sadece sümsük erkek aldatılır

johann wolfrang stock johann wolfrang stock
aldatıldım. sümsük bir erkek olduğumu da düşünmüyorum.

ilişkim 5 yıl sürdü, bu sürenin 3 yıla yakını birlikte yaşayarak geçti. gayet mutlu olduğumuzu da düşünüyordum. artık aileler tanışmış epey samimi olunmuştu. hatta beni aldatan şahsın hiç erkek kardeşi falan da yoktu ve babası "ben seni oğlum gibi görüyorum" diyordu. öyleydim de hani ne zaman bir sıkıntı olsa, bir ihtiyaçları olsa elimden geleni de yapardım. evlilik kararı alındı artık tek sorun askere gidip aradan çıkarmak. ne yapalım el mahkum gideceğiz dedik ve bir anda işi gücü bırakıp 12 aylık askerlik serüvenime başladım. ne yalan söyleyeyim bedelli çıkar parayı yatırır kurtulurum diyordum ama beklemedim. 10 ay bir şekilde inişli çıkışlı geçti son iki ay kala olmadık yerlerde sorunlar çıkardı. babası bir alkol firmasında muhasebeciydi bazen alkolü kaçırır evde sorunlar olurdu. dedim ki öyle bişeydir de bana söylemiyor askerde üzülmeyeyim diye. ne kadar da naif biriyim aq!

hiç yapmam sosyal medya kontrolleri falan. ama sevdiğimin canını sıkan şeyi bulmam lazım... açtım baktım hacı yalan yok. herkese gizlediği bir klasörde bir arkadaşının kocasıyla çektiği samimi fotoları gördüm. gittim bölük astsubayının yanına "beni gönder" diyip masasına koydum telefonu. bölük çavuşu olmamdan kaynaklı sohbet edecek çok zamanımız olurdu, yani kızı artık epey tanıyordu zafer başçavuş. adamın ağzı açık kaldı "lan bu senin kız değil mi" diye sormasıyla bende sonrası yok. revirde uyandım bayılmışım.

ben baygınken annemi aramış komutan annem de yalvar yakar şekilde beni göndermemelerini istemiş. adam başıma son iki ay nöbetçi dikti de kaçmayayım diye.

daha uzar da uzar. anlatacak çok şey var ama kısaca söylemem gereken şey şudur:

kendisini seven insana zerre saygısı olmayan aşağılık insan eylemidir aldatmak. ayrılmak gibi bir şeyin yükünü sırtlanmak istemeyen sorumsuz birey işidir.
21

instela yazarlarının itirafları

aklınıpeynirekmekleyiyenkarpuz aklınıpeynirekmekleyiyenkarpuz
bir pencere insanı ne kadar mutsuz edebilir?

dedem hariç hiç aile büyüğüm olmadı benim, dedem 4 çocuk ve 8 torunu sahip bu arada. zamanında annemin babamla evlenmesini hiç istememiş. sanırım bizi de pek sevmedi bu yüzden abimle.. çocukken bayramlarda yanına giderdim çünkü öyle görmüştüm televizyondan büyüklerin eli öpülürdü ya hani bayramlarda.. hep diğer kuzenime harçlık verir beni savuşturmaya çalışır birlikte harcayın derdi.. tüm torunlarını o büyüttü nerdeyse bense 8 yaşında üstüne kapı kilitlenen bir evde, yalnız başıma büyüdüm hem de bilmediğim bir yerde.. lafın kısası üzerinde hakkı pek olmayan tek torunu ben ve abimiz..

bu yıl iyice yaşlandı artık, tek başına hareket edememeye başladı. evinin üst katında dayımlar kalıyor bu yüzden onlar ilgileniyorlar.. dayımın ilgilenme nedeni aslında biraz da bakım için aldığı para, işin büyük kısmı yengeme kaldığı için sürekli söyleniyor.. kızları desen ara sıra yemek götürürler hatta birisi ben ilgilenmem tiksinirim bile diyen bir tip.. ara sıra yanına gidiyorum bende, gitmediğim zaman anneme soruyor sürekli..
dün aldım yemeğini yanıma gittim.. yatağının hemen yanındaki pencereden dışarıyı izliyor.. geçen geldiğimde de böyleydi napiyor ki diye düşünüyorum ilk önce. . sonra hem yemeğini koyup hem konuşmaya başlıyorum. .
penceresi şu bu arada



konuşmayı çok sever sözlük bende bunu bildiğimden konuşmasını gülümseyerek dinliyorum.. sonra bana birinden bahsediyor.. şuraya bir yatak yapsak burda kalsa diyor.. şaşırmış gibi yaparak birde konuşmaya çalışarak 'kim o?' diyorum.. pencerede duran aynaya bakıyor. . bak diyor bu o.. benimle konuşuyor, ne zaman ona gülsem bana gülüyor.. benim gibi sakalları biraz uzamış ama diyor.. devamındaki saniyeler geçmiyor.. o zaman anlıyorum neden hep pencereye dönük yüzü. tek odada üzerine kapı kilitlenerek tek başına öylece oturuyor.. o küçücük pencereden yoldan geçen birisi olursa onu izliyor, kendi sesini bile unutuyor belki.. sonra titreyen ellerine bakıyorum, yemeğini yediriyorum adeta bir çocuğa duyulan şefkatle..
sonra yastığının altına sakladığı eski fotoğrafları gösteriyor bana..



kendini bile unutuyor ama geçmişini bırakamıyor..
fotoğraflarına bakıyorum, içlerinde torunlarının fotoğrafları var, tek tek seviyor ben ve abim hariç.. ha bir ara abimi sormuştu şimdi yalan yok, sonuçta bu da birsey..

o fotoğraflara bakarken içimden yine yıllardır ettiğim duayı geçiriyorum.. umarım diyorum ilerde aileme karşı vicdanım kararmaz.. ne anneme ne babama ne de evlenirsem eşimin ailesine karşı tıpkı dedeme duyduğum şefkatten daha fazlasını duyarım..
umarım hiçbir zaman bir insanı, bir pencereye mahkum etmem..

bir pencere insanı ne kadar mutsuz edebilir ben bugün öğrendim..

ünlü biriyle ilişki yaşamış sözlük yazarları

en tipsiz ördek yavrusu en tipsiz ördek yavrusu
benim değil bir arkadaşımın ilişkisi oldu o sayılır mı?

lüks bir özel hastanede staj yapıyoruz, çok tatlı bir kız var laboratuvar da, 16 yaşlarında o da staj yapıyor.
kan alma yerine gitti, o gün.
cemil ipekçi geldi. bu kızımızda cemil bey hoş geldiniz dedi. ya hay demez olaydı!

ortalık karıştı, cemil ipekçi ortalığın anasını sikiyor ama nasıl sikiyor,
-sen bana sevgilimin yanında nasıl bey dersin!
- ben bey miyim?
- hepinizi şikayet edeceğim!
oturdu merdivenlere kalkmıyor. laboratuvardaki mikrobiyoloji uzmanı doktor yarım saatte zor sakinleştirdi. tüm hastaneyi ayağı kaldırdı.

neyse ortalık yatıştı, cemil bey :) gitti!
kız ağlıyor, mikrobiyoloji uzmanına sordu.
- hocam ben neyi yanlış yaptım, ne diyecektim, çok özür dilerim.
mikrobiyoloji uzmanı:
ibne cemil diyecektin, ya bu ibne ne zaman gelse bir olay çıkıyor bıktım usandım.

ulan daha gülüyorum. ibne cemil :))
7

evlilik

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
çok tuhaf bi dengesi var bu evliliğin.

kavga ederken nefret ettiğin adamın gömleğini ütülüyorsun, iletişimi kessen de bir sürü şeyi yapmaya devam ediyorsun aç kalmasın vs vs diye.. oysa kavga ettiğin yakın arkadaşının yüzüne bakmazsın mesela.

evlilik katlanmaktır aslında en çok.. bunun başka açıklaması olamaz.

17 kasım 2018 izmir zirvesi

the red queen the red queen
bir toplanıp iki kelam edelim.

mekan olarak porsuk bar veya sardunya güzel olur sanki. ben canlı müzik tercih ederim, o yüzden bana göre porsuk bar daha iyi ama sessiz bir mekan olsun derseniz sardunya' ya gideriz.

1 ay önceden açtım başlığı yine, duymayan kalmasın. katılmak isteyen herkes hoşgelir.

katılımcı listesi şu şekilde şu an,
-tanrım sana geliyorum
-typokiller kesköse
-the red queen
-kamplumbağadan hızlı tavşandan yavaş hümanist
-ozzz2110
-volvoxx
-farc
-kurbagadakikafa
-yok artık daha neler
-küçükharfleyazılanherşeyyanlıştır
-smarthematician
-brsmsl
-laklak
12

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

simurga iki çift lafım varr simurga iki çift lafım varr
oscar wilde' ın bir öyküsünde:

" adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.
dönüşünde sorarlarmış:
- ne gördün?
- dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
döndüğünde yine sormuşlar:
- ne gördün?
- hiç demiş... hiç bir şey...

haldun taner:
" bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı hiçbir şey yoktur. " derken ne kadar da deniz kenarındaki adam imiş oysa.

çocukluktan akılda kalan kitap

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
kitabın adını hatırlayamıyorum.

bir kız vardı, annesi günlüklerini okuyordu. kız da günlüğüne "sen bir cadısın ve benim günlüğümü okuyorsun çünkü beni kıskanıyorsun" gibi cümleler yazmıştı. annesi okumuş ve çaktırmamıştı ve bir daha günlüğünü okumamıştı.

o dönem ben de annemin benim günlüğümü okuduğundan şüphelendiğim için, ben de aynı yöntemi uyguladım.

unuttuğum tek şey, türk anneleri ve yabancı anneler farkıydı.

annem kim kimi kıskanıyormuş ha diyip, günlüğümü parçalamış ve bana da bir tokat atmıştı.

hayat kitaplardaki gibi değilmiş, o an bunu anladım.

iflas etmenin yolları

kareondokuz kareondokuz
buyrun size başımdan geçen bir olayı anlatayım ve bu olayda bir insanın nasıl iflas ettiğini yazayım.

sarıyer'in işlek ana caddesinde taş çatlasın 20 metrekare erkek giyim firması. 20 tane mont, 30 gömlek, t shirt, kot pantolon, şapka gibi ürünler var. seneler önce bu firmadan mont almıştım. gerçekten severek giyindim. seneler sonra aklıma geldi. dedim şu firmaya bir uğrayıp bakayım. aylardan da kasım başı. içeri girip hayırlı işler dedim. adam aynı adam. tepeye astığı montlardan birini işaret ederek bakabilir miyim dedim. alıcan mı dedi. indirirseniz bakıcam dedim. tekrar alıcan mı dedi. bir an beynimi süzgeçten geçirdim. hatalı bir ifade mi kullandım diye. sonra bir şey demeden çıktım oradan. aradan 3 ay ya geçti ya geçmedi. adam kapatıp gitmiş.

işte iflas böyle oluyor.

instela yazarlarının itirafları

denizin köpüğü denizin köpüğü
-yol veren bir şoföre denk geldiğimde hem başımla teşekkür işareti mi artık minnetarım işareti mi bilmem ondan yapıyorum, hem elle selamlıyorum hem de koşuyormuş gibi bir takım hareketler yapıyorum.
-bana 2 kuruş para üstü vermesi gerekirken 5 kuruş para üstü veren kasiyere aaa, lütfen deyip 5 kuruşu bırakıyorum. bir sürü gülücük suratımda.
-minibüste bana yer veren şahsı psikopat gibi gözlemleyip içimden bir an önce yer bulsun, otursun diye dua edip gözlemlerken, eğer dikildiği koltuğun başına biri hamle yapıp ondan önce oturmuşsa o tanımadığım kişiyi içimden bir güzel kalaylıyorum.
-bana iki lokma getirmiş bir komşunun tabağını, günlerce ne versem diye düşünüp tutarken bir dünya para verip en güzel pastayı alıyor ve yarısını kesip tabağa sığdırmaya çalışarak geri gönderiyorum.
-biri bana bir sır verdiğinde ben ona iki sır veriyorum ki bana olan güveni devam etsin ve birilerine söylerim sanıp, korkmasın diye.
-neyse "bir ben vardır bende benden içeri"
6

instela yazarlarının itirafları

penthesileia penthesileia
28 yaşındayım, o günün üzerinden tam 15 yıl geçti. araya bir ton şey sıkıştırdım. alkolizme bulaştım, aşık oldum, düştüm, henüz kalkamadan bir daha kapaklandım yere, hatalar yaptım, hayata dokundum, aidiyet duygumu kaybettim, gamzelerinin kenarında bir yer buldum, inandım, reddettim, öfke komalarına girdim, sevdiğim işi yaptım, nefret ettiğim dönemlerde yaşadım. yalnız yaşadım, yalnız yaşıyorum, yalnız gülüp yalnız ağlıyorum, bundan garip bir haz alıyorum. kendimi "ben" haline getirmem de bu süre zarfı kadar. şimdi birileri çıkmış; " kafanı temize çekeceğiz" diyor.

kafam temize çekildikten sonra kim olacağım ben? o kaos olmadan, ne ile savaşacağım?

saç dökülmesi

klavyenintuşlarınabelirlibirsıraylabasılmıştır klavyenintuşlarınabelirlibirsıraylabasılmıştır
en kötü yanı şüphesiz ki herkesin saçın hakkında konuşmaya başlaması. "saçların dökülmüş", "saçların dökülüyo", "oo açılmış senin alnın" yok "tepesi açılmış". amına kodumu hadsiz köpekleri ya. sana ne be siktiğim, ben dert etmiyorum senin kadar. kaldı ki ben bunu fark etmemiş olabilir miyim?
nerdeyse tanımadığım, yolda denk geldiğim adam bile "bilader saçın dökülüyo bak haberin olsun" diyecek. eyvallah. şu anda mı dökülüyo yani anlamadım, üstüne başına sıçrayacak diye mi korkuyosun anlamadım.

sözlük yazarlarının ruh hali

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
çok yakın bir arkadaşım kanser. durumu da ağır epeyce. kemoterapi sonrası iyileştiği o 3 günlük süreçte yanına gittim, güldük ağladık beraber..

totemlere çok inanır. her şeyi onlara bağlar.. bana bir çiçek ekti, bu kurursa ben iyileşmeyeceğim demektir ama tutarsa kesin iyileşeceğim dedi.

eve gelir gelmez netten bakındım, yerini ayarladım, güneş ışığını ölçtüm, suyunu verdim ama çiçek öldü :(.

bugün gidip aynısını aldım ve aynı nizamda diktim, fazla gibi olan yapraklarını çaktırmadan kopardım, diğerinin aynısı olsun diye kondurdum işte yeniden aynı saksıya.

sordu bana çiçek ne durumda doğru söyle bak diye cevabına hazırım ben dedi.
kızımmm dal bile verdi çiçek, boyu 1 cm uzamıştır sanırım dedim, fotosunu attım ona. delirdi sevinçten. her şey çok güzel olacak dedim.

o totemler yalan dimi ya, olmaz öyle şey dimi, tesadüftür dimi, lütfen evet diyin yoksa çıldıracağım ben.