17 kasım 2018 izmir zirvesi

the red queen the red queen
bir toplanıp iki kelam edelim.

mekan olarak porsuk bar veya sardunya güzel olur sanki. ben canlı müzik tercih ederim, o yüzden bana göre porsuk bar daha iyi ama sessiz bir mekan olsun derseniz sardunya' ya gideriz.

1 ay önceden açtım başlığı yine, duymayan kalmasın. katılmak isteyen herkes hoşgelir.

katılımcı listesi şu şekilde şu an,
-tanrım sana geliyorum
-typokiller kesköse
-the red queen
-kamplumbağadan hızlı tavşandan yavaş hümanist
-elma yemeyi reddeden adem
9

emeklilikte yaşa takılanlar

erimcekadam erimcekadam
benim babam seneler boyu inşaat köşelerinde çalışacak, hem sgk prim borcunu ödeyecek hem de çocuk okutacak, ev geçindirecek. borcunu bitirecek. birisi çıkıp diyecek ki "yav sizin maliyet bize 750 milyar tl'yi buluyor." yok ya? sizler keyfine harcama yapıp saray yaptıracak, gereksiz harcamalar, devlete zararlı şehir hastaneleri ve köprü yapacaksınız. nerede gereksiz harcama varsa yapacaksınız. millet vekilinin altına son model arabayı verip devletin paralarını yok yere ezeceksiniz, iş halka gelince "yav ekonomik savaştayız, maliyet 750 milyar tl" diyeceksiniz. yok öyle yağma!

ben hakkımı burada alamazsam, elbet bir zamanda alacağım. benim babamın sağlam bir yeri kalmadı ben almasam onun 15 senedir ağrıyan beli alır efendi. demedi deme!
3

arda turan

no reply no reply
bir dönem mafyanın tekelinde hüküm süren kolombiya da belki de en çok diken üstünde yaşayanlar dönemin milli futbolcularıydı. başarıyla başarısızlık, ölümle yaşam arasındaki çizgi gibiydi.

öyle ki, kolombiya milli takımının kilit oyuncularından escobar, 94 dünya kupası finallerinde ülkesinin amerika birleşik devletleri'ne 2-1 yenildiği müsabakada kendi kalesine gol attığı için kolombiya mafyası tarafından bir gece kulübü çıkışında infaz edilmişti. şimdilerin 'yeni türkiye'sinde ise, sözüm ona bu adamın kendi kalesine gol attığı ve bu sebeple mağlup olduğu bir maçın sonucunda taraftarın biriyle yaşayabileceği bir ağız dalaşı sonucunda adamı çıkarıp vuracağını ön görmek hiç de şaşırtıcı gelmiyor. bir aralar dünyanın en zor mesleği futbolculuk falan da diyordu bu. neyse .

hapis yatar muhabbetleri dönüyor... futbolu bıraktığı gün üstün hizmet madalyası vermezlerse ben de ne olayım. federasyon başkanlığı da yanında bonusu olur. ben varım, sen de var mısıncı tayfadan kankisi burak da çıkar ben de varım der, o da başkan vekili falan olur.

zaten bu memlekette her şey oluyorsun ama işte bir rezil olamıyorsun.

nesrin cavadzade

typokiller kesköse typokiller kesköse
basit bir insani durum olan 'beğeni' mefhumunun nasıl olup da komünizme, popülizme falan bağlandığını alt karın kaslarımı kaşıya kaşıya okuyorum, inanılmaz keyifli. komünist miyim neyim, ilahi ben.

sözlükte okuyunca şu an yanımdaki arkadaşlara da açtım lâfını. hastası olan var, ismini ilk kez duyup google görsellerden gördüğü kadarıyla vasat bulan var, kırk sikim olsa birini buna sokmam diyen de var (evet, böyle kusmuk arkadaşlarım da var). bir grup insan farklı beğenilere göre ayrılmış durumda yani gayet normal olarak.

öznel, bakın ne diyorum öznel, iyice sağlamlaştıralım, 'öznel' düşüncelere göre birbirinizi itin götüne sokmaya devam edin gençler, başarılısınız.

bipolar bozukluk

harbi kiz harbi kiz
allahın cezası bir hastalıktır
evet belki biraz ağır ve çokça sübjektif oldu ama bu hastalık yüzünden ben neredeyse en samimi arkadaşlarımdan bir tanesini kaybediyordum..

kendisini küçüklüğümden beri tanırım.
şu hayatta gördüğüm en naif, en temiz kalpli ve en zeki insanlardan bir tanesidir.
her konuda bilgisi vardır, herkese yardım etmeye çalışır. gerçekten çok farklı bir insan kendisi..

benden 4 yaş büyük olmasına rağmen hayatta çok şey yaşamış, çok çekmişti.
19 yaşında birisini delicesine sevdi. fakat ailesi evlenmelerine razı olmadı.

o başkasıyla evlenmek yerine yıllarca hayatına kimseyi almadan onu bekledi. sonra o canından çok sevdiği adam bir başkasıyla evlendi. biliyordum, içi yanıyordu ama kimseye belli etmiyordu, hep içine atıyordu.
hep neşeli görünmek, herkesi neşeye boğmak isteyen bir insandı o.

bir kaç yıl sonra o temiz kalbinin mükafatını gördü ve kendisi kadar temiz kalpli,mütevazi bir adamla evlendi, bir tane köpeği ve mavi gözlü, uzun kirpikli melek gibi bir kızı oldu.

her şey mükemmel görünse de defalarca bu hastalık yüzünden ev içi huzursuzluk oluyordu. depresif ruh halinden kızı etkilenmesin diye kocası kızını sık sık bana getiriyordu.
kocası da, ailesi de, ben de; hepimiz bu zamanlardaki o'nu biliyorduk, bana 'or*spu' diye defalarca yüzüme haykırmış olsa da kızamıyordum ona, biliyordum kendisinde değildi, suçlusu o değildi..

o akşamı hayatım boyunca unutmayacağım.. şu hayatta çok şey görmüş birisiyimdir ben ama bu; en ağırlarından bir tanesi olarak ömrüm boyunca kalmaya devam edecek..

yine depresif zamanları başlamıştı bir kaç gün öncesinde telefonda konuşurken yine bana hakaret ederek telefonu yüzüme kapatmıştı.
farklı binalarda oturuyoruz fakat balkonlarımız aynı yere bakıyor.
akşama doğru bağırış, çağırışmalar başlamıştı.
balkondan plastik bardaklar, kıyafetler ayakkabılar vesaire fırlatılıyordu.
ve o ses nagihanın sesiydi.

telefonu kapalıydı, kocasını aradım.
kocası bana evde olmadığını ama kızını annesine bırakıp hemen geleceğini söyledi.

o esnada polis arabaları binanın önüne gelmişti bile.
bende çıkıp nagihanın evine girecektim ki iki polis memuru aşağıya iniyorlardı.
sesler kesilmişti. nagihan pencereye çıkıp 'ben sakinim artık' dedi.
göz göze geldik, içimde çok kötü bir his vardı, bir an önce yanına gitmek istiyordum.

ben polislere dönüp 'neden yalnız bıraktınız o manik depresif' dediğimde polis siz çıkın yukarıya isterseniz dedi. ben yukarı çıkacakken türkbuğ karşı arabayı park etmiş bize doğru ilerliyordu. 'kocası geldi' dedim polisle konuşmaya başladılar.

o sıra binada ayak sesleri duyuldu, koşa koşa birisi merdivenlerden iniyordu.

ses gittikçe yakınlaşıyordu.
komşulardan biri bembeyaz suratla 'atladı!' diye bağırdı.

ben dondum...

'atladı! balkondan atladı!'

diye tekrarladı.
polis bize siz burda durun diyerek balkonun altındaki bahçeye koştu. türkbuğ ve ben donup kaldık.

ağlamam, sızlamam ya da ne bileyim yanına koşmam gerekmiyor muydu aslında?
yapmadım.. yapmadık.. yapamadık..
oracıkta donduk kaldık..

sonrasını hayal meyal hatırlıyorum.. ölü gibi bekliyorduk binanın önünde.
kolu komşu annem herkes gelmişti, bize teselli olmaya çalışıyordular.
zavallı ailesi... arıyorlardı habire..

ne diyecektim ki onlara?
nasıl iletecektim bu haberi?
türkbuğ'a itemezdim bu görevi. anneme onlara durumu anlatmasını rica ettim.

ve günler haftalara, haftalar aylara döndü..
komada yattı bir süre boyunca.
her akşam bir duâ sıktım gökyüzüne, vicdan azabı çektim 'keşke kimseyi dinlemeden yukarı koşsaydım' diye.
ama bu durumda beni ne beklerdi bilemiyordum. çünkü o kendinde değildi. bıçakla bana saldırabilirdi, veya benim kapıya vurmam onun daha önce balkondan atlamasına sebep olabilirdi..

bu olay benim şans meleği denilen o şeye inanmama sebep oldu aslında..
kalbinin yüreğinin temizliği onu korudu..
bu dünya böylesi temiz bir insanı kaybetmeyi kaldıramazdı..
allahın sevdiği kuluydu.

doktorlar bile 'bu kadın 4üncü kattan düştüğüne emin misiniz?' diye şaşırdılar.

sonra, sonra çok şükür yavaş yavaş düzeldi..
ama o yara hâlâ kapanmadı..
konuşması bile değişti. eskiden düşünmeden konuşan nagihan artık konuşurken zorlanıyor gibi, yavaş yavaş konuşuyor..

buna bile çok şükür..
o şanslıydı.. allah onu ailesine, dünya güzeli kızına bağışladı...

peki ya kurtulamayanlar?...
allah yardımcıları olsun...

1 hafta içinde istanbul da ekmek üretimi durabilir

ithinkthereforeiam ithinkthereforeiam
oyun teorisi bilmeyenleri korkutmuştur...

kimse durdurmaz ekmek yapmayı...

durum 1:
herkes ekmek yapmayı durdurursa ve sadece birkaç yer ekmek yaparsa tüm halk sadece oralardan ekmek alır

durum 2:
ekmek kıtlığında ekmek satan azınlık, sürümü yüksek tutacağından çok para kazanır

durum 3:
ekmek yapmayı önceden durduranlar bu durumu görür ve ekmek yaparsa çok kazanacağını anlar

durum 4:
ekmek yapmayı bırakanlar hemen tekrar ekmek yapmaya başlar...

korkacak bir şey yok yani... basit...

kimse bırakamaz ekmek yapmayı... bıraktıkları an fırsatçılar zengin olur... bunun olacağını bilen de bırakamaz zaten... bu sebeple kimse ekmek yapmayı bırakmayacaktır...

tersi olursa taksim meydanında beni taşlayarak öldürebilirsiniz...

eski sevgilinin attığı anlamsız mesajlar

isteoyledegil isteoyledegil
eski sevgilelerimden birine verdiğim tişörtü özlediğimi belirten twit attıktan milisaniye sonrasında -kendisinin sevgilisi var ve engelliyiz birbirimizde- tişörtünü sana verebilirim bu kadar önemliyse diye whatsapp'dan mesaj yollaması. gerçekten geri mi vermek istiyordu yoksa mutsuz muydu anlamadım. ben o twitte başka eski sevgilimi kast etmiştim tarih olarak.

yasal yaratık

yetiş ya salvador yetiş ya dali yetiş ya salvador yetiş ya dali
şarkıdaki legal alien her ne kadar "sakıncasız yabancı" olarak çevrilebilecek olsa da ben sting'in bu tamlamayla, "diğer yaratıklardan tek farkımız, ortalıkta dolanmamızın serbest olması" demek istediğini varsayıyor, öyle umuyorum. insan, sosyalleşmesine (yanlışlıkla) izin verilen bir yaratıktır bence de. zira doğada, bizim yaşadığımız konforu bizden daha fazla hak eden canlılar var.