sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

zirabenisizdelirttiniz zirabenisizdelirttiniz
bunu söylemekten çekinmeyeceğim, şişman yahut kilolu diye nitelendirebileceğiniz bir kadınım. boyum ortalamanın dört beş santim üstünde, kilom ikili hanelerde ama yine de kiloluyum yani bunun farkındayım. ve bakın ne oluyor, konuyla hiç bir alakası olmayan ikili tartışmalarda, ki mesela buzdolabının paylaşımı bir kavga konusu olmamalı bence, ama oluyor, insanların beni " aşağılamak " için seçtikleri ilk yer de fiziğim oluyor genelde. yani güzellik göreceli bir kavramdır çok klişe bir laf ama bir insanın uzun, kısa ,şişman, zayıf, çirkin olması haklı olduğu gerçeğini değiştirmez ki. yani sene 2019, bunu algılamak için kaç yıl daha geçmesi gerekiyor? neyse uzatmak istemiyorum, bir miktar kızgınım, bir miktar da kendime kızgınım insanların eline böyle bir koz verdiğim için ama biliyorum ki yirmi-otuz kilo verip yok olsam bile koz olarak kullanacak başka bir şey mutlaka bulurlar. galiba sadece şey konusunda kendime kırgınım aslında, asla umursanmaması gereken, aşağılık sıfatından başka bir şey hak etmeyen, hayatımda duygusal yer kaplamayan insanların duygu durumuma bu kadar etki etmesine izin veriyorum. bunu yapmayı bırakabilirsem çok daha huzurlu olacağım.
edit: iyi geceler, çok mesaj gelmiş yeni görebildim, öncelikle büyük bir kısmınız çok nazik mesajlar atmış çok teşekkür ederim, göz zevklerini bozduğumu iddia eden bir kaç arkadaş olmuş öte yandan. onlar da kusura bakmasınlar bir süre daha göz zevklerini bozmak durumunda kalacağım artık.

komşu

pink flamingo pink flamingo
öğrenciyken gaziantepli bir karşı komşum vardı. beş çocuklu kalabalık bir aile olmalarına rağmen bana "sen öğrencisin alışverişe çıkarsın çıkamazsın, istersin isteyemezsin diye bak araya sebzeliğimi koydum, dilediğince kullan ve sakın kullanabilir miyim diye sorma" demişti. sebzelikte de patates, soğan, sarımsak arada da mevsimine göre meyve bulunurdu. sağ olsun hiçbir günü de boş geçmezdi, o kuru dolmaları, içli köfteleri unutmam mümkün değil. komşu dendiğinde aklıma hep kendisi gelir.
şimdilerde durmadan "bu köpek havlıyor" diye şikayet eden melik bey de geliyor aklıma ama savuşturmayı tercih ediyorum. fazla kayahan dinlemiş yazık o da işte.

kalbi kırılmış bir kadının yapabilecekleri

ay zeytin gece ay zeytin gece
reçel kaynatmak. evet.

üstelik moduma göre reçel konseptim bile var.

kızgınsam, vişne. çünkü kızdığım insanın boğazını sıkar gibi o çivitleri çıkardığımı hayal ediyorum.
kırgınsam; incir, ayva, çilek. burada seçici değilim. dikkatim dağılsın yeter.
mutluysam, kayısı. oohh mis gibi.

az reçel de taşırmadım. bir süt bir reçel zaten.



15

yalnızlık

nyks nemesis nyks nemesis
kimi zaman kendine tahammül edebilme becerisidir ve tercihtir. bu beceriye sahip olmayanlar tek başına bir yere gidemez mesela illa yanında birini ister. kitap okuma alışkanlığı bile doğrudan bunla ilişkilidir. kendine tahammül edemeyen biri oturup kitap da okuyamaz çünkü. yalnızlığın bu boyutunu öğrenmek faydalı. yanınızda kimse olmadığında, tek başınıza da hayatta kalmanıza ve devam edebilmenize olanak sağlar. ha, zorunluluktan dolayı yalnız kalıyorsanız o başka. beceriksizliğinizin nedenlerini siz benden daha iyi biliyorsunuz.

zor günlerden geçenlerin bildiği en iyi şey

tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
bu yaşıma kadar zor günler yaşadığım çok zaman oldu. hayatın birçok alanında, herkes gibi, sınavlar yaşadım. hayata küstüğüm, yeni bir güne uyanacak mecalimin olmadığı zamanlar da oldu, dibi de gördüm ve bunların üstesinden bir şekilde geldim.

ama bu zor zamanlarda öğrendiğim değerli çok şey oldu. bunlardan biri şu; bu hayatta her zaman daha kötüsü var arkadaşlar. "daha kötü ne olabilir ki?" dediğiniz anda daha da kötüsü beliriveriyor hayatınızda. aksini görmedim. beterin beteri var dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

bir diğeri; sizin yaşadığınız zor günler yalnızca sizin değil, çevrenizdeki insanların da sınavı oluyor. siz bu sınavı bir şekilde geçiyorsunuz ama en yakınınız sizin sınavınızdan kalıyor. insanları zor zamanlarda öyle güzel tanıyorsunuz ki yıllarınızı geçirdiğiniz insanların en saf hallerini, iyi/kötü yanlarını birkaç gün içinde görebiliyorsunuz. en uzak insan en yakın, en yakınınız bir anda en uzak insan oluyor. beklenmedik anlarda öyle iyilikler, beklemediğiniz insanlardan öyle kötülükler görüyorsunuz ki dünyanız tepetaklak oluyor. bu zamanlarda her şeye hazırlıklı olmanız gerekiyor.

bu zor zamanlar, kendinizi tanımanız, tepkilerinizi ölçmeniz, hayatınızdan insanlar elemeniz, kendinize olan güveninizi kazanıp kazanamayacağınızı anlamanız açısından değerli zamanlar esasında.

belki en acılı gününüzde değil ama etkisinin nispeten daha az olduğu günlerde biraz gözlem yapmaya çalışın. inanın yıllarca göremediğiniz, anlamlandıramadığınız şeyleri görecek ve anlayacaksınız. aynı zamanda kendinizi de tanıyacak ve gelecek zorluklara karşı daha güçlü bir duruş sergileyebileceksiniz.

bade işcil

laleli esnafı laleli esnafı
"oyunculuk becerisi" meselesinden önce birkaç şey söyleyeyim;

söylediklerinde garip hiçbir yan olmayan dizi oyuncusu. yıllardır bu işi yapan ve muhtemelen şimdiye kadar kendisinin kazandığının yarısını bile kazanamamış birisi olarak diyebilirim ki; evet, tipi fakir kadını oynamaya müsait değil. müsait hale getirilemez mi? getirilebilir. ama buna gerek yok. ona da uygun olanı var çünkü.

profesyonel anlamda casting dediğimiz hadise böyle bir şey zaten arkadaşlar. kaş, göz, ağız, burun, dudak, gülüş, surat yapısı, fizik, kalça-göğüs ölçüleri, yüzünün kemikli olup olmayışı vs... hepsini içeriyor.

ve o iş sadece oyunculukla olmuyor. "ama oyunculuğuyla verecek o fakir kadını" diye konuşarak da olmuyor. herkesten maksimum faydayı alabilmek, fiziksel görüntü ve oyunculuk mahareti harmanlanabildiğinde mümkün oluyor her zaman. mesela deniz çakır çok iyi bir oyuncudur. hele tiyatroda, dizilerdeki halinden çok daha iyidir. ailenin saf salak kızını da çok iyi oynar. ama onun için en uygunu dominant, fettan, uyanık vs... karakterlerdir. tam oturur kendisine çünkü. ve bazı insanlar bazı rollerde çok avantajlıdır bu tip sebeplerle.

şimdi gelelim diğer meseleye. tüm bunlardan bağımsız olarak derseniz ki; zengin yahut fakir kadını oynamak, onca becerikli oyuncu dururken bade işçil'e mi kaldı? evet, aslında kalmadı. çünkü iyi bir oyuncu değil. adını sanını bilmediğiniz ve boşta gezen öyle tiyatro oyuncuları var ki fotoğrafları bile bade işçil'den, çağatay ulusoy'dan daha iyi oynar. ama bu işler artık böyle yürüyor maalesef. pazarlamayla yürüyor. medyatiklikle yürüyor. ilişkilerle yürüyor. (çok sosyalist geçinen, halk adamı takılan ama oyuncu seçmesine 200 kişi çağırıp sonra o kalabalığın en kötüsünü, sırf kuzeni olduğu için oyuna aldıran adamlar gördü bu gözler)

ve sadece dizilerde değil artık tiyatrolarda bile medyatik ismi olan, afişte adı yazdığında seyirci çekme potansiyeli yüksek olan insanlar tercih edilmeye başlanıyor. nitelikli tiyatrolar bile daha fazla kazanmak için bu yola başvuruyor. bakın, serdar biliş gibi bir insanın yönettiği, beyhan murphy gibi bir insanın koreografisini yaptığı alice müzikalinde kimler var. kabul etsek de etmesek de sistem böyle işliyor artık.

istanbul'un neredeyse yirmi milyona varacak güncel nüfusu içinde düzenli tiyatro seyircisi yirmi bin bile değil arkadaşlar. ( fırsat sitelerinde yarı fiyatına bilet alanları çıkarsak durum çok daha vahim ) avrupa'daki çeşitli ülkelerde ayakta alkışlandıktan sonra burada seyirci bulamadığı için 10 kere oynanmadan kalkan oyunlar bilirim. çok yetenekli insanlardan ziyade pazar magazininde gördüğü insanları izlemeyi seçen bu kitlenin ve bu kitlenin önüne sanat diye pespayelikleri süren, zamanla onların zevklerini belirlemeye başlayan yavşakların doğurduğudur bu sistem. suç bade işçil'de değil. yanlış yerde arıyorsunuz.

insan alışır mı değişir mi

katia katia
schopenhauer'e göre ''insan değişmez.'' dir.

lakin "değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." der herakleitos

ve camus'a göreyse: "insan eninde sonunda, her şeye zamanla alışır." derken

"insan iyileşir mi? hayır sadece değişir." der georges perec

"yaşamak, alışmalardan sonra alıştığın her şeyle savaşmaktır." der afşar timuçin de...

insan önce alışır. sonra alışınca kabullenir. daha sonra kabullenince de değişir.
hepsi birer süreçtir. zira yaşamak kendini bulma sürecidir, ve değişmeden bulunamaz..
21

sosyal çevrenin olmaması

beneğinikaybedenuğurböceği beneğinikaybedenuğurböceği

.
şunu baştan bi söyliyeyim, sosyal yaşamak hayatın içinde olmak farklı, çevre edinmek farklı. peki herkesin sosyal çevresinin olması gereklimi? daha doğrusu insanları seçen, onlardan uzak duran anti sosyal olarakmı algılanmalı? cevap veriyorum. mutlu olduğunuz herneyse hayatınızı, yaşantınızı etkilemediği sürece asla sorun değildir. aslında biraz düşününce bizi hasta eden şeylerin başında fazla gereksiz insanlarla muhatap olmak gelir. çünkü herkesin birilerine tahammül eşiği o kadar esnek değil. hele tahammül yada tolare etmek zorunda bile değil. o yüzden insan ilişkilerinde her zaman mesafeyi korumak, seçici olmak, sınırlarını çizmek önemli.

edit: bahsettiğim antisosyal yada asosyal kişilikler değil. ikisi birbiririnden farklı, bu iki yazdığım, yukardaki konudan da farklı.

tanzim satış çadırı

dumrul dumrul
havuz piçlerinden hizmet pardon hikmet genç onlar iphone kuyruğuna giriyor millet sebze kuyruğuna diye yazı yazmış. bütün ak troller de bunu paylaşıyor. sınıfsal şey yapacaklar güya... lan oğlum diyelim ki haklısınız. insan dönüp bir götüne bakar değil mi; açıkta kaldı mı diye...

bak muhaliflerin çarkı dönüyor. seninki niye dönmüyor malın evladı? sen niye açsın? 17 senedir tek başına iktidarda olan herifler beni kalkındırırken seni niye aç bırakmış? koyun dediler koyduk derken çok heyecanlıydın, sen şimdi kime koymuş oldun koyun boku?

bu arada yine bütün ak kafalar marketçi teröründen bahsediyor ama bu marketlerin kimlere ait olduğunu hiç söylemiyorlar. kime ait lan bu şok? migros kime ait? a101 kime ait? bim kimin bim?




çobanbaşı koyunlarını otlata dursun ben size bazı ipuçları vereyim.

bak migros'un sahibi şu:




şok şunun:




bim'in ortağı çok ama en iri başı şu:




kendisi tıpkı ahmet davutoğlu gibi ülkerler ile dünürdür.

a101 de öndeki keltoşun:




bu dördünün ortak özelliği çoban başına çok yakın olmaları. bunlardan biri zaten fetöcü ülker. ikisi ile ülker ailesi akrabalık bağı kurmuş durumda. geriye kalan bi özilhan var o da fetöcü sabri ülker piçinin çırağı... hepsi de dinci maşallah. ne kadar enteresan...


6

twitter

azureel azureel
çok aktif kullanmıyorum... diyeceğim de 10k tivitim var lol. takipçi sayım ise... sıkı durun tam 77. kendi kendime konuşuyorum. konuş deli.

burası da öyle değil mi? kimse okumuyor yine de yazıyorum. şaka maka burada da 10k giri olmuş. olmuş da ne olmuş? neyse; üşendim yanıtlamaya. gidem de çay dökem kendime.