sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

revoluce revoluce
berbat günler geçiriyorum...
katkısı olanların hepsinin sıfatı gözlerimde. bir ara stresten öleceğimi düşündüm. kalp ritmim, nefes alışım değişti resmen. bu ruh halinin akabinde toplantıya giderken ve iğrenç bir yolda yürürken gözlerim yol kenarındaki yabani otlara ve aralarındaki çiçeklere takıldı. koşturmaktan ruhumun bedenime yetişemediği bir andı. durdum. çiçeklere baktım. o kadar güzellerdi ki. pembe, lila, turuncu, sarı beyaz... sanki mucize gibi geldi. rengarenk bir kelebek, biraz ileride beyaz bir kelebek... bu boktan şehir bana küçücük de olsa güzel yüzünü gösterdi ya.. ben mucizelere inanmaya devam edeceğim. eve gelince boynuma masaj yapan kedi çocuğum, toplantımın nasıl geçtiğini merak eden can dostum, kız kardeşim, annemin sesi ve spora gitmek o kadar iyi geldi ki... hayat dört bir koldan saldırıyor nedenini anlamadığım bir şekilde. bugün enerjimi arttıran herkes ve her şey için minnettarım. hayal kırıklıkları şimdilik şu kenarda dursun, en azından bu gece az da olsa huzurun tadını çıkarmak istiyorum.
4

instela itü sözlük olsun kampanyası

pantor pantor
tutan bir formatın ismini değiştirmek mantıklı bir şey olsaydı, ilk olarak ekşisözlük ismini değiştirirdi. ama onlar, öyle bir hataya düşmedi. hala eski formatını korumanın derdinde. bi ara 'debe' diye bir şey getirdiler. debe'nin sözlüğe zarar verdiğini görünce kaldırdılar tekrardan.

o yüzden zararın neresinden dönersek kardır. instela ne amk. buranın ismi itüsözlüktür.

internette kimlik hırsızlığı

radiance radiance
esasında kitaplarımızda yazdık bu mevzuyu. lakin kısaca bahsedeyim.

şimdi malum, instela'sından instagram'ına "fake" olaran andığımız vatandaşlar her yerde. profesyonelleşmiş fake'ler genellikle seçtikleri bir kişinin bütün hayatını çalarak yaşıyorlar. işte profil fotoğraflarından tutun gündelik fotoğraflarına kadar. böylece kendilerine yeni bir kimlik oluşturuyorlar. canı isterse sitedeki hukukçu arkadaşlarımız konuyla ilgili daha etraflıca bilgi verebilir lakin bu mevzunun suç olduğunu bildirmek isterim.

nasıl suç peki?
evvela spesifik bir kişiye ait envanterin kopyalanarak farklı isim / kullanıcı adı altında kullanılması doğal olarak içerik sahibi kişiye yönelik işlenmiş bir suç isnat ediyor.

ikinci olarak ise bu içerikleri kopyalayarak kendisini farklı bir birey olarak tanıtan kişi bir tür dolandırıcılık yapmış oluyor ve iletişimde olduğu kişileri manevi ve hatta bazen maddi olarak sömürmüş oluyor.

falan filan. yapmayın hem ayıp hem yasak. üstüne bir bu tarz işlerle uğraşan vatandaşların kişilikleri çözülmeye başlıyor bir noktadan sonra ayrışım falan. zor işler. gerçek hayatında kendisine karşı nefret beslemenin artması, psikolojinin aşamalı olarak çökmesi falan. gelin dönün bu işten.

kuğulu park

equisetum equisetum
bir gün iç güdüsel olarak gidip oturdum burada bir banka. moralim epey bozuk. inceden inceden de ağlıyorum. elimde bir jelibon paketi. hava buz gibi. hem ağlıyor hem jelibon yiyor hem de üşüyorum.
yanıma bir çiçekçi amca geldi.
'üzülme be! değmez. al bakalım şu çiçeği de azıcık yüzün gülsün' dedi.
çiçeği tuttum daha yüzüm gülmeden 'sen 10 lira versen yeter' dedi.
verdim.
neden ağlamayı hak ettiğimi anladınız mı?
ahhaha.

*konum: başlık.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez
şu çok minnoş kalpli olan ama diğer insanlar tarafından minnoş kalbi kırılmış insanlara kim karar veriyor?

çünkü bakınca herkes ama herkes çok sevecen, saf, naif ve düşünceli ama sevdiği kişiler tarafından kalpleri kırılmış yazık. onlar kötü insanlarmış. kendisi değilmiş.

mesela 5 yıllık sevgilisinden en yakın arkadaşıyla aldatarak ayrılıp diğer kızla evlenen tip de "güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez..." diye paylaşım yapıyor. sorsan, o çok iyi ve düzgün biri, diğer insanlar öyle değil.

herkes bu kafada dolanıyor, kim doğru söylüyor belli değil aq. nerde lan o zaman bu kötü kalpli insanlar? gizli bir mekan var orda mı saklanıyor hepsi? sadece iyi kaplileri mi görüyoruz biz? sen o özlü sözlerle laf soktuğun kötü insansın işte beyinsiz.

biriniz de çıkın diyin ki "ben zamanında sevgilimi aldattım/aynı anda birden fazla kişiyi idare ettim/daha iyisini bulunca yan çizdim/paraya kendimi sattım, ben tam bir orospu çocuğuyum".

çünkü eminim ki bu minnoş kalpli saf temiz insanların %99'u oç.

sevgilisi için hayatını değiştiren insan

pink flamingo pink flamingo
sevgilisi için değiştirmiyordur o, kendisi için değiştiriyordur. mesela, uzak mesafe ilişki yaşayan bir arkadaşım vardı, git gel yapardı sürekli sevgilisinin yanına. ayrıldıklarında "ama ben onun için kaç km yol teptim, yazık değil mi bana" gibisinden onlarca şey söylemişti. yahu onun için değil onunla birlikte olabilmek için yani yine kendin için teptin o yolları. ona kavuştuğunda yaşadığın heyecan için, onunla geçirdiğin kısıtlı zamanlarda tattığın mutluluklar için...

hayat değiştirmek meselesi de böyle değil mi? insan, mutlu olacağını düşündüğü kişi için değiştirir bazı huylarını, düzenini, fedakarlık yaptığı şeyleri, kriterlerini vs. yani yine kendisi içindir bu değişiklikler. beklenti önce "ben"dir, sonra "onun için" olur. "onun için saçımı süpürge ettim" hayır efendim, sen senin için, o mutlu olduğunda seni daha mutlu edeceğini düşündüğün için, o mutlu olduğunda belki sen de daha mutlu olacağın için yani yine kendin için süpürge ettin. ayrılıklarda bik bik yapmak kolaydır tabi, atlatmak için suçlama şart belki de bilemiyorum ama olay böyle bence.
6

suriyeliler

psamathe psamathe
sosyolojik ve ekonomik açıdan, akp hükümetinin türkiye cumhuriyetine attığı en büyük kazıklardan biridir. çok hatalı dış politikalar neticesinde oluşan ve türkiye'nin önümüzdeki 10 yıl içinde de en büyük sorunu haline gelecek "göçmenler" konusunun başını çekecek olan gruptur "suriyeliler".

genelleme yapıyorum, zira istisnaların bu gerçeği değiştirmeyecek ölçüde azınlıkta olduğunu görmemek için kör olmak lazım.

yıllardan beri iç savaş çıkar mı çıkmaz mı sorusu tartışılıp durur. ben iç savaş ihtimalinin çıkmasını çok düşük görüyorum. ancak suriyeli göçmenlerin hızla artan nüfusu ve türk demografik yapısı ve kültürüne olan uyumsuzluğu; şu sıralar münferit olarak görülen ama dağdan yuvarlanan bir kartopu misali, çığ haline dönüşecek kadar büyüyerek, sokak ve mahalleler arası çatışmaları da neredeyse kaçınılmaz kılıyor. yani ideolojik bir iç savaş değil ama ülke içinde etnik kökene dayalı bir savaş olması ihtimali acı ama aslında gerçekten çok yüksek. türkiye'de, türkler ve suriyeliler arasında yapılacak bir savaş ihtimalinden söz ediyorum.

üniter devlet yapısına sahip bir ülkede ; göçmen sayısı nüfusun %10'unu geçmeye başlarsa, gelen göçmenler, o kültürün yapısına entegre olmaktan uzak ise, üstüne bir de o ülkenin ekonomik açıdan büyük sorunları varsa, o ülkede ırkçılık seviyesinin artışı kaçınılmazdır. kurulduğu günden bugüne, türkiye'de çok farklı etnik kökene sahip göçmenler yaşamaktadır ancak çoğu kendi örf ve adetlerini yaşamakla birlikte, genel türk kültürü yapısına bir şekilde adaptasyon sağlamıştır. dahası o genel türk kültürünü bir biçimde bizzat yaratan insanlardır. kaldı ki bu göçmenlerin büyük kısmı zaten türk kökenlidir. misal trakya bölgesinde çok ciddi sayıda göçmen vatandaşımız vardır, ama ister yunan, ister makedon, ister boşnak , ister bulgar, ister arnavutluk topraklarından gelmiş olsunlar zaten bir şekilde aynı zamanda türk kimliği taşımaktadırlar. misal ben boşnak göçmeniyim diye kendini ifade eder ama aynı zamanda türk olduklarının da altını çizerler. dolayısıyla trakyaya yolunuz düşerse, kendinizi başka bir ülkede gibi hissetmezsiniz. en fazla değişik bir kaç örf ve adete tanık olabilir, biraz da yöre ağzı ve şivesi size bir süre garip gelir, hepsi bu. hatta çoğu, türk milliyetçiliği konusunda benden çok daha belirgin bir ideolojik görüşü benimser. türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmak onların sadece nüfus cüzdanı taşımasından ibaret değil, bizzat içlerinde hissettikleri bir aidiyet duygusudur.

oysa suriyeliler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. dahası vatandaşlık almaları konusunda büyük kolaylıklar sağlanması veya ülke nimetlerinden faydalanma anlamında pek çok türk vatandaşından daha avantajlı olmalarına karşın, gerek yaşam biçimleri, gerekse hissettikleri anlamında suriye'li olarak kalmaya devam etmektedirler. tıpkı almanya veya hollanda gibi büyük türk nüfusuna sahip ülkelerde yaşayan çoğu türk vatandaşı gibi.

babalar günü

pink flamingo pink flamingo
benim için tüm özel denen günler gibi bugün de oldukça saçma bir gün. hep derim anneler günü annelere, babalar günü babalara hakaret bence. neyse anafikrim bu olmakla birlikte bu sabah değişik bir şey yaptım ve annemin babalar gününü kutladım. annem 36 yaşındaydı babam öldüğünde. bazılarımızın evlenmek için bile erken dediği yaşta iki çocukla yalnız süreceği bir mücadelenin içinde buldu kendini ve 21 yıldır bize hem annelik hem babalık yapıyor. biz sadece babamızı kaybettik ama o hayat arkadaşını kaybetti, ömür boyu teselli etmek zorunda kalacağı iki ergeni, acısını, maddi-manevi zorluklarını hissettirmeden, özlemini içine atarak büyütmeye çalıştı. böyle dedim ben de, benden hayatı boyunca duymadığı ve bi bu kadar daha duymayacağına emin olduğu cümlelerle "hakkın ödenmez, babamın yokluğunu bize hissettirmemeye çalıştığın her saniye için sonsuz minnettarım, babalar günün kutlu olsun" dedim ama teselli etmek yine ona düştü, enteresan.

iyi değil bu günler. ya da adı değişsin bi zahmet, "yaşayan babaların günü" falan olsun. ya da "yaşayan ve baba gibi baba olanların günü".. ya da olmasın böyle bir gün. saçmalık!
4