birine seni seviyorum demenin en iyi yolu

fatboy fatboy
aslında böyle şeylerle uğraşamam hiç, müzeleri sergileri kafasına göre gezen bir insanım. ama ayasofya'ya beraber gideriz dediğinden beri ayasofya ile ilgili internette okumadığım doküman kalmamıştı. sen bunu bilmiyorsun.

nutellanın son kaşığını, kalan son köfteyi, son birayı ve karışık çerezdeki tüm bademleri tamamen hür irademle sana veririm. bunu da bilmiyorsun.

bilgisayarıma gelişine vursan, puzzlarımı kutudan yeni çıkmış haline döndürsen sana asla kızmam. sen bunu da bilmiyorsun.

doğum günün ile madonna konseri aynı güne denk gelse, "ben zaten amerikalılara oldum olsası gıcığım" diyerek konsere gitmem. sen bunu da bilmiyorsun.

sehpayı ayağının ucuyla kendine çekerken, ilk baskısını sahaf sahaf dolaşıp da bulduğum şiir kitabımın üzerine bi şeyler döksen, içimden bile olsa "senin ayağının ayarını..." demem, sana sarılıp "canın sağolsun" derim. sen bunu da bilmiyorsun.

arkana yaslanırken, transistörün icadından bile eski radyomun üzerine su döksen bir anlığına dahi "hay senin keyfine..." diyemem, saçlarını okşayıp "boşver, çokta önemli değildi." derim. sen bunu da bilmiyorsun.

aslında genel olarak seni ne kadar sevdiğimi hiç bilmiyorsun;
ben de anlatamıyorum. ikimizin de canı sağ olsun.

edit: iyi dileklerini iletenlerin de canı sağ olsun.
3

10 kasım

bucubucu bucubucu
penceremi açtım perdeleri çektim, esas duruşta bekliyorum.

2 koca blok var sağ çaprazda, önümde işlek bir cadde ve birkaç insanlar, keşmekeş geçen arabalar.

ve sirenler çalıyor

göz ucuyla baktım karşı binanın camlarına, balkonlarına, kahvaltı yapan bir topluluk hepsi birden ayağa kalktı, bir diğer balkonda takım elbiseli bir dede selam duruşunda yerini aldı.

caddeye bakıyorum muhtemelen bir anne kucağında çocuğuyla dimdik duruyorlar. bir teyze de tam onlara doğru durmuş ağlıyor.

önce bir araç durdu, onun durduğunu gören karşı şeritteki araç da durdu ve indiler. oluşan kuyruktan hoşnut olmayan bazı araçların sirenlerin biter bitmez klakson çalmaları dahi herkesin saygı çerçevesinde atamın anılmasına engel olmadığını görmek paha biçilemez.

hala unutulmadığını benimsemek ne kadar huzur verse de 10 kasım hep aynı hüzün.

bir kadının gerçekten sevdiğini anlamak

karsenger karsenger
sene 2014

üniversitedeyim. tanıdığım bir arkadaş var. memleketinden, lise zamanlarından beri tanıdığı sevgili olduğu kız, arkadaşlarıyla ev tuttu.

bir gün eleman okulda yanıma geldi. dedi ki "bu öğlen çıkışta benimle gelsene hoca. bizim kız ev tuttu. doğalgaz bağlanacak. nedir, ne değidir bilemediğimden heyecan yaparım. beraber halletmeye çalışalım"

kabul ettim. gittik eve. kız da okulu bırakmıştı. bir börekçi dükkanında garsonluk yapıyordu. kız o gün de işteydi, diğer arkadaşları da memleketlerinde olduğundan işleri bizim eleman halledecek tek başına.

neyse biz doğalgaz işini halledecek elemanları bekledik. bir eleman geldi. bağlantıları yaptı, sonrasında kontrol etti. sıkıntı çıktı. iş uzadı.

ikimiz de bu kadar uzayacağını tahmin etmiyorduk. planlarda işin bitip sonrasında evin yakınındaki tanıdık pastaneye gidip her sıkıştığımız zamanlardaki gibi veresiye yazdıracaktık. ama pastane filan kalmadı tabi o saate. ikimizin cepte de kuruş yok. benim için ay sonu, aileden para almama gururu; eleman da kendi evi olmamasına rağmen bolca para harcamış kız için. haliyle cepler boş...

gerekli temizliği yaptık. sonrasında kız geldi. ikimizin de karınlar gurulduyor. tabi ben eve gidip yemeğe gömüleyim diye kaçtım. dedim ki kız şimdi bir şeyler patlatır bizim oğlana. misler gibi yemeğini yerler başbaşa. sonuçta ev arkadaşları yoktu daha birkaç gün...

ama gel gelelim 2 gün sonra arkadaş yanıma geldi. dedi ki "ya hoca kusura bakma seni aç gönderdik."

ben de her zamanki mütevaziliğimle "ayıpsın üstad, zaten sizin olmayan evde misafir mi ağırlanır, söyle bakalım evdeki ilk yemeğiniz neydi?"

verdiği cevaba şok oldum. "abi, arziye yemek sipariş edecek para kalmadığı için masraf olmasın diye dükkanda bolca yemiş. ben de kraker filan atıştırdım."

velhasıl; evde makarna, tencere, tuz, yağ hatta arıtma suyu olduğunu ve ocağın yandığını bizzat gördüm. ama kızımız kendi işlerini halleden adama kendi evinde yemek yapmamış.
dahası çocuğa börek mörek getirir insan. biliyorsun adamın tüm gün işlerle uğraşması geretkiğini.

benim için sevgi, karın doyurmayla eşdeğerdir. senin karnını aç bırakmayacak kadar ilgileniyorsa seviyordur abi. iki taraf için de geçerli bu durum.
çok iddialı bulanlar için daha da iddialı önerme atayım ortaya. seni doyuracak kadar ilgilenmiyorsa kesinlikle sevmiyordur...
12

reza davasının bilal e anlatır gibi anlatımı

kokobongo kokobongo
şimdi sakin sakin düşünelim;

elimizdeki olay; fötö- hükümet çatışmasından dolayı ortaya çıkan olaylardan dolayı devletin yüksek mevki makamlarında bulunan kişilerinde içinde bulunduğu büyük bir rüşvet çarkı, devletin bankasının kara para aklaması, devletin bankasının hayali ihracat yaparak devleti zarar uğratması. halkın parasının bir takım kişilere rüşvet olarak dağıtılması.

peki amerikan savcılarının iddianamede ismi geçen halkbankası genel müdürü ve yardımcıları, eski bakanlar, rıza zarraf ve emine erdoğan'a yönelttikleri suçlamalar ney?

- abd'ye karşı dolandırıcılık
- uluslar arası acil ekonomik güç yasasını ihlal etmek ( ambargo delmek)
- bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık
- kara para aklama

suçlamalara bakınca türkiye'de ortaya çıkan kayıtların, tapelerin ve yolsuzluk operasyonlarının yanlış ellerden çıkan doğru bir operasyon olduğunu görüyoruz. bakanların rüşvet aldığını, para sayma makineleri ve ayakkabı kutularının gerçek olduğunu, ''babacım kalan paraları ne yapalım'' ın gerçek olduğunu, binlerce dolarlık saatlerin gerçek olduğunu görüyoruz.

yani; bunlar doğru







bu; yalan



gel gelelim suçlara;
- abd'ye karsı dolandırıcılık:
suç sadece abd'ye karşı değil türkiye'ye ve iran'a karşıda işleniyor. bu çakal iran'lı ortağı ile birlikte türkiye'deki bakanları ve yetkilileri de yanına alarak ki biz bunu ''reza'nın önünde eğilirim'' den biliyoruz, üç ülkenin vatandaşlarının ödediği vergiyi cukka ediyor. tabi bu piç kurusu o kadar güvende hissediyor ki kendini ''cari açığın yüzde 15 ini ben kapattım'' diyebilecek kadar mesanesi geniş hale geliyor. tabi bu arada halkın ne denli salak ve ne söylesek inanacaklar nasılsa kıvamında olduğunu bilen bir dangalak bir peçete ile 700 bin dolarlık saatin bedelini ödediğini kanıtlıyor. bizim kuzu gibi saf halkımızda sanki çıkan para kendi cebinden çıkmıyormuş gibi ''ya onlar fotomontaj'', ''ya onlar fetönün uydurması'' diyerek kendine sokulan kazığı meşrulaştırma peşinde. tabi bu arada buna itiraz eden ve yolsuzluk var diyenler itina ile terör destekçisi, fetöcü, cehape zihniyetli, tayibi çekemeyen olarak koyun sürüsü tarafından itina ile itham ediliyor.

- uluslar arası acil ekonomik güç yasasını ihlal etmek ( ambargo delmek)
türk ceza kanununda hali hazırda böyle bir yasa olmadığı için uluslar arası ilişkilerde türkiye adına sistem şöyle işliyor. türkiye gayet yasal olarak iran'dan gaz ve petrolünü satın alıyor ve ticaret yapabiliyor. ancak yapılan ticaretin karşılığında ödenecek paranın türkiye'de bir bankaya yatması ve bu para karşılığında iran'ın ihtiyacı olan diğer ihtiyaçlarının türkiye'den alınması sağlanıyor. yani biz petrolü alıyoruz, para gene bizim bankamıza vergileri ödenerek yatıyor, döviz dışarı çıkmıyor bayağı bayağı karlı bir iş ve o para karşılığında iran'a ürettiğimiz malları satıyoruz. bu modele baktığımızda türkiye adına kazan, kazan hatta yine kazan ve hatta ve hatta dur ihracat yapanlarda kazansın modeli var. bu model reza'nın devreye girmesiyle değişiyor. halk bankasında bulunan paralar için dönemin en yetkili kişileri tarafından yetki verilen reza başlıyor sahte belgelerle ihracat yapmaya, tabi o belgelerin hepsi dümen, reza kestiği her dümen belge ile halk bankasına gidip çanta çanta para cukkalıyor. tabi bizim medyada gün yüzüne çıkan o kuryeler de reza'nın kuryeleri, halkbandan sahte belgelerle alınan paraları önüne eğilenlere gönderiyor. tabi o kadar parayı aklamak gerekecek işte bu da kara para aklamak suçuna konu olan kara para.

- bankacılık sistemini dolandırmak:
e tabi yasal olan işlemleri, yasa dışı hale getirince yani halk bankasına tecavüz edince doğal olarak bankacılık sistemini dolandırmış oluyorsun. bu durumu anlattığım ak koyunlar bile 1/0,0001 saniye düşünebilecek şekilde kafalarını yormaya karar verseler o küçücük anda bile anlayabilirler.

- kara para aklamak:
işte dananın kuyruğu burada kopuyor. reza çaldığı paraları iran'a ortağına da göndermek zorunda, tabi türkiye'den yasal olarak çıkaramaz, peki ne yapıyor bu çakal, altın alıyor, işte o hava alanlarında yakalanan ''sahte olduğu söylenen'' altınlar bizim koyun halkımızın cebinden çıkıp yine bizim koyun halkımızca şakşaklanarak reza'nın ve ortağının kasasına giren paralar. ne kadar garip ki halka lan götümüze kazık sokuyorlar diyenler yine terörist, fetöcü, cehape zihniyetli, terör destekçisi oluyor bir anda. tabi burada kalan paraları nasıl aklayacaklar; burada da devreye paravan olarak kurulan döviz şirketleri giriyor. halkın cebinden çalınan paralar döviz oluyor ve yine halka satılıyor. devlet büyükleri bu işin neresinde '' yahu şimdi yabancıya gitmesin bende bir döviz şirketi kurayım da benden de kara para akla'' kısmında. son yıllarda kurulan döviz şirketlerinin sahiplerine bakınca çok şaşırtıcı bir şekilde karşımıza tanıdık isimler çıkıyor. hatta şöyle tepkiler verebiliyorsunuz. '' aaaa ya bu adam bakan değil m?'' '' a ben bunları tanıyorum, bu türkiye'yi yöneten en yüksek makamdaki adamın karısı, kızı, oğlu değil mi?, '' vay vay vay sayın banka müdürüm ve yardımcıları helal size''. tabi kılıç kınına sığmıyor, cemaat denen piç kurularının kuruk acısı var, hah işte o operasyonlarda gördüğünüz dolarla, aurolar bu paravan şirketlerde yani dövizcilik işinde kullanılacak ancak cemaatin erken davranması sonucu ki tabi bu piç kuruları durumdan haberdar taşınamayıp elde patlayan kara paralar. bize de kaçabiiiilüüüürrr diyenler tabi şu nidalarla hatırlanıyor şuan. '' babacım paraları sıfırlıyamadım'' ''babacım kalan paralarla villa alalım mı''

bu davanın türkiye için çıkarımı şu: göz göre göre silkilen halk, yine şakşaklaya şakşaklaya kendini silktirirken, lan ne yapıyorsunuz göz göre göre silkiyorlar bizi diyenlere terörist demiş.
6

hiç gelmeyecek birisini özlemek

di mi ya di mi ya
ben en çok babamı özlüyorum, 20 gun sonra 5 yılı dolacak gidişinin, toprakta çiçek oluşunun.
en çok annenize, babanıza sarılın. hep derim bir sürü kardeşiniz, arkadaşınız, dostunuz, sevgiliniz olabilir hatta birden çok eşiniz ama sadece 1'er tane anne ve babanız var. ve onlar kadar sizi seven kimse yok hayatınızda. o nedenle gelmeyecekden ziyade gelemeyecek birini özlemek en zoru. gelmeyecek kişi belkide kendi seçimi ile gelmiyor yani biraz umutsuzluk hep var ama hic gelemeyecek birini özlemek baştan aşağıya "çaresizlik "....
3

kız sanılan yazarın erkek çıkması

a me lee a me lee
(bkz: a me lee)

sanırım 3-4 defa hatun sanıldım. "lan sen erkek misin?" sorularınıza maruz kaldım. bunlar muhabbet içerisinde olan şeylerdi.

bir keresinde de yazarın birisi aleni olarak yürüdü bana. amele yanığı ile ilgili giri girdim. adam deparla koşup " bikini bölgen mi canım ya? çok acıyor mu?" diye girişti. lan ne bikinisi ne bölgesi derken. kendisine üstsüz bie fotoğrafımı atmamla beraber, "ulan neden karı gibi yazıyon o zaman yavşak" minhalinde bir cevap da aldım.


erkekim ben. erkek. irkeeekk.


ek; bak bir tane daha hatırladım. yazarın biri bir şarkı paylaşmış ben de favori ekledim. sonra mesajla döndü bana. şu da çok güzeldir. bu da çok güzeldir. bir muhabbete tutuştuk. idealistlik falan filan. şarkılar havada uçuyor. 2-3 gün faşan konuştuk sanırım. sonra ben bi kıllandım. erkek olduğumu belirtecek bir şey yazdım. yazış o yazış. saniyesinde görüldü ve bir dahs dönüş yapmadı.

yav benim 3-5 girime baksan pavyon işlettiğim, şantiye köşelerinde süründüğüm ve zengin bir kadınla evlenip evimin erkeği olmak istediğim yazıyor. beni nasıl hatun sanıyorsunuz olum?



çok önemli ek; gelen tepkilere bakıyorum da bende bir sıkıntı olduğu aşikar. ben 4-5 diyordum sayı gittikçe artıyor. bunca insanın bir bildiği vardır herhalde.

kadınım ben.
31

heidi nin çıplak ayak gezmesi

decerection smile decerection smile
(bkz:araştırmaya inanmak )
isviçre'nin köle çocuklarını simgeler. yazarı johanna spyri küçükken köle çocukmuş.

Heidi’nin Gerçek Hikayesi – İsviçre’nin Karanlık Yüzü

ilk buluşmada kaç para maaşın var diye soran kız

nicki 27 karakter olan adam nicki 27 karakter olan adam
ben bunu geyik sanıyordum lan. ama varmış gerçekten bunlardan. ilk buluşmada şöyle yapan kız, böyle yapan erkek diye o kadar çok geyik başlık var ki bunu da onlardan sanıyordum, değilmiş.

ilk defa geçen hafta denk geldim bu başlıktaki kıza. demek ki biz hep düzgün insanlara rastlamışız şimdiye kadar.

halbuki bu kız da gayet düzgün birine benziyordu, biyoloji mezunuydu. tanıştığımız akşam da gayet seviyeli, hoş bir sohbetimiz olmuştu aslında. ama işte kavun değil ki koklayasın.

neyse, ne olduysa bir daha buluştuğumuzda değişti kız. özüne döndü belki de. tam üç kere ayda ne kadar kazandığımı sordu. birincide öylesine soruyordur deyip geçiştirdim, ikincide sorudan rahatsız olduğumu anlar dedim ama hiç tınmadı. üçüncüde direkt "neden kaç para kazandığını söylemek istemiyorsun?" diye sordu. vay arkadaş, sen vergi memuru musun, sana ne benim kazancımdan. daha iki gün olmuş tanışalı.

ayrıca hesap gelince sanki başka masanın hesabı gelmişcesine umursamaz davranıp mirket hayvanı gibi boynunu uzatıp uzaklara bakması da deli etti beni. tamam, onca patavatsızlığına rağmen hesabı sana ödetecek değilim ama insan yalandan da olsa elini bir çantasına atar yahu.

neyse, bir daha arayıp sormadım, mesajlarına da dönmedim ama pragmatist yönünü de takdir ettim kızın. hayatta ne istediğini bilen* ve eninde sonunda başarılı olacak bir arkadaş kendisi. kız kararlı, kız azimli.
15

black friday

zihnindeki zihnindeki
black friday alış verişi için bugün izin alan pek çok arkadaşım var.

gerçekten türkiye'de büyük çoğunluk maalesef satın aldığı ürünün değerini, ederini bilmiyor. sanıyor ki hakikaten 800 liralık ayakkabıyı 180 liraya aldı. oysa gerçekte olan zaten ederi 150 lira civarındaki bir ayakkabıyı hiç ihtiyacı olmadığı halde alması. birinin ihtiyacı olmayan bir ürünü alıp "ama indirimdeydi" demesi kadar salakça bir bahane olamaz bence.

ha ihtiyacın vardır, indirim kovalarsın ona lafım yok. o zaten olması gereken.

ama yani şişirilmiş fiyatlar üzerinden yapılan abuk indirimlere kanmayın artık gözünüzü seveyim ya. yapmayın bunu. hatta bakın size başımdan geçen bir olayı özetleyeyim;

şimdi benim babam okul üniformaları satıyor, ben de eskiden yaz aylarında gidip ona yardım ediyordum. bir gün akşam üstü dükkana bir kadın geldi, bir eşofmanın fiyatını sordu. 35 lira dedim. 25'e ver alayım dedi. oysa eşofmanın bize gelişi zaten 28 lira ve gerçekten o eşofmanı 35 liranın altına başka hiçbir yerde bulması mümkün değil, piyasa fiyatı 79 lira eşofmanın. bu ille de 25'e almak için ısrar ediyor, ben de olmaz diye ısrar ediyorum. neyse müşteri başka bir eşofmanı gösterip "bunun fiyatı ne kadar?" diye sordu. aslında aynı eşofman, sadece rengi ve modeli değişik, onun dışında kumaşı dikimi markası her şeyi aynı. pazarlık edeceğini öğrendiğim için "bu 75 lira" dedim. "50 liraya olmaz mı?" dedi. gel gelelim yine kadının sıkı pazarlığı sonucu aynı eşofmanı ben aynı kadına 55 liraya sattım. ve kadın mutlu çıktı dükkandan. ben de çok mutluydum. çünkü ona sorsanız "75 liralık eşofmanı 55 liraya aldı", ama bana sorsanız "35 liralık eşofmanı 55 liraya sattım".

siz siz olun, önce ihtiyacınız olan ürünlerin ederini öğrenin. sonra gidin artık indirimden mi alıyorsunuz, pazarlık mı ediyorsunuz ne yapıyorsanız yapın. öbür türlü komik oluyor.