the shape of water

sweet child o mine sweet child o mine
2017 yapımı filmlerde bugün the shape of water vardı.
büyük bir laboratuvarda (ya da bilim merkezinde. ismi tam nedir bilmiyorum) temizlik görevlisi olarak çalışan dilsiz bir kadın, bir gün laboratuvara insansı bir yaratık getirildiğine şahit olur. ve sonrasında olaylar gelişir. senaryo olarak her şeyi neredeyse baştan sona tahmin edilebiliyor. ancak oyunculuklar (bu sene ödül bekliyoruzzz) ve müzikal anlamda güzel bir doyum sağladı benim için. film ödül alma ihtimalini artırmak için sanırım, şu sıralar popüler olan "homofobi" ve "ırkçılık" figürlerine de minnacık da olsa değinmiş. herkes yaptığı için artık kızamıyorum bile buna.


--spoiler--

sessiz kadının, zenci iş arkadaşına yaratığın cinsel organının nasıl ortaya çıktığını tarif etme şekli çok komikti. orda filmi izlediğim arkadaşımla birbirimize vura vura güldük. sonra zenci kadının cevap olarak "belden aşağısı düz gibi görünse bile hiçbir erkeğe güvenmeyeceksin" demesi ise daha komikti.

yaratığa "sen tanrısın" denmesini pek aklım almasa da, evrimin bizden çok ötesinde bir parçası gibiydi. belki balıktı belki mutasyon geçirmiş bir insansı varlıktı. derisinin muhtemelen iyileştirme gibi bir etkisi vardı. yaşlı adamın kel kafasına dokunduğunda saç çıkması, yarasına dokunduğunda yarasının ortadan kaybolması bende açıkçası "acaba kızın sesini de kıza verebilir mi" diye düşündürdü ama sonra fark ettim ki o kızı "eksik" olarak görmüyordu ki biz insanlar gibi. konuşamama onun için bir kusur, eksiklik değildi çünkü zaten kendisi de konuşamıyor işaretlerle anlaşıyordu. son sahnede ise kızın da suyun içerisinde kendisi gibi nefes almadan yaşayabilir olmasını sağladı. belki de kızın ona göre tek eksiği buydu ve o bunu ona sağladı. ve yaşlı adamın da dediği gibi belki de sonsuza kadar mutlu yaşadılar. masalsı filmin masalsı güzel sonu da böyle olur işte....

-spoiler----


puanım 12 üzerinden 10. oyuncu kadrosundan biri ya da yönetmeni ya da film, artık bilemiyorum hangisi olur, mutlaka en az birinin oscar ödülü almasına kesin gözüyle bakıyorum. benim gönlüm en iyi kadın oyuncu (bkz: sally hawkins) ödülünden yana.

ayrıca bazen "yanlış yüzyılda doğmuşum sanki" derim, bu filmde de buna benzer bir replik var ve gerek bu sahne gerek öncesindeki konuşma da oldukça hoştu:


sifacı sifacı
"görmek mümkün değil senin şeklini
dört bir yanım seninle çevrili
varlığın doldurur gözlerimi aşkınla
kalbim âciz kalır her yerdeki varlığınla"
toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
film oscar kazandı ama ben beğenmedim. oscar jürisinden daha iddialı değilim ama izleyenlere sormak isterim; size de çok klişe gelmedi mi? her an "şimdi bir şey olacak" diye bekleyip hiç bir şey olmaması size de garip gelmedi mi?

bir aşk, biraz fantastik dokunuşlar ama inanılmaz klişe bir akış ve son. hepi topu 4-5 mekanda çekilen filmden aklımızda kalan sadece başrol kadın oyuncunun dilsiz bir kadını oynama başarısı.
3
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
tüm işim gücüm bitmişçesine izledim ve açıkcası zaman kaybı. arka plan çok güzel. televizyon yüzünden sinemanın ortadan kalkışı, kopan ve çürüyen parmaklar, petrol yeşili renginde bir cadillac. başarılı olma arzusu, bilim aşkının vatanseverliğe üstün gelmesi, zamanında yüksek ihtimal yine aynı yaratıkça üzeri çiziktirilmiş dilsiz kadın, fotoğrafın çizime galip gelişi, homoseksüellik, ırkçılık, kadın düşmanlığı...yani ayrıntılarda maşallah ne bulmuşlarsa döneme dair sokuşturmuşlar; ama tüm bunlara rağmen arka planda olan bitenler ön plandaki ne olduğu tam da belli olmayan "şeyi" bütünleyememiş. onlar ayrı, bu ayrı gibi durmuş.

filmdeki en güzel an ise

spoiler

zelda'nın "memleketin en akıllı erkekleri burda ve hâlâ tuvaleti tutturamayıp yere işiyorlar" demesi. yıl olmuş 2018, hâlâ deliği tutturamıyorlar zelda bacım.

(bkz: kapağı açık klozet ve çiş damlaları)

spoiler bitti
sineld sineld
film güzel olmasına güzel de, mesele oscar olunca biraz düşündürüyor.
filmin vermeye çalıştığı mesajı başarıyla verdiğini söyleyebilirim ancak oscarlık film daha sonra tekrar iznelebilir türde olmalı bence. bu filmle sonraları bir televizyonda bile karşılaşsam kanalı değiştiririm.
inquisitive inquisitive
7,5-8/10luk bir film. görüntü yönetmeni kimse tebrik ederim, görüntüleri bence çok güzeldi filmin. arkaplanda tabi bol bol döneme dair (1960lar) politik eleştiri vardı. senaryo ne yazık ki mantık hatalarıyla dolu, ancak filmin yarattığı ortam için kabul edilebilir.
ayrıca filmin genel konusunun bana biraz tuhaf geldiğini de söylemeliyim.
3