kadını mutlu etmek için uğraşan erkek

platonun ütopyası platonun ütopyası
dayımdır.
o mutlu olsun diye günde 16 saat civarı çalıştığı günler olur. her gün işine gitmek için iki saate yakın yol gider. akşamına o yolu tekrar çeker. yorulur. hayvan gibi para kazanır. ama yorgun argın evine döndüğünde kazandığı paranın yeterli gelmediğinden şikayetçi olan eşinden; çok çalıştığı, eve ve çocuklarına vakit ayıramadığı için azar işitir. bu ve buna benzer pek çok birbiriyle çelişkili sebepten dolayı eşini mutlu edemez.
dayım diye demiyorum ama eğer bir kadını o mutlu edemiyorsa kimse edemez.

özetle boşa uğraşan erkektir.
15

kıyılardan iç kesime gidildikçe yobazlığın artması

bugecedeuykuyok bugecedeuykuyok
istanbul büyük! şehir olduğu için ve ülkenin kuzeyinden güneyinden içinden aldığı fazla göç yüzünden; yıllarca belli başlı ilçelerinde, bölgelerinde yaşanırken 16 yıllık iktidar sayesinde artik iyice arsızca gün yüzüne çıkmış haliyle fazla kıyılardan uzaklaşmaya gerek bırakmayan haliyle yobazlığın en çok arttığı yerdir aslında.

the grapes of wrath

kiya kiya
geçmişte işlediğimiz günahlar vicdanımızı sürekli rahatsız eder. bu rahatsızlığı dindirmenin en iyi yolu, başkalarına faydalı olmak, iyi işler yapmaktır. eğer yaptığımız iyilikleri, sızlayan vicdanımızın üzerine, bir merhem gibi sürmeyi başarırsak, hermann hesse'nin tabirince: geçmiş günahlarımız bizi kutsallığa götürebilir.

'gazap üzümleri'nde etkilendiğim yerlerden biriydi burası: eserin kahramanlarından biri, karısının ölümü yüzünden kendisini suçluyor ve dehşetli şekilde vicdan azabı çekiyordu. çünkü karısı ağrılarından şikâyet ettiğinde, o bu şikâyetleri ciddiye almamış, karısını doktora götürmemiş, ağrıyı, karısının yediği yemeğe bağlamış ve geçici olduğunu düşünmüştü.

fakat öyle olmadı. o bundan sonra vicdanının sesini susturmak için insanlara iyilikler yapıp, faydalı olmaya, günahını yıkamak için yollar aramaya başladı. en sonunda rahibe gidip: ''günahımı nasıl, hangi yollarla yıkayabilirim'' diye sorduğunda rahip şöyle dedi: ''senin kendini bu kadar günahkâr sayman, vicdanının hassaslığı ile ilgili. senin bağışlanmaz günah sandığın olay, başkaları için sadece sıradan bir hatadır''

demek ki, vicdan ne kadar hassassa, günahkârlık hissi de o kadar büyük olur. teşekkürler john steinback.

işsizlik

marbled marbled
mühendisim. hatrı sayılır bir üniversitede yüksek lisans yapıyorum. çevremde yaşadığım tepkiler ise şu şekildedir.
-ne okuyorsun?
-mühendisim. yüksek lisans yapıyorum.
-olsun. (işsizsin sonuçta)
iş görüşmesinde ise;
-ne kadar maaş istiyorsun? ben sana ilk üç ay ancak asgari ücret verebilirim sonuçta sana masraf yapıyorum. yemekleri de cebinden yersin. e bi zahmet yolu da sen vericeksin masraf yapıyorum sonuçta. (5 yıl boş yere okumuşuz)
başka bir iş görüşmesi;
-ne kadar maaş istiyorsun?
-2000-2500 civarı(ev kiralarının 1500 olduğu bir şehirde oturmama rağmen)
-ha 2500 de isteyebiliyorsun yani. (vay yüzsüz.)
sayısız iş görüşmesine gittim gerçekten karşısındaki insana sırf insan olduğu için değer veren çok az kişi gördüm. ne kadar ucuz mühendis bulsak kar gözü ile bakılıyor maalesef.
sonuç olarak işsizim. emeklerimin karşılığını alacağım günü iple çekiyorum. ama üst üste bu durumlarla karşılaşmak psikolojimi bir hayli yıprattı.
bizi sevmeyen komşunun hala işe giremedin mi derkenki mutluluğu, insan kaynaklarının beni saatlerce bekletip öğle yemeğinden sonra aslında şimdi toplantı olmayacak sonra gel demesi, aile büyüklerinin başarısız görmelerinden dolayı suratıma dahi bakmamaları, ya da acır gözle bakmaları, mülakat davetine çağırırken şirket içerisinden referansınız var mı diye telefonda sormaları, eski sınıf öğretmenini işe girmedim henüz diyememe utancından sosyal medyadan takip dahi edememek, bir fırsatını yakalayıp seni üzmek için çeşitli laflar söyleyen yakın çevre vs vs.
tanıma geleyim: sınav sisteminden yetişme, hayatının okuyarak kurtulacağını düşünen tek işi ders çalışma olmuş, hiç bir hobi edinememiş orta halli bir ailenin çocuğu iseniz çok çok zor bir durumdur işsizlik. umutsuzluk, gözyaşı, yaşamdan soğuma, insanlardan soğuma gibi bir çok yan etkisi de vardır. allah herkesin emeğinin karşılığını versin.
1

nicolas maduro

azwepsa azwepsa
geçmişte otobüs şoförü olduğu için ya da chavez hayatının bıraktığı enkazı toparlayamadığı için eleştirilmemeli. o kadar içine edilmiş bir ülkeyi kim olsa 10 senede toparlayamaz. ideolojik lakırdılar yüzünden chavez hıyarına toz kondurmayıp maduro'da kıvıranlara aldırmayın. chavez içine etti bıraktı, ölmeden önce "bari sen düzelt, olmadı en azından gümlemesin; o da olumlu" diye niko'ya bıraktı. adamcağız napsın? ülkede petrolden başka üretim yok. topladığın meyveyi, çıkarttığın petrolü en atar yaptığın ülkeye satıyorsun. donunun lastiğini bile yine oradan alıyorsun... bu arada sen petrol üretim kotanı dolduracak kapasiteyi bike üretemezken petrol dibe vurdu. niko napsın?

chavez silkti attı ülkeyi de ideolojik lakırtılardan toz kondurmuyorlar. halbuki bildiğin tayyip'ti. hatta tayyip'in de iş bilmez haliydi. sağlığında da az yalakalık yapmadı tayyip'e; toki venezuela'da ev yapsı, karşılığında petrol verelim diye. eee oy versin diye vatandaşlığa sokulan onca kolombiyalı sokakta mı yatacak?

hala chavez'e ve onun popülist ama yıkıcı politikalarına sırf solculuk davasına laf edemeyen dingiller güya venezuela halkını önemsermiş gibi maduro üzerinden top çeviriyor.

çevirin... göstere göstere saçmalayın. sorun değil. kafası basmıyor deriz, takdiri ilahi deriz, mazur görürüz. ama aynı haltı chavez hıyarı ve niko şapşiği yaparken "sol çok güzel, gelsene" deyip tayyip yapınca "çomar, bidonkafa, tayyip rererö, islam tukaka" deyince bi gülme geliyor. cin olmadan adam çarpmaya çalışan embesil portresi beliriveriyor.

instela yazarlarının itirafları

di mi ya di mi ya
bayram yalnızlığı ve hüznü diye bir şey var ve yillardir kurtulamadım bu duygudan.
üç kişilik dünyamda yine normal bir gün gibi geçiyor saatler.
kalabalık bir aile, çocuklar, dedeler, babanneler, teyzeler, amcalar.... çok geride kaldı.
artık böyle kalmaya mahkum bayramlar varken, elinizdekilerin kıymetini bilin.
5

bipolar olmayı meziyet sanan tip

tobeortobe tobeortobe
bipolar olmak, büyük ve ucu bucağı görünmeyen bir hastalığa sahip olmaktır. aynı diyabet ve tansiyon gibi. semptomları oldukça ağırdır ve iyi öğrenildiğinde sizin sosyal hayattan soyutlanmanıza bile neden olabilecek belirtileri vardır. ülkeler arası tanı kriterleri var okuyun, doktora gidin ve kendi kendinize tanı koyup yaygara yapmayın.

mersin antalya yolu

bilmem hatırlar mısın bilmem hatırlar mısın
acemi şoför değilim, bugüne kadar onbinlerce km araç kullanmış biriyim ilk defa bir ara şoför koltuğunda terlediğimi hissettim, sıcaktan değil, yolun zorluğundan dolayı.

bazı yerlerde yolun bir tarafı deniz, deniz dediysem sahil değil, bildiğin derin su, her an virajı alamayıp denize uçma korkusu var. bir tarafı da dağ, karşıdan bir araba kontrolünü kaybedip üstüne gelse kaçmak istesen kaçacağın bir yer yok yani. yolun hem dar hem de eğimli olması da kaza riskini ikiye katlıyor. bu kabusu 1 saat 2 saat değil 5-6 saat yaşıyorsunuz.

alanya'ya varınca arabayı durdurdum tişörtü atleti falan değiştirdim çünkü gerçekten su gibi ter akıyordu sırtımdan. bir de eski hali daha berbattı diyenler var, bilmiyorum bundan daha kötü nasıl olurdu.

bir daha mersin'den antalya'ya gitmem gerekirse üst taraftan konya'yı dolaşırım yine de bu yoldan gitmem.

stresle başa çıkma yöntemleri

damdan akan damdan akan
sizi dusundurmeye degil de bedeninizi harekete gecirmeye yonelik aktiviteler. fiziksel bir kuraldir da bu, hareket eden her sey yenilenir ve evrilir.
tanimi gectigime gore ornek de verelim tam olsun. patlayacak bomba gibiyim bir suredir. tecavuz kacinilmazsa.... dedim ve kurban etinin başına geçtim. doğra doğra inanır mısın saatler geçmiş ve hiç anlamadım. biraz parmaklarımı feda ettim ama olur o kadar da.
haa tabii kimleri kimleri doğradım o etleri doğrarken o da ayrı mesele.

sabahın köründe silah sıkarak bayram karşılamak

porsiyon mu ekmek arası mı porsiyon mu ekmek arası mı
güç gösterisi fakat dişiler değil de diğer erkekler etkileniyor.
ilkokul zamanları köydeyim(rize). iki kız var civarda yaşıt. dayıdan kurusıkıyı istedim ve sıktım iki el. vadiden yankı falan da yaptı eko şekli. sonra gittim tekrar geri. korkmuşlar biraz. bu iyi bir şey olmalıydı ama kız dedi ne yapıyorsun gerizekalı. bizimkiler de tepti mi lan falan diyor sıraya giriyorlar atış için.

neyse maganda atışı yapan net gizli eşcinseldir.

instela

mitwelt mitwelt
özlüyorum seni bebeğim.

üç yıldan biraz fazla zaman olmuş... hatırlıyorum da instela radyo'da severek dinlediğim dj'ler vardı. kendinden çekilmez, mavilacivert, the futu reis, ve niceleri. seninle nice güzel şarkı keşfetmiş, diyar diyar gezip türkü dinlemiştim. sanırım hepsi teker teker gitti. futu reis'le müslüm gürses dinlerdik. ve itiraf etmeliyim ki ben de bir zamanlar instela radyo dj'i olmak istemiştim. ve ne tesadüf götüm yemedi.

kolektif bilincimize tatminkar derecede katkı yapmamış olabilirim, sana yeteri kadar vakit ayırmıyor olabilirim, hatta seni başka sözlüklerle aldatmış dahi olabilirim. affet beni...

ancak şunu unutma bebeğim, seni çok özledim.

ps: allah, tengri, odin, kosmos artık neye inanıyorsanız onun aşkına, lütfen bir sözlük app'i tasarlayın. teşekkür ederim.