suffragette

erderomi erderomi
hukuki terim olarak anlamı "seçme ve oy kullanma hakkı" olan bu kelime, "birinci dalga feminizm" olarak da literatürde yerini alır.

seçme ve oy kullanma hakkını talep eden bir hareket olduğu için siyasi niteliği ön planda olan kadın hareketidir.

yaşadığımız topraklarda 1860'larda başlayan bu hareket, erken dönem osmanlı hareketi nisvani olarak da bilinir. ilk temsilcileri fatma aliye, emine semiye ve nezihe muhiddin'dır.

osmanlı ve cumhuriyet dönemi feminizm hareketlerinin ayrıntılı bilgisi için (bkz: kadınsız inkılap )
karamuratbenim karamuratbenim
anne emmeline ve daha sonradan kızı sylvia'nın kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesi, daha doğrusu kadının 2. sınıf vatandaş yerine konulmasının protesto eyleminin ismidir. dail mail denilen hükümet yalaması bir gazete tarafından, bu eylemi yapan kadınları aşşağılamak için bu isim sürmanşet yapılmış, daha sonradan da eylemnin ismine dönüşmüştür. şimdi sorsan dail mail yetkilsine guru duyar "biz bu eylemin isim babasıyız" diye, oysa ki aşağılama telaşı ile verilmiş bir isimdir. hem emmeline, hem de emmeline öldükten sonra kızı sylvia hapishanelerde o zamanki iç işleri bakanı, 2. dünya harbinin savaş suçlusu winston churchill'in emri ile işkenceden geçirilirken hala dalga geçiyordu bu yavşak gazete "suffragette inliyor" diye.

(bkz: emmeline pankhurst)
(bkz: sylvia pankhurst)

edit: bkz verdim ama dolumu altı bilmiyorum. dolu değilse de bir ara doldururum.
illusive consensus illusive consensus
"kadınlar, sakin bir mizaca veya siyasal ilişkileri muhakeme edebilecek akli dengeye sahip değillerdir. kadınların oy kullanmasına izin verirsek sosyal yapımız bozulur. kadınlar; babaları, oğulları ve kocaları tarafından gayet iyi temsil ediliyor. oy hakkı verildiği anda önüne geçmek imkânsız olacak. kadınlar; parlamento üyesi, bakan, hâkim olmayı talep edecektir."

1912 londra'sında film bu konuşmalarla başlıyor. bunu söyleyen tabii ki bir erkek ve kadınların birleşerek tek yumruk olmalarından ve seslerini duyurmalarından bile korkuyorlar. çünkü biliyorlar ki kadınlar seslerini duyurduğunda yavaş yavaş kazanımlarını elde edeceklerini biliyorlar.

sarah gavron'un yönettiği, türkçe'ye "diren!" olarak çevrilen 2015 yapımı film, kadınların kanuni olarak oy kullanma haklarının olmadığı, kocalarının sözünden çıkamadığı o günün ingiltere'sinde bir grup kadının "süfrajet" hareketiyle kadınların oy kullanma hakkını elde etmeleri için verdiği savaşı anlatmaktadır.

filmde ayrıca bu feminist direniş arasında aile ilişkileri, erkeğin karısının feminist harekete katılmasındaki bakış açısı, arada kalan çocuklar ve gözyaşlarını da bizlere hissettiriyor.

bu film, bugün tüm derdi "bugün ne giysem", "ne yesem", "alışverişi ne zaman yapsam" olan tüm kadınlara izletilmelidir. çünkü bugün bunları rahat rahat düşünebiliyorlarsa, bunu ingiltere'de, fransa'da, almanya'da, dünyanın dört bir yanında seçme ve seçilme hakkını dövüşe dövüşe, direne direne kopararak alan kadınlara bağlıdır.

bugünlere nasıl gelindiğini anlamak için muhakkak izlenmesi gereken bir film.
birfincancay birfincancay
günümüzün bilgi birikimine olanaklarına ve teknolojisine göre değerlendirme yaparsak oldukça basit diyebileceğimiz bir film. tarihsel gerçeklerle pek uyuşmuyor. yirminci yüzyılın başındaki feminizm hareketi ile ilgili bir dezenformasyon yapılmış. işleyiş de başarısız. ha ama o dönemin ingiltere sinin ne tarz bir keşmekeş içinde olduğunun daha net anlaşılması için de yardımcı oluyor, olmuyor değil. adamlar analarının karnından toplum sorunlarına duyarlı über hassas mutteşem bir medeniyet şeklinde çıkmamışlar yani. hem carey mulligan var. izlenir.
zincirlemegunahtamlaması zincirlemegunahtamlaması
beğendiğim ve izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bir film.

bunu film dili ve kurgusu açısından söylemiyorum. son zamanlarda tanıştığım kadınlarda bir gerizekalılık sezdiğim için bunu söylüyorum. evet bu filmin başlığının altına gayet uyan bir laf ediyorum. çünkü bu gerizekalılık kadınların ellerinde bulundukları doğal hakların değerinin çok farkında olmadıklarından kaynaklanıyor.

bazı şeyler yukardan inme bir şekilde, mücadele vermeden elde edilince değeri bilinmiyor anlaşılan.
kadının avrupa'da çok da uzak olmayan bir zaman diliminde ne denli aşağılık bir halde olduğunu görmek için önemli bir hikaye.
türk devrimini aptal saptal sebeplerle eleştiren bir kadının ağzını açarken daha dikketli olması gerektiğini güzel bir şekilde gösterecektir. o çok modern fransa ve italya'nın ne zaman modernleştiğini de filmin sonunda dikkatle bekleyiniz.

suffragette (2015) 12 wins & 8 nominations. see more awards " a drama that tracks the story of the foot soldiers of the early feminist movement, women who were forced... ımdb
bu sefer kesin bu sefer kesin
güzel bir filmdi.
erkek milletinin zaman, mekan ve ırk farketmeksizin her yerde aynı iğrençlikleri sergilediğini görüyorsunuz.
ve kadınlarında gerçekten çabalamadan kazanamayacaklarını.
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
hakkın verilmediğini, söke söke alındığını söyleyen bir film. "kadınlar, haklarınız söke söke kendinizce alınır, bununla uğraşırken hemcinslerinizin utanç kaynağı da olursunuz, kocalarınız size bittabii sırtını da döner, aç susuz da kalırsınız; ama kaybedecek neyiniz var" diyor. hayatınızın bi anlamı olsun,

bence filmdeki mevzu, seçme seçilme hakkından öte bi şeydi. seçme seçilme hakkı nedir ya hu? dünyanın en basit şeylerinden biri. ama bak, düşün. dünyanın en basit şeyinde bile erkek sana varolma hakkı tanımıyor.

çocuğu sana doğurtuyor, sana baktırıyor; ama onunla ilgili tek karar verme hakkını sana vermiyor.

senin paranı istediğin gibi harcamana izin vermiyor, senden istediğin bir şeyde imzasını sakınabiliyor.

kadınların politik mücadele yürütmesini istemiyor, bunu kabullenmiyor ve politik kadın tutukluyu, adi suçlar işlemiş kişilerle aynı kefeye koyarak "senin siyasal bir suç işlemiş olman imkan dahilinde bile değil" diyor.

kadını erkekten daha çok çalıştırıp, "güçsüz" diyerek daha az ücret veriyor; ama sokakta vurmaya gelince karnına copu maşallah pek bir hırsla indiriyor.

***

bundan çok değil 30-40 yıl önce kadınlar çalışabilmek için eşlerinden izin almak zorundaydılar. memuriyet hayatı evlilikle biten bir kurumdu. aman aileye zeval gelmesindi. bunlar halihazırda dünyada bir yerlerde olmaya devam ediyor. hala kadınlar erkeklerden düşük ücretler alıyor, kadınların yoğunlukla çalıştığı iş kollarının ücretleri, işler daha değersiz addedildiği için düşük tutuluyor.


daha gidecek çok yolumuz var yanisi. söz değil, iş yapmak gerek. film hırsınızı biliyorsa, güzeldir işte.
karbonat erol karbonat erol
filmin konusu güzel kendisi eh işte. carey mulligan yine coşturmuş ama helena bonham carter biraz eğreti olmuş. herhalde tim burton sayesinde (seven hariç) kafamızda mistik bir hatun olarak yer etti.

en çok akılda kalan ise filmin sonunda kadınlara seçilme hakkı veren ülkeler sıralamasında 1934'le üst sıralarda yer almamız ve çevirmenin ''1934... teşekkürler atam'' notuydu.
nymeria sand nymeria sand
"kanunlar benim için değersiz.
kimse fikrimi sormadı ki."

repliğiyle 1913 ingilteresi' nden 2016 türkiye' sine bir bakış gönderen film. insan, sonunda ister istemez düşünmeden edemiyor. 1934 yılında çoğu avrupa ülkesinden evvel verilmiş olan haklarımızla 2015 yılına oy kullanmaya başlayan suudi kadınlarından çok daha iyi durumda olduğumuzu söylenebilir, bardağın dolu tarafından bakıldığında. boş taraf ise çok başka şeyler söylüyor, bu ülkede bir tek kadın bile 17 erkeğin arasında aym üyesi seçilemiyor. sonra da bu mahkemenin eşitliğin güvencesi olmasını bekliyoruz. kadın bakanımız yalnızca "aile ve kadından sorumlu" olabiliyor ancak.
arel arel
hak verilmez alınır demek için yapılmış bir film özellikle kadınlar izlemeli.
film kısaca "her evdeyiz, insan ırkının yarısıyız. hepimizi durduramazsınız." diyor
sona sona
"bizimki de feministlik mi? asıl feministliği 20. yy'dakiler yapmış" dedirten film. ve oy hakkımız hariç neredeyse hala aynı şeyler için savaşıyor olduğumuzu da tokat gibi yüzümüze çarpandır aynı zamanda.