instela da yaşanan bir aşkın ardından

ropte ropte
giri yazdı favladım, teşekkür etti avladım.
bu kadim gelenekle bir kız daha tavladım.
mesajlar geç gelince hemen yüzünü asıyor,
whatsapp var mı güzelim? baksana sözlük kasıyor!

bilmiyorum ki acep etkilendi neyimden?
giderek uzaklaştım sözlükten, sol frameden.
hiç umurumda değil abazan demeleri,
zira taş gibi idi yarimin memeleri.

aradan zaman geçti sanki büyü bozuldu
ulan bu benim hatun başkasıyla toz oldu.
vaziyet çirkinleşti ve başladı kavgalar
halimize gülmeye başlamıştı kargalar.

geldim geri sözlüğe aradım bir teselli,
benim exim de gelmiş peşimden de besbelli
bunu idrak etmemi sağlayan yaradandı,
zira seri eksici ibne bana dadandı.

nick altı savaşları başladı sabaha dek,
millet bizi izliyor ellerinde çekirdek.
biliyoruz herhalde fake hesaplar bir suçtu
ne yapalım be gardaş eski hesaplar uçtu.

önümüze baktık biz de, şimdi var 10 flörtüm,
meriçlik var ya serde, bu da benim gizli örtüm
kadın erkek demeden inmiyor hiç tahtından
instela'da yaşanan bir aşkın ardından

rpt
17

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

hurrianes hurrianes
çocukken annemle babam sürekli kavga ederdi. seslerini duymamak için en arka odaya kaçar kulaklarımı kapatırdım. en ufak sesten bile korkar haldeyim şuan. az önce yan komşu oğluna bağırmaya başladı uykumdan uyandım. yine aynı korku, kalbim boğazımda atıyor sanki. sakinleşemedim bir süre.
bağırarak hiç birşeyi çözemezsiniz. sesiniz yükselince karşınızdaki sizi daha iyi anlamayacak hiç bir zaman.
bağırmayın özellikle de çocuklara.
bağırmayın, kimseye bağırmayın.
hak etti demeyin, bağırmayın.

instela yazarlarının itirafları

cauchy euler cauchy euler
haziran ayında memleketime gittim. her gittiğimde annem ege mutfağından bir yemekle karşılar beni. haziranda da eve vardığımda taze fasülye yapıyordu ama sol elini kullanamadığını fark ettim. incitmiş olabileceğini belirtti. haziranda uzun süredir sürdürdüğüm görevimi bırakıp yeni bir işe başladım, o iş de staj gerektiriyor ve staj sürecinde herhangi bir gelirim yok. ancak akşamları matematik ve ingilizce dersleri vererek sürecin üstesinden gelebileceğimi zannettim. bu da günde 14 saat çalışma anlamına geliyordu. ev kredisi, tadilat filan derken çalışmaya mecbur kalmıştım. annemi öylece bırakıp dönmek zorunda kaldım. döndüğüm günden birkaç gün sonra, annem kalkıyor, sol ayağını da kullanamıyor. babamın da, beyninde olan tümörden kaynaklı, bence demans da var, taksi ya da herhangi birini çağırmak aklına gelmiyor. neredeyse sürünerek ablamın yanına gidiyorlar. hastane sürecimiz başlıyor. aksilik bu ya, annemin de beyninde tümör çıkıyor. üstelik oldukça agresif, kötü huylu bir tümör. hemen beyin cerrahide ameliyata alıyorlar... annem bir daha ayağa kalkamadı. o günden beri yatalak... 1 aylık hastane süreci sonunda eve geldi. sabahtan akşama kadar bakıcısı var. iki ablam da her gün gidip geliyorlar. babam da, her ne kadar demans ya da beynindeki tümörün baskısından kaynaklı, sık sık unutuyor. genelde yatar vaziyetteki annemden çorap isteyebiliyor, onun hastalığını dahi unutabiliyor ama gece başında belki de hiç uyumadan annemin suyunu, ilacını filan eksik etmiyor. raporlar, sonuçlar iç açıcı değil, annem yavaş yavaş ölüme sürükleniyor... maddi sorunlar, stajımın sürekliliği, ofiste çalışmam, ancak ders vererek para kazanmam nedenleriyle yaşadığım şehre dönüyorum. ara ara gidip geliyorum. şöyle ki, pazar gece biniyorum, 10 saat yol. pazartesi gece dönüyorum. gene de, içimde bir huzursuzluk, vicdan azabı... sanıyorum ki daha kötü bir durum oluşamaz. oldukça yanıldığımı geçen ay anlıyorum. gene memleketteyim, babamın yürüyüşünde bir aksaklık gözlemliyorum. o gün sırtının ağrıdığından kaynaklı olduğunu sanarak yaşadığım şehre dönüyorum. sabah telefon geliyor. ablam, babamın yürüyemediğini söylüyor. gene benzer süreç... beynindeki tümörün etkisi zannediyoruz. ciğerinin kalbe yakın bir bölgesinden kaynaklandığı sonucunu ancak üniversitede anlıyoruz. hemen ameliyat, iki ayağını da kullanamayan, yakın dönemi sık sık unutan, oldukça sinirli biri hâline geliyor. annem de bakıma muhtaç durumda olduğundan, abim inisiyatif alıyor. babamın başında bekliyor. 16 gün boyunca... bu seferki hastamız çok daha zorlu; uyumuyor, yürüyemediğini unutuyor, annemin yanına gitmek zorunda olduğunu, ona bakmak zorunda olduğunu söylüyor. doğal olarak da kontrolü oldukça güç biri hâlini alıyor. kendini ilk günlerde hapishanede zannediyor. kendisini kurtarmamı istiyor benden. hastane ekibiyle kavga ediyor. çeşitli cihazlara zarar veriyor. gamma knife uygulamasını uygulama esnasında reddediyor. ışını almazsa ölebileceğini belirtiyoruz, kendisine yalvarıyoruz. ne çare?! tedaviyi reddediyor. hastanedeki doktorlardan bazılarının öğretmeni babam. öğrencileri de ısrar ediyor. çaresizce taburcu oluyor. artık evde iki yatalak hastamız var...

80 öncesinde öğretmen bizimkiler. diğer görüştekiler babam evde yokken patlayıcı bir şey atıyorlar eve. savcı, 'kendiniz atmışsınızdır' diyor. şehirden arkadaşları geliyor da husumet bitti gözüküyor. bu esnada annemin bir böbreği iflas ediyor. ben olaylar arasında bağlantı olabileceğini zannediyorum. ege'ye dönüp ameliyat oluyor. darbe sonrası öğretmenlikten atılıyorlar. bu yüzdendir ki 4 kardeşiz biz. ben de dördüncü çocuğum. öğretmenlerin çiftçilik süreci oldukça fakir bir hayat sürmemize neden oluyor. tek odada kalıyoruz, bize yansıtmamaya çalışsalar da onların yeterince beslenebildiğinden bile emin değilim. dava kazanılıyor da hayatımız bir nebze de olsa kurtuluyor. muhteşem bir mücadele veriyorlar; çok sayıda anne gibi benim annem de pazarda 4 tur filan atardı, kendilerine giysi aldığımızda dahi utanırlar, gerek olmadığından dem vururlardı, biz durumları düzelttiğimiz zamanlarda... mücadelelerine, onurlarına, duyarlılıklarına dair o kadar çok şey var ki aklımda... karşılığı?..

bugün hayatımın en kötü günü... babam hiç uyumuyordu, hiçbir bakıcı ona bakmayı kabûl etmedi. aynı anda annem de evde olduğundan ikisine de bakılabilecek bir ortam sunamadık. hepimiz çalışıyoruz. gerçekten başka bir seçeneğimiz kalmadığını düşündük. bakım evine gönderdik. bakım evine gidene değin her ikisi de ağlamış. babam -bildiğim kadarıyla- daha önce hiç ağlamamıştı. onların ağladıklarını duyunca, ben de yıkıldım. ofisten eve gittim, dersleri iptal ettim, çaresizim, içim parçalanıyor. babam, bir daha gelmeyin, demiş. bari annenizi götürün, demiş. 34 yaşına gireceğim birkaç haftaya kadar. bu cümleler gibi herhangi bir şey yaralamamıştı beni. 11 yıldır ortalamanın çok üstünde, harcayabileceğiminden fazlasını kazandım hep. bir önceki işimi bırakıp da geçiş yaptığım yeni meslekte ekonomik sıkıntıya düştüm, geriye dönüp bir şey yapamamak çok acı. yardım ettiğim, hayatını kolaylaştırdığım birçok kişi herhangi bir şey sormadı bile. ben de anlatamıyorum, çünkü anlatırken ağlama krizine girerim diye endişeleniyorum, dertlerimle insanları sıkmak istemiyorum...

anne ve babamın yüzlerine nasıl bakacağım pazartesi günü, bilmiyorum. içler acısı bir dönemdeyiz. bana okumayı öğreten annem, onur için yaşamamı sağlayan aileme yeterince yardım edemedim. bu yüzden canım çok acıyor...
15

sözlükten aşkını bulmak

kağıttan kule kağıttan kule
cok da mumkundur. sozlugun 2 eski yazari yazismaya basladiktan 1 hafta sonra ayri sehirlerde olmamiza ragmen buluştuk. ilk o geldi. bulustugumuz an ben onu dudagindan optum, o ayni gun evlenmek istedigini soyledi bana. sonraki hafta ben onu gormeye gittim. 1'er hafta arayla ailelerle tanistik, nisanlandik, toplamda 3. ayimizda evlenmistik. 3 yil oldu. haftaya kizimiz yaşına girecek. sozlugu amaci disinda kullandigimiz icin pisman degiliz.
4

twitter orospusu

wendera wendera
bir ara açık foto koyup "eve geldin beni bu şekil buldun n'apardın" yazan kızlar vardı.
altına s.kerdim yazanlara gülüyordum.
ne bekliyorsun bacım? kaç ton ilgiyle doyacaksın ?

anca yaşlı asgari ücretli evli amcaları ya da ergenleri eğlendirir basit pozların. amatör eğlendirir yani o kitleye mezesin bu kadar net.

gerizekalılar... ya ben bunlara aciyorum.

edit: yarası olan gocunur.

uzak durulması gereken erkek modeli

revoluce revoluce
ne istediğini bilmeyen adamlar

bakın bunlar benim istisnalarım, genellemeye varmıyorum elbette. herkes kendini gerçekleştiriyor bir şekilde. bazen 'aslından' tam anlamıyla uzaklaşarak yapıyor insanlar bunu bence. bilemiyorum. beşer hata yapar... tıpkı benim de, senin de yaptığın gibi. ve bu tek cinse indirgenemez elbette. ben sadece yaşadığım örnekleri paylaşmak istiyorum.

örnek 1
evlenirsin. hem de 10 yıllık flörtten sonra, -düşünün sevginin boyutunu- birlikte büyüdüğün adamdır. evlendikten 6 ay sonra sana elini sürmez, üstelik defalarca aldattığını yakalarsın. sen, 'olması gerektiği gibi' sadıksındır. 6 yıl gecer. ayrılmak istersin. "ben senden ayrılmam ölürüm" der. sevdiğini söyler. anlaşmaya yanaşmaz önceleri, sonra ikna edersin boşanırsın. hala mesajlar gelir, "bugün evet de, evlenelim" diye. peki seviyordun, seviyorsun güzel kardeşim de neden aldattın birçok defa? ben sevince başkasını gözüm göremiyor. senin gözün nasıl gördü? geçiniz...

örnek 2
boşandıktan 1 sene kadar sonra biriyle tanışırsın, her anlamda oldukça uyumlu ve güzel bir ilişkiye başlarsın. sonra 3 yıl geçtikten sonra aslında bir sevgilisi daha olduğunu itiraf eder. travma yaşatır. ne onu bırakır, ne seni bırakmak ister. bitirirsin. "özledim, seviyorum" der. sonra üzerinden süre geçer günün birinde seni aslında hiç sevmediğini söyler. bir süre sonra, -belden yukarı kan gitmedigi bir gün-, özlediğini söyler her yerden engellersin. bu arada kız kardeşine ve sözlükteki en yakın arkadaşına meyletmiştir. ama hala müsaade etsen seninle görüşmek ister. hala engeli kaldır der utanmadan. geçiniz...

örnek 3
biriyle tanışırsın. buluşursun, her şey gayet güzeldir. karşında heyecandan titrer ama iş herhangi bir noktaya asla gelemez. ilişki yaşama, adını koyma noktası travmadır çünkü.
çünkü, "ilgi isteyen ama ilişki istemeyen adamlardan"dır. kadınların ilgisine alışmıştır. hiçbir şey yapmamaya da. bir yerlerde yalnızlığın aslında ne kadar süper bir şey olduğunu söyler, üzerinden süre geçer ölümle eşdeğer tutar, sonra yine harikadır yalnızlık. olmayı istediği şekilde yaşamaktadır. yolu açık olsun. ne istediğini bilmek bir kudret, umarım bir gün o kudrete sahip olabilir. herkes eski sevgilin gibi olur diye düşünürsen ömür boyu yalnız kalırsın, kalacaksın.
geçiniz...

örnek 4
biriyle sohbet edersin gayet normal arkadaş olarak. buluşalım der. tamam dersin. gelmeden önce eve uğrayacağını söylersin, evine gelmek ister. kabul etmezsin. "o zaman buluşmayalım" der. açıkça derdi sadece yatağa atmaktir. sonra pişman olur buluşmak için ısrar eder, sadece fuckbuddy aradığını gösterir. hala arıyor herhalde bilemiyorum, görüyorum ama.
geçiniz onu da, zaten duygusal bir bağım yok, sadece yaptığı terbiyesizliği paylaşmak istedim.

şimdi, bu ve benzeri birbirinden sevimsiz hikayelerden erkek arkadaşlarımızın da mutlaka vardır kadınlarla ilgili biliyorum.
burada 4. örnek hariç hepsini istedim ve sevdim ben. ama tam bir dengesizlik vardı karşımda. istemek ve istememek konusunda net olmak, bir kararlılık örneğidir. net olun beyler lütfen. ne istediginizi bilin!

inanın "istiyorum" demek kadar "istemiyorum seni" demek de bir erdemdir. bir öyle, bir böyle davranmak kusura bakmayın dengesiz olduğunuzu gõsterir.
dürüst olun ya lütfen. birini isterken girdiğiniz şekillere gerek yok. istemediğiniz de sadece dile getirin. herhangi bir forma girmeden dümdüz yapın bunu.
sağda solda duyarlı adam paylaşımları yapınca komik oluyorsunuz sadece. görünce "kimler kandı acaba?" demekten alamıyorum kendimi.
beylik laflarla yürümüyor bu işler. sonra gelip çeşitli başlıklarda onu bunu gömüyorsunuz. kendinizi de görün artık ne olur.
bu ıssız adam modası geçince de haber verin. ve inanın kendinizi yalnızlaştıran belki harika ilişkileri elinizle iten yine sizlersiniz. denemediniz. canınız yanmasın diye kolay yolu seçip sadece fuckbuddy aradıkça karşı cinsle iletişim kurmayı unuttunuz. bu ne istediğini bilmeyen, ama aynı zamanda ilgi de isteyen halleriniz mide bulandırıyor artık. "ben kimseyi istemiyorum" da bir kararlılık örneğidir. illa biri olsun hayatınızda diyen yok.
sizi travmalarınız ve yalnızlığınızla başbaşa bırakıyorum. bu tip adamlar uzak dursun múmkünse.

hadi bakalım...
9

masterchef türkiye

birfincancay birfincancay
öncelikle evet, hakkında yorum yapacak kadar masterchef izledim. öyle, misafir geldiğinden annem açtığından falan değil. oturdum kendim izledim. onu geçiyorum.

sürekli programda bir "kadın şef istiyoruz. iki kadın yarışmacı yarı finalde. ne mutlu bize. kadın şef olmaz diyenlere kapak olsun vohohohovvv" propagandası yapılıyor. bugün de rastladım aynı duruma.

hep söylüyorum, kadının sosyal hayat içerisinde pohpohlanmaya ihtiyacı yok. böyle yaptıkça sanki 23 nisan'da makam koltuğuna çocuk oturtmuşsunuz da "maşallah, ne güzel başbakan oldu. benden iyi oldu vallahi eheh" demiş gibi oluyorsunuz. kadını yorumlarken ekstra parantez açmak, - kadın olmasına rağmen, şu kadın haliyle, kadın olduğu da göz önüne alınarak- kasıtları eşliğinde bir tanımlama yapmak kadına yapılabilecek en kötü muamelelerden biridir.

söz yerine, fiil lazım kadına. hareket lazım. misal, bundan dört beş sene önce gelip italyan pizzacısı açıp birkaç kanalda sevimlilik yaparak bir yerlere gelmiş bir adamı "şef" diye ekran karşısına çıkarmak yerine; bir kadın şefi programa jüri olarak dahil ederseniz biz kadınlar işte o zaman pratikte de bizlere değer verildiğini anlamış oluruz. bu işler genelde böyle olur. beylik laflara gerek yok.
10