the visit

utkun utkun
isviçreli drama yazarı friedrich dürrenmatt tarafından 1956 yılında yazılmış, orjinal ismi der besuch der alten dame olan trajikomedidir.
ersan kuneri ersan kuneri
bir ara shyamalan ın son çekeceği film olarak algıladım, anlık bir seratonin kapladı benliğimi, sonra acı gerçek ile karşılaştım.

wayward pines ile hadi son bir şans vereyim dediğim ve pişman olduğum shyamalan ın yeni filmi.

umarım bu filmde de çalı çırpıdan koşarak kaçmazlar.

(bkz: the happening)
zincirlemegunahtamlaması zincirlemegunahtamlaması
klişelerle dolu bir gerilim filmi.

filmde rahatsız edici derecede kurgu hataları var. ancak sıkılmadan izleyebiliyorsunuz. boş kafa izleyeyim derseniz gideri var. filmin ortasına gelmeden olayı çözebiliyorsunuz. hele sarışın kadın kapıya dayandığında kafanızda ışık yanıyor. izleyip unutmalık.

the visit (2015) two children are sent to their grandparents house to spend a week with their grandparents while their single mom goes on a relaxing vacation with h... ımdb
digital militia digital militia
öncelikle "i'm a lil' pussy." demek istiyorum bu girinin başında. evet, bu bir gerçek. fakat bu filmi izledim, korkarak izledim. çünkü izlemek gerekiyordu. gel gelelim film yorumlamasına.

film korkutuyor, hatta ve hatta sıçıttırıyor, dediğim gibi, benim korku eşiğim düşüktür, eyvallah. ama korktum diye de filme iyi diyemem. cliché değil mevzu, başka şeyler. bu noktadan sonra giri spoiler içerir, belirteyim şimdiden.

tamam, belgesel değil bu, çok gerçekçi ve mantıklı olması lâzım değil fakat, çocukların dedesi ve anneannesi internet sitesi sahibi, bilinen, tanınan insanlar. tiplerini görmediler mi hiç? annenin sorumsuzluğu değil olay, ama filmin başında "annemle babam psikolojik danışmanlık sağlıyormuş, internet siteleri bile var." cümlesini söyletiyorsan kadına, böyle bir detayı veriyorsan, buna da bir ayar çek.

filmde o kadar çok götüm attı ki; bunlar gerçek anneanneyle dede değildir kısmını hiç düşünmedim. fakat öğrendikten sonra aklıma şu geldi; iki adet bu denli ciddi akıl hastası hastaneden kaçıyor, onlarla yakından ilgilenen iki adet gönüllü ortadan kayboluyor, hastaneden görevli geliyor soruyor, komşu geliyor soruyor, ortalıkta ne bir polis var, ne bir arama. kaldı ki yanlış bilmiyorsam dede, anneannenin iki çocuğunu boğduğunu söylüyordu. bu akıl hastaları aynı zamanda cinayet de işlemişler ki bu durumu epey ciddi yapıyor.

saklambaç sahnesi ve görünen göt, buna ek olarak kamerayı ele alış, buralarda yüreğim götümden dışarı uç verdi. bunlardan daha çok da fırın temizleme sahnesinde korktum. yönetmen iyi avlamış seyirciyi. özellikle ilk durumda anneanne o kadar rahatsız edici ki, acayip rahatsız hissettim. sonra bir şey olmayınca "başarılı olmuş, tebrikler." dedim. ikincisi de tırstırdı ama ilki kadar değil.

son rezalet, sosyal mesaj falan siktiriniz gidiniz lütfen, hiç gerek yok.

ben öykü yazarken iki karakterin tanışmasını yeterince akla ve gerçeğe uygun bulmayınca bütünüyle yazmayı bırakıyorum, adam kurguyu resmen oldu-bitti üzerine inşa ediyor ve film çekiyor.

the taking of deborah logan ile benzer formülü var bu filmin. yaşlı bir ev sakininin çıldırması insanları korkutuyor.

kurgu ve senaryonun boktanlığı, clichéler, bunlar mevcut fakat ben yine korktum 'cos i'm a lil' pussy.