su çürüdü

manha de carnival manha de carnival
bir ahmet telli şiiri,şair kalmasın adlı şiir kasetinde kendi sesinden de seslendirmişti.nedendir bilinmez her okuyuşumda ankara'yı hatırlatır bana.



yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil. o yalnızca geçmişle
gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
leke yalnızlık denilen. şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
havayla ışıkta... farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?
bütün belleğimdekileri yokettim. elektrikli bir aygıyla yaktım,
jiletle kazıdım. çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
edip savurdum.

adımdan gayrısını bilmiyorum.



zamanı yiyip bitirdi karanlık. gece yoktu. güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu. saklayan kırbaç gibi... acı duvarını aşan bu
sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. sesim yoktu. karanlığın karnında yitirdim
sesimi. kör bir kuyuda unutulan yusuf'tum belki. ama
durmadan soruyorlardı. tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar...

adımdan gayrısını bilmiyorum.



iki şeyi bilmek istiyorum. belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum. duvarların rengi neydi? derimin rengi neydi?
dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. duvarların bir rengi olmalı. ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. belki renksizliğin rengiydi bu.
çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

adımdan gayrısını bilmiyorum.



bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. ellerim... sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
ellerim... her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. irinin bir rengi... ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. çürüyen bir dünyanın...

adımdan gayrısını bilmiyorum.



killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
soyumun neye benzediğini unuttum. "insana benziyorlardi"
diye duymuştum bir vakitler. demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık...

adımdan gayrısını bilmiyorum.



ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
çamur gibi bir yağmur damlası... ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek... genzim yanıyor. ince bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. kirli, sıcak ve simsiyah...

adımdan gayrısını bilmiyorum.



suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim... dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. dilin suya
dokunuşu... bir süngerin denizi yutuşu yani. bir çölün seraba
kesilmesi bir an için. her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. dilimi kaçırıyorum artık. sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye... bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. küstü, öldürdü kendini su...
su çürüdü...

adımdan gayrısını bilmiyorum.
endoplazmik retikulum endoplazmik retikulum
ahmet telli'nin hücrede yaşadıklarını aktardığı şiir.

çürüyen bir bedenin bile dayanilabilir kokusuna.
kutuda kalan son bir yudum su, bu bile degildi artik.
küstü, öldürdü kendini su...
su çürüdü...
adimdan gayrisini bilmiyorum...
karyatid karyatid
suyu bile çürütecek kokuşmuşluğumuz...

yalnızlık zaten hiç tanrısal olmadı.

72 gün bir kutuda ölümü beklemek...


insan kendi içsel kutusunda bile nefessiz, ışıksız ve yalnız olabiliyor. kendini unuttukça sadece bir ismi kulagında kalıyor.


ahmet telli'nin hastalıklı şiiri. kendinizle başbaşa kaldığınız da ağır geliyor.
touslesmemes touslesmemes
bu şiiri okumak kendine işkence etmek gibi. hiç girilmemiş bir hücrede ışıksız, sussuz kalmak gibi.
sıkışıp kalmışlık hissi duvarları olmayan karanlık bir hücre. sanırım öfkeliyim ve böyle cezalandırıyorum kendimi.

geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen.