yeni neslin salak olması

psamathe psamathe
değer yargıları farklı. zeka seviyeleri düşük değil ancak farklı değer yargıları ve farklı yetişme koşulları nedeniyle anlam yükledikleri şeyler bazı eski nesillere alışılmadık geliyor (bu durumu zaman zaman ben de yaşıyorum). genel kültür seviyesinde gözle görülür bir düşüş var ve bunu hiç umursamıyorlar. mesela dünyada kaç kıta var, kastamonu ili hangi coğrafi bölgededir veya türk ve dünya tarihindeki çok önemli olayların kronolojik sıralaması gibi konularda ya hiç bilgileri yok ya da böyle bir soru ile karşılaştıklarında amiyane tabirle sallıyorlar. bu da onların salakmış gibi algılanmasına neden oluyor. dediğim gibi bunu umursamıyorlar, çünkü bu tip bilgilere ulaşmanın kolay ve dolayısıyla akılda tutmanın gereksiz olduğunu düşünüyorlar.
kolay ulaşma konusunda haklılar ama insan hafızasının çalışma prensipleri hakkında bilgi sahibi değiller. zira gereksiz gibi görünen bu tarz bilgiler, hafızanızda yer tuttuğu gibi, yeni bilgiler için başka odacıklar açılır. yani o bilgilerin size belki doğrudan faydası olmaz ama dolaylı olarak, nöronlarınız arası iletişim ağını genişleterek, muhakeme yeteneğinizi arttırmış olursunuz. öte yandan teknolojiye ve bilimsel yeniliklere adaptasyon yetenekleri muazzam.

bireysellik artık daha ön planda. bunun olumsuz yansımalarından kendileri de şikayetçi. çoğu yalnız kalmanın kendilerini özgürleştirdiğini ve daha güçlü kıldığını söylüyor ama dostluk, arkadaşlık konusu gibi kavramlarda da sık sık insanların güvenilmez olmalarından şikayet ediyorlar. dediğim gibi bu bireyselliğin ön planda olması ile alakalı.

bir çoğu haklı olarak gelecek kaygısı taşıyor. ve üzücü olan benim neslimin gençliğine göre daha mutsuz olmaları. mutsuzlar zira umutsuzlar. bu konuda da yerden göğe kadar haklılar.

özgürlükleri konusunda çok hassaslar ki bu hemen her neslin gençliği için geçerlidir ve güzel bir duruştur. ama özgürlük kavramını da genel olarak bireysel biçimde algıladıkları için, başkalarının özgürlükleri için aynı duruşu sergileme konusunda bocalıyorlar. bu da normal zira neredeyse tek partili bir dönem içinde yetiştiler.

sabırsızlıkları, aşka ve cinselliğe olan ihtiyaçları vs. gibi tamamen fiziksel döneme dayalı özellikleri açısından benim neslim ile aralarında uçurum yok.

eski nesilden biri olarak benim gözlemlemelerim bunlar. aslında daha fazlası da var ama gençler ve yeni nesilden olanlar uzun yazı okumayı sevmiyorlar :))

instela zaytung

pink flamingo pink flamingo
zulfiquarr'ın paylaştığı ayetlerle hidayete eren meftuh kitlesel ve public seksten kendini uzak tutmak için sığındığı beste çalan mahur'un evinde çırılçıplak mehdiliğini ilan etti.

sözlüğe girememenin acısını dindiremeyen the ademm vatan borcu biter bitmez ordayım şarkısını on dilde söylediği için gazino şefi olarak naklen atanıp kendisine dilinden düşürmediği in-stella'ya atıf olsun diye yıldızlı mikrofon hediye edildi. bu ne sikik hediye dediği için de askerliği hücrede tamamlamasına oy birliği ile karar verildi.

psamathe'nin tek bir girisini gece okumaya başlayıp bitirdiğinde sabah ezanını duyan domestoss geri kalan giriler için hızlı okuma tekniği kursuna yazıldı. şu an tam bir ingiliz leydisi olma yolunda liverpool'a yalnız yürümeyeceğini göstermenin derdinde. god bless queen amen.

sözlük yazarlarının dengesizliklerini yerinde incelemek için soluğu istanbul'da alan steph ayağının tozuyla mangalbaşına gitti. kanlı olsun diye kırk kere tembihlediği halde yediği etin çok piştiğini gören yazar ekmek bıçağıyla is this blood haa is this blood, no darling noooo this is blooooood diyerek garsonları kovaladı. şu an hapiste ve dışarda mevsim baharmış gezip dolaşanlar varmış günler su gibi akarmış geçmiyor günler geçmiyor sözlerinin de yer aldığı bir arabesk fantezi albümü hazırlığında. arada azureel kendisine üzerinde hi steph yazan temiz çamaşır ve molly götürüyor, selam olsun bizden de.

zirvelerde aradığını bulamayan bitli piyade kadıköy'de peta'nın "metrobüste dokandıranlara hayır" konulu üstsüz protestosuna katıldı ve victoria's secret'ın yeni sütyen modeli olması yönündeki teklifini basın toplantısı düzenleyerek biz instela yazarlarıyla paylaştı. kendisine bol kanatlı günler diliyoruz, memelerine sağlık, gururumuz.

kopya çekerken yakalanan rose whisper kendisini erkeklerden nefret ediyorum diyerek savundu. hepsi erkeklerin suçu, lanet olsun pipili her yaratığa diye devam eden yazar rüyasında ona kopya çekmesini söyleyen ah ya neymar'a mercedes ne ki donuna kadar alacağım donuna diyerek dava açmaya hazırlandığının ipuçlarını verdi.

to be continued...
20

alkol fiyatlarının haddinden fazla olması

absinthecı absinthecı
amerika'da 2lt rakı 18 dolara satılıyorken türkiye de 70cl e 180 tl ödüyoruz
biz nasıl bir döneme geldik arkadaş, rakı ulan rakı su anason alkol,bizim yerli içeceğimiz,
rakı burada üretiliyor ama yabancılardan daha pahalıya içiyoruz, bira desen 3-4 tl edecek bira fiyatı 13 tl , bence artık buna dur deme zamanı geldi, 3 bira aldım 40tl verdim ondan sonra ''biz kimsenin yaşam tarzına karışmıyoruz'' silivrinin soğuk olması umrumda değil amk karışıyorsun lan sen sinsi sinsi yaşam tarzımıza karışıyorsun

22 mart 2019 dolar kuru

ontolojikvaka ontolojikvaka
yükselişi; 21 mart sonrası gündüzün, geceye karşı yükselişini çagrıştıran vaka i kuriye.
elbette 21 mart günü açıklanan dolar ve tl mevduatlarının yeni vergi zamları ve imtiyazları ile dogrudan orantılıdır.

2019 türkiyesinde ortalama zekada bir insan bile ekonominin toplumsal psikoloji ile bağını kurabiliyorken, damat berat paşanın oğrenememiş olması durumudur.




faiz faiz...!

bunlar hep faizden.



bi de dış güçler






ha bi de fetö

..

.

gece yarısı acıkmak

mordor belediye başkanı mordor belediye başkanı
en sevdiğim, gecelerime renk ve keyif katan acıkmadır.
gecenin bir yarısı, dayanılmaz bir açlıkla uyanılır. hemen mutfağa dalıp buzdolabından 2 tane tavuk baget alınır, yanına soya sosu, zeytinyağı, karabiber, tuz ve varsa biraz maden suyu eklenir (patates veya domates bu vakitte zaman kaybıdır hiç uğraşmaya değmez) ve ekip halinde fırına atılıp 20 dakika kadar pişirilir. o arada bir sigara yakılıp pencere kenarında boş sokakların ve gecenin sessizliğinin tadı çıkarılır.
20 dakika sonra bagetler hazır. güzelce göm, bir bardak su iç ve yallah yatağa.
ertesi gün öğlen yemeğine kadar götürür.
6

döviz hesaplarına vergi uygulaması

azureel azureel
abartmayın. öyle aman aman ciddi bir değişiklik değil. sadece vadeli hesaplara geçerli bu vergi ve sadece faiz getirisine yansıtılıyor. kaldı ki bu vergi hep vardı, sadece dolarda değil vadeli tl mevduatta da var.

tl'de 15%, işte dövizde de (yanlış hatırlamıyorsam 16% idi) şimdi 20% oldu. olay, faiz yiyen vatandaşın cebine devletin el atması "azıcık da ben yiyeyim" demesidir. tüm vergiler gibi bu vergi de hırsızlıktır.

döviz hesaplarına vergi uygulaması

kareondokuz kareondokuz
ülkeye akan bu kadar para nereye gidiyor diye zaman zaman kendi kendime soruyorum. türkiye'deki tüm devlet kurumları kendi kendini çevirecek şekilde halkın cebinden para alınarak işliyor. sağlık sistemi için prim haricinde hem sağlık ocağına, hem de hastaneye muayene katılım payı ödüyoruz. geçmişte thylot bile karneye yazdırılıyordu. şimdiyse raporlu ilaçtan kesinti yapıyor.

adlye işlerinde de en basit açılan dava için dosya parası olarak 500 ila 650 lira para yatırıyoruz. ne kadar berbat işleyen bir sistem var ki, açılan dava duruşmasını 7 ay sonraya atıyor.

emniyet teşkilatı desen yine kesilen cezalardan ve yapılan bağışlardan kendi kendini döndürüyor. özel güvenlik kimliği almak için bile türk polis teşkilatını güçlendirme vakfına 20 lira yatırıyoruz.

eğitim deseniz. okul aile birliği adı altında velilerden para toplanıyor. okula yardım çok az yapılıyor ve yine halkın cebinden çıkıyor.

e ticaret yaptım bir süre. internetten aracı olarak sattığım üründen komisyon alıyordum. her sattığım üründen aldığım 20 liralık komisyonun %15 ini benden stopaj olarak kesiyordu. site kuruyoruz. reklam veriyoruz. bir bok kalmıyor zaten. sikerim böyle işi dedim bıraktım.

hapishanedeki mahkumlara da devlet bakmıyor. belki inanmayacaksınız ama eski iş yerinden tazminat aldım. içinden adalet bakanlığı mahkumlar için para kesmiş. adam suç işleyecek ben bakacağım. oh ne ala.

bunun gibi sayılacak binlerce kurum ve örnek var. şunu da yazayım. asıl parayı devlet, değerli evraklardan götürüyor. şu an kaç para bilmiyorum ama 2010 yılında a2 motor ehliyeti aldım. sadece ehliyete a2 yazmak için yenilediler. 78 lira para aldılar.

yakında türkiye cumhuriyeti devleti, vatandaşın giydiği dona giyip çıkarma vergisi alırsa şaşırmayın ve hala para yok bu devlette. yersin yersin de bunun da bir sınır olur a.q.

neyse ki bu rezalet şekilde yönetilen ülkeden 2019 aralıkta çekip gidiyorum.

serenad

psikopatpapatya psikopatpapatya
serenad yıllar önce bir yakınımım hediye ettiği kitap, hep erteledim kasıtlı bir erteleyiş değildi bu. zülfü livaneli okuma grubumuz sayesinde okudum. grupları seviyorum ertelediğim veya okumaktan korktuğum kitapları grup sayesinde mecbur okuyorum.

istanbul üniversitesi halkla ilişkiler bölümünde çalışan maya'nın alman profesör wagner'i karşılamasıyla başlıyor kitap.

wagner geçmişle şimdiki zaman arasında kurulan bir köprü gibiydi. mavi alay, struma gemisinin batması, yahudilerin çektiği zulümlerle ilgili bilgi vardı. ama bu bilgi derinlemesine değildi özet niteliğindeydi çünkü serenad zülfü livaneli'nin "aşk" kelimesi kirletildiği için romanına aşk romanı demeyi reddetse de ben kitabın aşk romanı olduğunu düşünüyorum.

alman wagner ve yahudi nadia'nın zorlu aşkını anlatıyor, farklı dinden veya farklı milletten olmanın aşka mâni olmadığını gösteriyor. insanları kader ayırmaz insanlar ayırır sözüne hak verdim.

kitap güzeldi ama kitabı okumadan önce serenad'ın livane'linin en iyi romanı olduğunu duymuştum belki bu yüzden beklentim çok yüksekti belki de bu yüzden daha az etkilendim. algılarımın oyunu mu bu?

grubumuzla her ay livaneli'nin bir kitabını okuyacağız, belki diğer kitaplarını okuyunca vovv serenad en iyi kitabı falan derim, bilinmez.

çocukluğa dair güzel anılar

the bridge of khazad dum the bridge of khazad dum
bir dönem babanemlerle aynı sitede, yan yana oturuyorduk. sürekli rahmetli dedemle vakit geçirirdim. tam bir fındık ezmesi canavarıyımdır. kemal amca vardır şekerci. sarelle'nin çok güzel fındık ezmelerini satardı zamanında. dedem hep alırdı bana. birlikte oturur bir kavanozu bitirir, bir yandan kovboy filmleri izlerdik. bazen emmi oğlu da gelirdi. üst kattaki televizyon odasına çıkardık, koltuğu televizyonun teee dibine kadar çeker, tom ve jerry, temel reis ve ninja kaplumbağalar izlerdik. çok güzel zamanlardı. tek derdimiz çok şeker yediğimiz için kaşıntı tutmasıydı.

tekrar çocuk olmak için nereye başvuruyoruz?

dipnot: özledim.

anksiyete bozukluğu

psamathe psamathe
tedavi ihtimali bir hayli düşük olan, öldürmeyen ama süründüren (dolaylı yoldan öldürebilir de) depresyon veya herhangi bir okb ile birlikte de görülebilen çok "pis" bir hastalık. ruhsal, kafasal artık ne derseniz diyebilirsiniz ama hastalık bakın, orası net.

peki ey psamathe ! psikolog musun, psikyatrist misin ya da nöro bilimci misin nasıl tedavi ihtimali düşük dersin be hadsiz diyebilirsiniz. deyiniz efendim, hakkınızdır, alınmam, gücenmem. öte yandan savımın sonuna kadar arkasındayım zira bendeniz, herhangi bir uzman tarafından teşhisi konmasa bile, parlak zekam ve araştırmacı yönüm ile bu hastalığın, (artık tam olarak ne zamandır başladığını hatırlayamacak kadar uzun zaman geçmis olsa bile üzerinden) , amiyane tabirle kucağına oturmuş durumdayım. o nedenledir ki, tedavi ihtimali düşüktür diyorum. çünkü murphy kanunları, çünkü zaman-ölüm grafiği, çünkü sakınılan göze çöp batar, falan fıstık işte. açarsam içiniz daralır, şişersiniz.

şimdi böyle zaman zaman hayat ne güzel lay lay lom filan tarzı entryler yazdığıma bakmayın. bu sikik hastalık yüzünden hayattan zerre zevk alıyorsam namerdim. tabii hayattan zevk almayınca hayatın anlamsızlığı gibi bambaşka bir sorgulama sarmalı içinde bulunmanız da kaçınılmaz oluyor.

tedavi olmanı öneririm, bir uzmana görün istersen gibi iyi niyetli ve rasyonel öneriler olduğu gibi, abi taktığın şeye bak, millet aç, geçim derdinde sen nelere kafayı takıyorsun tarzında çok ponçik ve fakat bir o kadar boş laflar edenler de mevcut. be pezevenk diyorum içimden, sanki ben bile isteye takıyorum kafama. hastalık ulan bu. kim bile isteye hasta olur ki. ben kanser olmak istiyorum, hiv virüsü bana bulaşsın istiyorum diyen gördün mü hayatında ? hoş gördüysen de o da ayrı bir ruhsal rahatsızlık belirtisi ama demek istediğim nşa (normal şartlar altında) kimse hasta olmak istemez. bunu not edin. hasta olduğunuz zaman kulaklarımı çınlatırsınız.

atalarımız ne güzel sözler söylemiş zamanında : "davulun sesi uzaktan hoş gelir" mesela. bu hastalığa yakalananlara alaycı ifadeler ile yaklaşan, küçümseyen arkadaşlar için cuk oturan bir sözdür bu.

dikkat çekmek, benim de bir hastalığım var, saksı değilim ben, en çok benimle ilgileneceksiniz tarzında bir yaklaşımla yazmıyorum bu giriyi. sadece hastalıklar ile alaycı konuşmalar içine girmeyin lütfen demek istedim. sırf anksiyete bozukluğu için değil, gut hastalığından tutun da (yüksek protein ve özellikle et yemekten kaynaklandığı için halk arasında zengin hastalığı olarak da geçer), kleptomaniye kadar ve hatta sıradan gibi görülen, bahar alerjisi, nezle, grip gibi hiç bir hastalıkla dalga geçmeyin.

yazı içinde atasözü kullandım, kanuni sultan süleyman'ın pek bir sevdiğim sözü ile noktalayayım yazımı:

"halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi"

konuyla alakasız ama evet ingiliz ulusuna ve kültürüne hayranıyım. ölene kadar da bu hayranlığım devam edecek. çekilebilirsiniz...