the post

muzevir muzevir
steven spielberg yönetmenliğinde meryl streep ve tom hanks'in başrollerinde yer aldığı, basın özgürlüğü temalı, 2017 çıkışlı film. filmin sonunda vurgulanan, abd yüksek mahkemesi kararındaki bir cümleyi motto edinmiş: "gazeteler hükûmetin değil halkın yararına çalışır."

biraz konusundan söz edeceğim, spoiler ithamında bulunacaklar okumasın. dönemin abd savunma bakanı olan robert mcnamara, vietnam savaşı'yla ilgili gelecek yıllarda üniversitelere kaynaklık etsin diye gizli bir araştırma yürütmüştür. yüzlerce sayfalık bu araştırma bir alt bilgi olarak abd hükûmetinin bu savaşı kazanamayacaklarını bildiğini ama dönemin başkanı nixon'ın itibarını korumak için yine de askerlerini bile bile ölüme gönderdiğini ortaya çıkarmaktadır.

araştırmada yer alan kişilerden biri belgeleri new york times'a sızdırır. o yıllarda washington post yerel bir gazetedir ve büyümeye çalışmaktadır. ny times, hazırladıkları yazı dizisinin ilkini yayımladığında mahkeme kararıyla "abd'nin yüksek çıkarları" bahane edilerek yazı dizisinin kalanını yayımlamaları engellenir. belgeleri sızdıran kişiyle bağlantıya geçen bir washington post muhabiri gizli dosyaları alıp kendi gazetesine getirir. film bu aşamadan sonra spotlight temasına dönüşür; tüm baskılara rağmen haberi basacaklar mı, basmayacaklar mı düğümü atılır ve sonrasında mutlu sona ulaşılır.

bizim için oldukça anlamlı bir film ancak bu tür savaşımları otuz kırk yıl önce vermiş ve galip geldiği hissiyle hayatına devam eden batı demokrasileri için sıradan bir konu. dolayısıyla oscar'a yetiştirmek için biraz aceleye getirilmiş eleştirileri yapılıyor. tabii iki arada bir derede kalmış ezik bir kadının verdiği cesur bir kararı çok iyi oynadığı için meryl ablamızı da yere göğe koyamıyorlar, hayat hep çetrefil zaten.

diğer yandan soner yalçın da ilginç şeyler söylemiş filmle ilgili, tavsiyem filmi izledikten sonra okumanızdır ama izlemeyecekseniz şuradan okuyabilirsiniz:
www.sozcu.com.tr
hayat hep çetrefil demiş miydim, neye inanacağımızı şaşırır olduk. filmi izleyip soner yalçın'ı da okuduktan sonra şöyle bir düşünce oluştu bende: "tamam, yazdıkları doğru olabilir ama ya soner yalçın da bu satırları belli bir sermaye grubuna hizmet etmek için yazıyorsa? ya bunun da arkasında bilmediğimiz başka bir gerçek varsa?"

asıl düşüncem şu: bize o kadar yalan söylüyorlar ki neyin gerçek olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok artık.
lungapausa lungapausa
demokrasi ve basın özgürlüğü konusunda ne kadar geride olduğumuzu gösteren oscar adayı film. trump döneminde çıkması ayrı bir ironi. ülkemizde basının durumuyla uyuşması ayrı bir ironi.

2016 oscar ödüllü spotlight'la aynı temelde gibi gözükse de, esasında the post'ta basının kendisi konu ediliyor. ortalama ile iyi arası bir film olması neticesinde, artık heykelcik vermelerinden gına getirdikleri meryl streep haricinde oscar'da başarılı olabileceklerini düşünmüyorum.
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
otursun nagehan alçı, rasim ozan kütahyalı ile izlesin. yanlarına kankalarını da alsınlar. sonrasında rahat rahat uyuyabiliyorlarsa, zaten diyecek bir şey yok.

filmde merly streep'in bir kadın olarak karşılaştığı her şeye felaket bilendim ve o da o kadar harika oynadı ki, aşkolsun.