yapay kızlık zarı

elma yemeyi reddeden adem elma yemeyi reddeden adem
namus ne bacak arasında ne de beyinde, namus diye bir şey yok bence ama illa bir davranışı kategorize etmek istiyorsanız vicdanım rahattı ya da değildi diye kategorize edebilirsiniz. vicdan da yok ama namustan biraz daha ölçülebilir.

her boku yemiş kişi de 8-10 kişiyle yatmış altı üstü. hırsızlık yapmamış, kimsenin canına zarar vermemiş, sadece seks yapmış.

her boku yemiş insan görmemişsiniz siz.
2

hayallerini gerçekleştiremeden 35 yaşına varmak

aphross aphross
hayata doğuştan 1-0 önde başlamayan insanlar belli bir bilgi birikimi ve paraya erişene kadar 35 i bulur. istisnalar olsa da, genelin şans faktöründen nasibini alacağını düşünmek fazla iyimserlik olur. 35 e kadar ense yapmak yerine şartları olgunlaştırmış insanin ise artık tek ihtiyacı cesarettir.

buradaki birçok gencimiz için 35 yaşında olmak yaşlı olmak anlamına gelse de, insanin en dolu, hayata ve kendisine en net bakabildiği, en güzel olduğu ve hissettiği, ayaklarının yere en sağlam basmaya başladığı, her şeyin "en" olduğu yaşların ilk basamağıdır. düşe kalka edindiğin tecrübelerini almış, cebine koymuşsun. artık her şey daha kolay, daha net, daha acısız.

bir de bu yastan sonra bünye sebepsiz yere serotonin salgılıyor galiba. sabah sabah ne güzel geldi kafası.

gitmek mi zor kalmak mı

nyks nemesis nyks nemesis
bunu düşünecek noktaya geldiyseniz ilişkinizde, zaten gitme zamanı gelmiş geçiyor demektir. her şey yolundayken kimse gitsem mi kalsam mı diye düşünmez herhalde. gerektiğinde daha fazla yormadan, üzmeden, kırmadan ve kırılmadan gitmek gerekiyor.

bitmiş bir ilişki varsa kimin gidip, kimin kaldığı çok önemli değil aslında. tükenme sürecinde az-çok iki tarafında hatası olmuştur. hiç bir şey tek taraflı değil. payına düşeni alıp düşünmek kalıyor geriye sadece. böyle böyle olgunlaşmıyor muyuz işte?

orhan veli kanık

caotic caotic
ara güler 'in çektiği portre fotoğrafı gunlerce profilimde kaldı.

yoğun bakimin önünde anneme yapılan kalp masajının tamamlanmasını beklerken "allahın dediği olur" diye bağıran ben, cenazede sevdiklerime sarılırken "ayrılık olmasaydı" diyordum.

orhan veliyi, orhan veli yapan kitabe i sengi mezardır. süleyman efendi nin nasiridir.
ivan ilyiç' in ölümü, süleyman efendi' nin nasiridir bizden olan. sanattır 68 yıl sonra en acı anlarda mısralarınıza atıflar yaptıran.

"ölüm allahın emri, ayrılık olmasaydı."

erkeklerden erkeklere tavsiyeler

sessiz ses sessiz ses
babacanlar uzun ilişkiden çıkmışsanız, gerçekten tekrar sorumluluk alabileceğinizden emin olmadan bir başka ilişkiye başlamayın. hem kendinizi hem karşınızdakini üzersiniz. bir süre yalnızlık iyidir. yalnızlığın ilacı o daldan o dala konmak değilmiş. ne sizde daldan dala uçacak güç oluyor ne de konduğunuz dalın sizi taşıyacabileceğinin garantisi var.

üşümekten zevk almak

elma yemeyi reddeden adem elma yemeyi reddeden adem
şu yılbaşı ile kurban bayramının aynı gün olduğu sene eve gidiyorum. artvin-ardahan sınırında sahara geçidi var. 2500-3000 rakımlı bir yer. en geç ekim'de bazen daha erken kar düşerdi buraya.

niyeyse babam da gelmişti okula, beraber dönüyorduk. ben böyle bir soğukla daha önce karşılaşmadım sanırsam henüz. tam tepede otobüs dondu, saat 9 falan oldu. otobüsün altında tekerlek yakmıştılar vs. ben pantolonun üzerine 1 pantolon daha gitmiştim otobüste.

ertesi gün şehir merkezinde -40 derece görüldü diye haberlere düşmüştü. o günden sonra soğuğa bakış açım değişti, eksi 5'ten sonra havalar soğudu diyorum.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

home is where the heart is home is where the heart is
* hayatım boyunca kimseye "senden nefret ediyorum" demedim ama dün gece birinden bunu duydum üstelik tek sebebi onunla aynı duyguları, hisleri paylaşmıyor oluşumdu, zoruma gitti sözlük.
* uzun zaman sonra ilk defa edirne'nin batısına uçak bileti aldım, gitmişken geri dönmeyesim var.
* birden fazla gittiğim mekanlara/şehirlere her gidişimde "hayat buraya en son gelişimde nasıldı" diye düşünmek gibi bir huyum var. buna "hayatın deltası" diyorum.
* havaalanlarını, terminalleri hiç sevmem, bana ayrılık ve veda hatırlatır.
* oteller artık bana sınavdan önceki son gecelerimi hatırlatıyor işte öyle tiksindim hepsinden. 9 gün sonra bir dostumla kalırken bu hissi yenmeyi umuyorum.
* bir küçük kız kardeşim olsun isterdim, 10-15 yaşları arasında olsa çok hoş olurdu. elbette namümkün.
* saçma sapan twitter fenomenlerinin kitaplarını basmışlar, benim arkadaşımın edebî yönü kuvvetli kitabını basmamış olmalarına bir kez daha saydırdım. teşekkür sayfasında adımın yazacak olmasıyla hiç ilgisi yok.
* sanırım sevilmenin en güzel şekli sizi seven eş, dost her kimse o insanın ailesiyle birlikte sizi sevmesi, benimsemesi. bunu bir kez daha gönülden hissettim. arkadaşınızın anne-babasının sizin bir yemeği nasıl sevdiğinizi bilmesi, kardeşinin size içten bir şekilde "abla" demesi ve buna benzer tüm benimsenmişlik halleri...

carl gustav jung

pink flamingo pink flamingo
2 aydır okumaya çalıştığım rüyalar kitabının yazarı. aynı zamanda psikiyatrist, ressam, eğitimci ve seyyah. bu kadar sürede bitirememe sebebim ise kitabın dolu dolu olması.
kitabı okurken beroalde de verville ile tanıştım. günlerdir 'değişim geçiren yedi bakire külliyesi'ne ulaşmaya çalışıyorum mesela.

simyacılık ve mitolojiye ilişkin kitaplarımı tekrar karıştırmaya başladım, bazı latince el yazmalarını çeviremediğimden yıllardır küs olduğum arkadaşıma "seni rüyamda gördüm, iyi misin?" mesajı attım.

"kadın ve erkekten bir çember yap, bundan dörtgeni, dörtgenden de üçgeni çıkar. yuvarlak bir çember çiz o zaman felsefe taşına sahip olacaksın." alıntısının aristoteles'e atfedildiğini rosarium bölümü sayesinde yine bu kitapla öğrendim.

'dante and virgil in hell' tablosunu ucundan kıyısından da olsa görebilmek için 360 derecelik sanal tur yaptım.

üniversite 1. sınıfta öğrendiğim "avuç oyunu" kavramını o zamandan beri ilk kez bu kitapta yeniden gördüm, şaşırdım, mutlu oldum.

kısaca bu kitapta birbirleriyle alakalı olan her daldan her bölümü, her cümleyi okurken haz alabilir insan. felsefe, mitoloji, psikoloji, sosyoloji, teoloji, sanat, edebiyat… ne isterseniz var. bu da yazarın ilgi alanlarının kalabalıklığından kaynaklanıyor sanırım. yazardan çok kitabı anlattığımın farkındayım ama nasıl olsa kimse okumuyor o yüzden boş verdim. neyse efenim, kitabı anlatmayı, içinde de bolca şiirlerine yer verilen william blake'in şu dizeleriyle sonlandırıyorum.

some are born to sweet delight,
some are born to the endless night.

erkeklerden erkeklere tavsiyeler

covanni covanni
erkek gibi davranın. kızlara yaranacağım diye feminist zırvalara inanmayın,toplu taşımada genç kadınlara yer vermeyin(taciz ihtimali yoksa),hiçbir kadına annenizden çok değer vermeyin. kadınların ben böyleyimdir şöyleyimdir demelerine inanmayın çoğu tersini yapar. sevgili olana kadar hiçbir kadına seni seviyorum,aşığım falan demeyin beğeniyorum/tanımak istiyorum başlangıç için idealdir. hak eden kadına hak ettiği sevgiyi verin,üzmeyin. ayrıca şu skinny pantolonları giymeyin allah aşkına o nedir ya.

sıkı sıkı sarılmak

topalkırkayak topalkırkayak
karşılık verilmesi gereken hareket bence. ben bir iki sene öncesine kadar sarılmayı beceremeyen bir insandım. hala çok iyi olduğum söylenemez ama öküz gibi beklemiyorum, karşılık verebiliyorum en azından.

babaannem sarılırdı benim öyle, oğluum derdi dolu dolu. ben ortaokuldaydım o zamanlar, niye o kadar sıkı sarıldığını anlamazdım, karşılık veremezdim. şimdi olsa da sıkı sıkı sarılsam. ben sarılmayı öğrendim ama ona yetişemedim. o yüzden, size öyle sıkı sıkı sarılan birileri varsa mutlaka karşılık vermeye çalışın. kötü oluyor sonra.