavramlarda da sık sık insanların güvenilmez olmalarından şikayet ediyorlar. dediğim gibi bu bireyselliğin ön planda olması ile alakalı.

bir çoğu haklı olarak gelecek kaygısı taşıyor. ve üzücü olan benim neslimin gençliğine göre daha mutsuz olmaları. mutsuzlar zira umutsuzlar. bu konuda da yerden göğe kadar haklılar.

özgürlükleri konusunda çok hassaslar ki bu hemen her neslin gençliği için geçerlidir ve güzel bir duruştur. ama özgürlük kavramını da genel olarak bireysel biçimde algıladıkları için, başkalarının özgürlükleri için aynı duruşu sergileme konusunda bocalıyorlar. bu da normal zira neredeyse tek partili bir dönem içinde yetiştiler.

sabırsızlıkları, aşka ve cinselliğe olan ihtiyaçları vs. gibi tamamen fiziksel döneme dayalı özellikleri açısından benim neslim ile aralarında uçurum yok.

eski nesilden biri olarak benim gözlemlemelerim bunlar. aslında daha fazlası da var ama gençler ve yeni nesilden olanlar uzun yazı okumayı sevmiyorlar :))

yazarların başından geçen esrarengiz olaylar

tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
2017 yılının sonunda ales'e girecektim. daha sınava gireceğimiz okullar bile belli olmadan önce bir rüya gördüm. rüyamda sınava gireceğim okulun önündeyim ve bakıyorum ki kimliğim yok. hemen abimi arıyorum, kimliğimi getiriyor ama süre nedeniyle almıyorlar beni içeri ve okulun kantininde hüngür hüngür ağlıyorum.

bu rüyayı birkaç kişiye anlattım. güldük geçtik. aa demek ki kimliği unutacaktım uyarı gibi bir şey oldu bana dedim. sonra sınava gireceğimiz okul açıklandı ve tabii ki rüyamdaki okuldu ama çok da takılmadım.

annem, arkadaşlarım, ablamlar tek tek kimliğimi sordular sınavdan bir gün önce, kesin aldın değil mi diye. e tabii ki aldım salak değiliz herhalde dedim ajsjdkdkdk

sınav günü geldi arkadaşlar. yanıma çantamı almıştım ama kendime o kadar güveniyorum ki çantayı kontrol dahi etmiyorum kimlik yerinde mi diye. neyse, okula geldik. elimi çantama bir attım kimlik yok. evirdim çevirdim yok, unutmuşum. abimi aradım, kimliği getirdi. 15 dakika kuralı sebebiyle içeri almadılar. kantinde oturup derdime yandım.

teşekkürler tam bir salakmışımahahshssj
15

tümör

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
senden sonra 23 şehir 4 ülke gezdim. 17 kilo verdim. eskisinden daha dalgalı çıkan saçlarımı tam 12 kez kestirip boyattım.

dünya 365 günde bilmem kaç dönümünü tamamladı.
darbeler oldu,
ihtilaller oldu,
düğünler oldu,
cenazeler kaldırdık,
ülke suriyelilerle doldu,
zenginler köşeyi daha da döndü,
fakirler ekmeğe muhtaç oldu,
barış gelmedi, savaşlar asla bitmedi,

ama ben seni uğurladım.
ve seni terk ettim.
bilmem kaç kilometre yol gittim.

seneler evvel tam da bugünde tanışmıştık seninle, ben vedaları hiç sevmem ama sen evet sen lütfen bir daha asla gelme..

sözlük yazarlarının hissettikleri

psamathe psamathe
yaşım 45. ölüm kavramını hala anlamlandıramıyorum. ölüm sonrası değil bahsettiğim. ölümümüz sırasında hangi duygu ve düşünceler içine girdiğimizi pek tabii ki deneyimlemek mümkün değil. daha doğrusu deneyimledikten sonra gelip çevrenizdekileri bunu anlatmak olası değil. ama benim merak ettiğim kısım da tam olarak ölüm anı.

aslında son derece basit ve düz düşününce, ölen varlığın bilincinin de öldüğü sonucundan yola çıkarak kocaman bir boşluk veya hiçlik kavramı benim için ölüm. ne yaşanmışlıklar ne de hayattayken anlam yüklediğimiz sayısız şey, ölmüş biri için hiç bir şey ifade etmeyecektir. çünkü hisleri ve düşünceleri ortaya çıkaran şey bilinçtir ve beyin dediğimiz organda gerçekleşir bu. en azından bilimsel açıdan durum bundan ibaret. çünkü tüm yaşadıklarımızı bilime göre bilinç, teistlerin ise ruh diye adlandırdığı kavramın, somut bir bir madde olan vücudumuzdaki fonksiyonunun sona ermesi veya kaybı şeklinde değerlendirilebilir.

ben ateist olduğum için bilincin, zaman dediğimiz, ancak çalışma prensipleri konusunda halen hem fikir olunamayan dilimindeki mutlak sonu olarak görüyorum ölümü. teistler ise ruh kavramına inanmaları nedeniyle beden ve ruh ayrımını yaparak ölümü bir son olarak görmüyorlar. hatta bir başlangıç olarak görüyorlar. dolayısıyla bir ateist için ölüm aslında dindar bir insana göre çok daha acı veren bir gerçektir. ben dindarların cenazelerde döktükleri göz yaşlarını samimi bulmuyorum. madem aslında mutlak son olmadığını düşünüyorsunuz neden kaybettiklerinizin için bu kadar acı çekiyorsunuz. tamamen bencilce bir duygu bu. ölene değil kendinize üzülüyorsunuz bence. oysa bir ateist için ölüm az önce bahsettiğim zaman kavramı içinde başka bir başlangıcı olmayan birinin temelli kaybıdır. o nedenle gerçekten üzülünen yegane şey ölen varlığın kendisidir. ve evet ateistlerin hepsi adına konuşamam belki ama ölüm ateistlerin geneli için daha acıdır. zira ne ölen için ne de kendiniz için avutabileceğiniz bir kavram yoktur ateizmde. en fazla iyi ve mutlu yaşadı diyebilirsiniz. ayrımcılık yapma adına söylemiyorum bunu. yine basit bir mantık ile düşünürseniz ateistlerin yaşamı, dindarlardan daha fazla sevdiği ve ona daha fazla değer verdiğini idrak etmeniz de mümkün.

yine çoğu inananın aksine ben ölümsüzlük kavramına ulaşılabileceğini düşünüyorum. ama organizma olarak değil, bilinci başka bir bir ortamda muhafaza ederek. bu konuya ilişkin düşüncelerimi belirten bir yazım olmuştu. zaten bilim adamlarının ve nöro bilimcilerin çalışmalarının bir kısmı bu yönde. yoksa hücre yenilenmesi veya bilincin başka bir bedene aktarılması tarzı yaklaşımlar hem çok masraflı hem de ucunda ışık olacak kadar umut verici değil. bazı din ve felsefi görüşlerde buna reenkarnasyon deniyor. ama benim bahsettiğim şey ile uzaktan yakından alakası yok tabii. zira reenkarnasyonun gerçekleşmesi de "ruh" denilen ve inanılan şeyin başka bir bedene transferi ile alakalı. üstelik orada süreç insan faktöründen bağımsız işliyor. neyse inanan inansın tabii o kısmı beni ilgilendirmiyor.

başlığa uygun bir yazı olmadı. sözlük yazarlarının hissettiklerinden ziyade, sözlük yazarlarının düşündükleri gibi bir başlığa yazmalıydım belki de. ama o kadarını da siz empati yaparak tamamlarsınız diye düşünüyorum. ölüme kaba hatlarıyla böyle bakan bir insan ne hisseder düşünmeye çalışın. zira ben inananların ölüm için ne hissedebileceklerini tahmin edebiliyorum. kolay olan yolu seçmişsiniz. hakaret veya hor görme maksatlı söylemiyorum bunu. ancak görüyorum ki hem hayat hem ölüm için gerçekten kolay olanı seçmişsiniz.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

apis mellifera apis mellifera
ah abicim...

bi bilsen, ben de ne çok isterdim, gebeliğin tadını çıkarmayı. haftada iki gün bebeğimin ve benim sağlığını daha da iyi hale getirebilmek için seminer seminer gezip, bir doula sahibi olmayı. haftada 2 gün pilatese gidebilmeyi. gece senin dediğin gibi 8 de yatağa girip, elimde hamilelik kitapları ile uyuya kalmayı. ne çok isterdim, evimde bir hizmetçim olsun, ben tüm gün uzanıp taze sıkılmış meyve ve sebze sularımı içerken bir elim karnımda bebeğimin hareketlerini hissetmeyi, onunda iletişim kurabilmeyi.

beni yapay ve takviye edici her şeyden uzak tutabilen bir doktorumun olup, onun tavsiyelerine göre hayatımı düzenleyebilmeyi, her gün avakadolu salatalar hazırlayıp farklı farklı o tohum senin bu organik yağ benim kullanabilmeyi. bebeğime her şeyin sıfırını alabilmeyi, ne çok isterdim. doğum iznimden sonra, ücretsiz izine ayrılabilmeyi, kocam bana baksın nolacak rahatına erebilmeyi ne çok isterdim. sen bana bunları bebeğine veremeyeceksen neden bu çocuğu yaptın dediğinde benim ciğerimi söktün yerinden. ama gel ben sana bir de benim hayatımdan bir pencere açayım.

doktorum bana hemoglobinim 7.5 a düşünce neden kan transfüzyonunu yapmak zorunda olduğunu anlatayım. bütün bu riskleri neden almak zorunda kaldığını. sabah 7.00 da başlayan bir hayat. senin prenses gebelerin gibi, kocasını işe göndermek için bile yataktan çıkmayan kadınların anlayabileceği bir şeyden bahsetmiyorum. sapsarı bir beniz ve kansızlıktan morarmış, kahverengileşmiş gözlerden bahsediyorum. kalkıp evin köpeğini gezdirmek. ankaranın ayazında, kış günü. titreye titreye. bu arada canı isterse kalkıp kahvaltı için lütfen tost yapan bir koca, belki o da şanslı günümdeysem. sonrasında eve gelip kocanın bir gün öncesinden çıkardığı yerde atılı olan kıyafetlerin toplanması, yatağın kapatılması yatak odasının toplanması. bir gece öncesinde kocanın oturma odasında içtiği çay bardağının cip paketlerinin kuruyemiş kaselerinin toplanması, dökülenleri temizlemek için kocaman karnınla eğile büküle yerleri süpürmek, kirlilerin sepete doldurulması, kahvaltı hazırlandıysa eğer kahvaltının toplanması. bulaşıkların kaldırılması. akşamın yemeğinin düşünülmesi, derin dondurucudan pazar gününden yapılmış yemeklerden bir kavanoz çıkarılması. sonra kalan dar zamanda hazırlanarak işe gitmek. ruh gibi bir suratla. geceden deli gibi uykusuzluğu zaten söylemiyorum, zira artık gecede 5 defa tuvalete gitmekten, tekmelemelerden ve yumruklamalardan uyumak artık imkansız. bir bütün gün üretimde personelin türlü sorunları ile uğraşıp, çeşitlerle sorunları çözmek için yaşınılanları anlatmıyorum bile. bütün bu yoğunluğun arasında kaçan yemek saatlerini, sadece bir şişe su ile gün geçirmeleri, tuvalete gidecek zamanı kendime yaratamadığım için, dahası yarattığımda yetişemediğim için utanarak söylüyorum bunu, altıma kaçırmaları. ve bütün bu yoğun tempoya sadece 7,5 hemoglobin ile dayandığımı ! ha, neden hala mı çalışıyorum ? çünkü kocam 6 aydır işsiz. eve ben bakıyorum evet. kira, faturalar, aidat, mutfak masrafı, bebeğin ihtiyaç listesi, hastane ödemelerim, onların da hepsi ben de bu arada! o yüzden senin zannettiğin gibi konunun işkolik olmamla alakası yok güzel abicim. parasız ve mecbur olmakla alakası var.

şimdi mesai bitimi ne mi oluyor ? ne çok isterdim, dediğin gibi eve gidip ayaklarımı uzatıp yatmayı. ama eve gittiğimde beni aç bekleyen bir adam ve köpek var. sofra bile kurulmamış, ev dandini, bebeğimi beslemek için en azından bir çorba yapmam lazım değil mi. yetmez, kocam surat yapıyor. yanına bir pilav veya makarna da lazım. salata? boşver canım yemesek de olur. daha üstümü çıkarmadım biliyor musun? ayakkabılarımı çıkardığım gibi mutfağa girdim çünkü. çorba kaynarken sofrayı hazırlayayım, anca. saat 8de sofraya oturduk biz daha, kocam mı ? lütfen ekmek almaya gitti, somağını şişire şişire. daha ne yapsın. televizyon izliyordur içerde. yeter.

kalktık, sofradan 20.30 bu arada sofra boyunca ben yemek yiyemedim, otur kalkta doyarım çünkü, her boşalan tabağa ben yenisini doldurduğum için, tek lokma yiyerek tıkandım bile.

şimdi sofra toplama ve çay ile servis faslı var. nihayet üstümü değiştirip bi tuvalete gidebilecek zamanı buldum. ama önce köpeği gezdirmem lazım.

ve saat 10. ben ilk kez oturuyorum abicim. bir duş almam gerek ama ona bile güç bulamıyorum. ayak bileklerim baldırım kadar olmuş. üstelik daha çamaşır yıkadığım astığım veya süpürge yaptığım , ütü veya temizlik yaptığım bir gün bile değil bu.

şimdi anladın mı doktorumun bana neden acilen kan nakli gerek gördüğünü ? çünkü bu tempoda beni acilen toplaması ve üstüne bütün bunlara bebek eklendiğinde beni hazırlaması gerekiyor. işte bu yüzden.
3

sözlükteki gruplaşmalar

frijit bardot frijit bardot
1- duyarcilar
2- devamli bahsedilen kankacilik ekibi
3- kankacilik diye 7/24 aglayanlar
4- o yazara fav yok seri eksi var ekibi (mesaileri bitmiyor isleri cok zor)
5- aleyna tilki sevenler
6- usanmadan kotu siir yazip duranlar
7- bi okuyup cikanlar

bunlardan baska grup yoktur var diyenler de buyuk bir yanilginin icindedir itibar etmeyiniz.
29