lö şuhane

atlar ve yeşiller atlar ve yeşiller
facebook,instagram vs türevlerini kullanmıyorum bu leşliklerden uzak kalayım diye.böyle mecraların da amına koyulmasına müsade edilmesi karşısında şuraya bir yere kusuyorum.

abi sözlük gibi yazılı bir yerde,ki sen itü serverlarından çıkma bir sözlüksün sayın amına koduğumunun kod parçası,zorunda mıyım? o zaman git dersin yüzsüzce tabi,sayıca eşit değiliz,sen de haklısın.kendi çapında haklısın ama.
işbu entryi artık yönetimin sırf tık alacağım diye içinde bulunduğu vurdumduymazlık için yazılmıştır.sözlük mükemmel olur da bir tane de böyle bir durum olur gene anlarım,normal yazı çıkmıyor artık.ayhh,haftaya gene mallık yapıp hesabıma girerim sırf eski tayfadan yazarlar için.
1

sevilen kötü karakterler

loss loss
erol taş.




aslında bir karakter var. ve gerçekten bir "karakter". kendi ifadesiyle 800 filmin 750 sinde kötü rolde kendine yer bulmuş bir karakter. 25 eylül 1965 tarihinde ses dergisi'ne özel hayatıyla ilgili verdiği bir röportaja aşağıda yer vermeye çalıştım. okumanızı tavsiye ederim.

"birlikte kahveden iki sokak ilerde olan, "şadırvan çıkmazı"ndaki erol taş'ın evine doğru yürüyorduk. işte o zaman erol taş birdenbire durdu. üstü başı kir-pas içinde, durmadan ağlayan bir çocuğa gözü ilişmişti. "neden ağlıyorsun yavrum?" derken çocuğun kirli yanaklarını iri elleri ile okşuyordu. erol taş çocukları eskiden de severdi. fakat o kara gününden sonra, bütün çocuklar onun kendi öz çocuğu olmuştu sanki… evin kapısından içeri girdiğimizde, çocuk sesleri kulaklarımızı doldurdu… erol, "çocuklar daha hiç bir şey bilmiyorlar. annelerini hastanede sanıyorlar." dedi. erol taş'ın üç çocuğu var: güler, gönül ve metin. güler ile gönül 6 yaşında ikiz kardeş. bu yıl okula başladılar. metin ise 3 yaşının içinde. çocuklar babalarını görünce sevindiler. fakat, bizleri tanıyamamışlardı. erol taş "bir dakika, benim çamaşır suyu kaynamış olmalı." diyerek yanımızdan ayrıldı.

18 ağustos 1965, erol taş için unutamayacağı kara günlerden biri olmuştu. vakit akşam üzeri… odadan çıkan hemşire, hastane koridorlarında dolaşan adama başıyla işaret ediyor "erol bey gelir misiniz?" erol taş odadan içeri giriyor. uzun seneler aynı yastığa baş koyduğu karısı, kurtulamadığı amansız hastalığın pençesinde hayata gözlerini kapıyor… ve artık erol, çocuklarının hem babası, hem de annesi oluyor. "baba karnım acıktı" küçük metin ağlamaya başlamıştı. "baba karnım acıktı." diye sesini duyurmaya çalışıyordu. erol taş bir taraftan masayı hazırlarken, "çamaşır ve banyo günleri hep böyle oluyor. yemek saati gecikiyor." diyordu. masa hazırdı. çocuklar masanın etrafında yerlerini aldılar. erol çocukların tabaklarını hazırladı. hep beraber oturup yemeye koyuldular. gönül: "babacığım makarna çok güzel olmuş. hep bize bundan pişir emi?" diyordu. erol da "her gün makarna olur mu kızım. sonra bıkarsın. bugün kolayıma geldi. onun için makarna pişirdim." diyordu.

yemekten kalktılar. erol çabucak bulaşıkları yıkadı. "hadi bakalım şimdi uykuya." dedi. çocuklar, önce nazlandılar. fakat erol kalktıkları zaman onları otomobille çocuk bahçesine götürmeyi vaat edince itiraz etmediler.

erol taş'ın çamaşır yıkaması da uzun sürmedi. bir taraftan yıkadığı çamaşırları sıkarken, "ben de kirlilerin çok fazla olduğunu sanıyordum." diyordu. bu arada öğlen uykusundan uyanan metin'in sesi duyuldu. gönül ve güler de uyanmışlardı. artık parktaki çocuk bahçesine gidebilirlerdi. dört kişilik "taş" ailesi mercedes arabalarındaki yerlerini aldılar. ve çocuklar gözlerini açıp kapayıncaya kadar kendilerini gülhane parkı'nda buldular. önce hayvanat bahçesi gezildi, sonra çocuk bahçesindeki salıncakta sallandılar, kaydılar, eğlendiler, eğlendiler…
dalgın adam taş duvarın önündeki ağlayan çocuğa üzülen erol, çocuklarının yanında daima neşeli olmaya çalışıyordu bugüne kadar çeşitli yarışmalarda 7 defa mükafatalmıştı. ve en iyi karakter oyuncusu olarak gösteriliyordu… fakat onun şöhretle parada pulda gözü yoktu… çocuklarından başka hiç bir şeye aldırış etmiyordu. zaman zaman boşluğa dalan gözlerinde üzüntü bulutlarını görmek mümkündü."














1

sığır instela yazarları

sondanikinciosmanli sondanikinciosmanli
(bkz:akayzers )
ulan ne zamandır yazmayayım diyorum ama dayanamadım. yazıp bi 5 kilo vereyim müsaadenizle.

her entryde ya kendini, ya kendi seks hayatını, ya kendi cinsel organını övüyorsun, elin şeyini görmediği için kendi şeyini piyade tüfeği sanmanın nırvasındasın. anladık a.k. her boku sen yedin en lacivert sen sıçıyorsun, bütün kadınlar senin peşinde, kendini bunlara inandırmana respect im var, ciddi psikozlar yaşıyorsun belli ki bi şekilde bilinç altinda kendini kabul ettirme çaban var, bu yüzden garip hareketler sergiliyorsun hint şebeği gibi, ama inan ilgi çekmekten çok insanlar "vah vah, yazık lan" diyorlar girilerini okurken.
kaldı ki o paylaştığın entry e eksi basanlardan biri benim, ama bu üslup nedir ya? leblebi kadar beynini bu kadar ciddiye alıp insanların fikirlerini bu kadar fütursuzca eleştirebilmene neden olan egonun kafatasında oluşturduğu vasıfsız boşluğa sokayım.

bu vesile ile tüm sığırlardan özür dilerim.
7

öldürülmesine üzülmediğim kadın tipi

kağıttan kule kağıttan kule
kadinin oldurulme kriterleri belirlenmeye baslamis bakiyorum. yok mu citayi yukselten. sevgilisine mi kacti, kocasini mi aldatti, iyi yemek yapmadı mi, sizinle sevismek istemedi mi, feminist miymis? nasil insanlarsiniz ya. konu uzulmekse soyleyim siz olseniz bile uzulurum.
edit: hayatlariniza girecek kadinlar icin cok uzuluyorum ayrica. yok sayilacak hep mutsuz olacak kadinlar icin

kadın erkek arkadaşlığı

birfincancay birfincancay
konuyla ilgili yazılanlara şöyle bir göz gezdirirseniz, birçok "kadın ezen" kadına ve "friendzone'a çekilmiş" erkeğe rastlamanız mümkün. ibretle okuyorum.

"yeaaa sabahlara kadar konuşuyoruz, geçen sene -gel sana ihtiyacım var- dedim hemen atladı otobüse geldi, bence birbirimize kafa olarak (kafa olarak?) çok uyuyoruz, biliyorum ki hayatım boyunca hep yanımda olacak tek insan. bir kız arkadaşı olsa bile bu yakınlığı yakalayamaz. ama asla aramızda farklı bişey yok, yanlış anlaşılmasın lütfen!!!"

ablacım farklı bir şey yoksa senin sayende yok. sen sordun mu adama,"can dostum acaba şöyle bir boynumu koklasan mı, ne dersin?" diye? bir sor bakalım o zaman kaç km aşacak... yapmayın. etmeyin.

etmeyin...
6

kadın dayanışması

thomas shelby thomas shelby
nerde okumuştum hatırlamıyorum. sözlüklerden birindeydi sanırım. şöyle bir şey yazılmıştı, hatırladığım kadarıyla:

"bir kadın ağladığında, tüm kadınlar onun arkadaşı olurlar. ona üzüldükleri için değil, hikayeyi merak ettikleri için."

günümüz ilişkileri düşünülünce, gerçekten dayanışma içerisinde olan kadın sayısı çok az ve yine biz kadınlar açısından çok üzücü.
5