the square

gülüsevdimdikenibattı gülüsevdimdikenibattı
belgesel filmde, tahrir meydanı'nda başlayan olaylar, altı farklı direnişçinin gözünden anlatılıyor.

"eğer insanlar burada ne olduğuna dair kandırılıyorsa, o zaman her şeyi çekip onlara gerçeği göstermeliyiz. elimizde bir kamera olduğu sürece devrim devam edecektir."

"ayrılık çok acı mina"

"eğ, eğ başını öne, çünkü vatanında "demokrasi" var"

"halk çocukları için çikolata istiyor"

"biz bir lider değil, vicdan istiyoruz"

"eve gidip uyumak istiyorum"

mubi'de gösterimde.
benkendimveben benkendimveben
söylemek istediğini o kadar karmaşık ve uzun uzadıya anlatıyor ki hem yoruyor hem de tedirgin ediyor . soğuk ülkenin pek de garip gülümseten ve yer yer kahkaha attıran sahneleri de filmin içinde biraz dumansız hava sahası gibi geldi açıkçası . geri kalan kısımlar resmen beynimizin yandığı ve şu neyi anlattığını anlayamadığım fransız filozoflarının kitapları gibiydi laf salatası ..
sanat eseri yapım aşamasında mi sanat eseridir yoksa bulunduğu yere göre mi sanat eseridir ?
korkularımız nerelerden beslenir ? içimizden beslenen korkular ile dıştan gelen korku ve tedirginlikler bizi ne derece rahatsız ediyor ?
linç kültürü nasıl doğar ? linç edilme eşiği nerede durur ?
vicdanımız ancak bir şeyleri kaybedince mi harekete geçer ?
sevgisiz seks olur mu ?
ve bilimum sorular sordurur ki film tam bir felsefe kitabı desek yanlış olmazdı sanırım .