stefan zweig

10 /
ferrarisi olmayan adam ferrarisi olmayan adam
son okuduğum ince kitabı: bir çöküşün öyküsü. öykü gerçek bir hikayeye dayanıyor ve fransa'da 15. louise döneminde bürokraside etkili olan bir kadının madame de prie' nin çöküş hikayesi anlatılıyor. öykü içerisindeki psikolojik ve sosyolojik tespitler oldukça etkileyeci. stefan zweig her zamanki gibi psikolojik tahlillerde ve betimlemelerde inanılmaz başarılı...

"o da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı..."

"... çünkü insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi. madame de prie' nin garip ölümünden, gerçek yaşamından ve sahtece tasarlanmış hilekarlığından geriye herhangi bir anı kitabındaki bir kaç kuru satır kalmıştı yalnızca; ezilmiş bir çiçekten yitip gitmiş baharının mis kokulu mucizesi nasıl anlaşılmazsa, madam de prie' nin tarih olmuş yazgısının tutkulu çoşkusu da sezilmiyordu bu satırlardan."
ferrarisi olmayan adam ferrarisi olmayan adam
oldukça etkileyici bir dil. özellikle kadın psikolojisine hakim bir yazar stefan zweig...

arka kapak notu: 'korku' insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt...

"korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiç bir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. kızımız da cezası kesinleşir kesinleşmez hafifledi. ağlaması seni şaşırtmamalı, bu sadece bir boşalmaydı, önceden baskı altında içinde duruyordu. içte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır. o eğer çocuk olmasaydı veya içini en gizli noktasına kadar görme olanağımız olsaydı, inanıyorum ki aldığı cezaya ve döktüğü gözyaşlarına rağmen, dün olduğundan çok daha hoşnut görürdük."
selimciğim selimciğim
çokomel gibi satıyor (ben de aldım).

izlek, üslup, alt metinler, metinlerarasılık, akıcılık, çarpıcılık, atmosfer, dil, kurgu... hiçbiri değil neden. çünkü o çapta bir damak tadına sahip okur yüzde kaçtır, bilmiyorum. ben mesela kahveden anlamam. az kahve içerim. kahve kültürü olan bir geniş ailem yok. sonradan kendimi bu yönde geliştirme çabam da olmadı. dolayısıyla kahveden anlamak noktasında kafam basmaz. sadece bir iki parametreden anlarım. insanların beğenilerini takip ederek latte'den mocha'ya yüzmek veya rastgele takılmak dışında şansım yok. okuma işi de bundan çok farklı değil.

konuya dönelim. okumak da kahve içmek gibi işte. beğeni dediğimiz, çok öznel sandığımız tercih alanımız -gurme zevkler geliştirmek için uğraşmamışsak ve hüdayinabit bir zevkimiz de yoksa- genellikle çok basit güdümlerle çalışan düz bir makinedir. toprağı bol olsun, stefan zweig için söylemiyorum ama bir yayınevi, politika olarak bir kitabı sattırmak isterse sattırır mesela. zweig'in kitapları çok satarsa zweig'in kitaplarını sevenler de çok olur. peki zweig'in kitapları niçin çok satıyor? edebiyat alanında çok ciddi bir kartopu etkisi var ki o cepte zaten. onun dışında ne olabilir?

kısa romancıklar yazmış. haliyle müstakil basıldığı takdirde (mesela iş kültür öyle yapmış, can yapmamış sanıyorum) bir oturuşta bitirilebilir, göz korkutmayan kitaplar bunlar (bkz. dönüşüm, dokuzuncu hariciye koğuşu) ve ayrıca çerez parasına satın alınabiliyor.

çok satması bir yana, son bir iki yıldır kitaplarının patlamasının, raflarda geniş yer işgal etmesinin, her yayınevinin basmasının nedeni de telif korumasının görece yakın zamanda sona ermiş olması. iyi kötü çevirip siz de basabilirsiniz.

işte bazen hayat böyle basit olabiliyor.
sickgod sickgod
ilber ortaylının da biyografi eserleri açısından övdüğü yazarlardan biridir.şeytanla savaş adlı eserinde hölderlin, kleist ve nietzsche'yi oldukça güzel aktarmıştır. en bilindik eseri satrançı youtube'da okan bayülgenin sesinden dinleyebilirsiniz.
snow flake snow flake
bir kitabının son sayfası, son cümleleri:

"şimdi bu capcanlı hayatımın orta yerine ölüm girecek olur ve bu satırlar başkalarının eline geçerse, bu olasılık da beni korkutmaktan, bana eziyet etmekten uzak. çünkü böyle gecenin büyüsünü hiç idrak etmemiş olanlar, tıpkı benim bundan altı ay önce tek bir akşamın uçucu ve görünürde birbiriyle alakasız fasıllarının, çoktan solmuş bir yazgıyı büyülü biçimde canlandıracağını anladığım gibi anlayamayacaklardır. böyle birinden utanmam, çünkü zaten beni anlamamıştır. ama her şeyin birbirine bağlı olduğunu bilen biri yargılamaz ve gurur göstermez. böyle birinden utanmam, çünkü beni anlamıştır. kendini bir kez keşfeden kişi, bu hayatta hiçbir şey kaybetmez. ve kendi içindeki insanı bir kez anlayan kişi, tüm insanları anlar. "
güccükız güccükız
en son,orijinal ismi ungeduld des herzens türkçeye ise merhamet,acımak gibi farklı isimlerle çevrilmiş olan kitabını okuduğum yazar.stefan zweig romanda acımak ve sevgi arasındaki ince çizgi o kadar güzel anlatmış,öyle harika psikolojik tahliller yapmış ki beni kendisine tekrar hayran bıraktı.
lobotomic lobotomic
kitaplarını genellikle beklenmeyen bir şekilde bitirip, tam olarak netliğe kavuşturmayan bir yazar. kitap bittikten sonra genellikle boş boş tavana bakıp düşünürsünüz. fakat bıraktığı düşünce insana hoş bir hal bırakır. bazen kalp hızlandırır, bazen can sıkar.

kitapları kısadır. az sayfalı, okunabilir bir dile sahiptir. bu türe yeni başlayanlar için idealdir.

okunması tavsiye edilen kitaplar şöyledir efendim. :

satranç
bir kadının yaşamından 24 saat
olağanüstü bir gece
bilinmeyen bir kadının mektubu
10 /