three billboards outside ebbing missouri

provo provo
in bruges ve seven psychopaths filmleri ile tanıdığımız oyun yazarı/senarist/yönetmen martin mcdonagh'ın yeni film projesi. başrolde frances mcdormand var. mcdonagh'ın söylediğine göre film kızı öldürülen 50 yaşında bir kadınla ilgili. kadın polislerin adaleti sağlamaktansa siyahlara işkence yapmakla daha çok ilgilendiğini düşünüyor ve onlara karşı bir mücadeleye girişiyor.

[http://blogs.indiewire.com/theplaylist/frances-mcdormand-to-star-in-martin-mcdonaghs-next-film-director-calls-focus-features-scumbags-20150914 indiewire]'a göre çekimler önümüzdeki yıl başlayacak, vizyon tarihi ise önümüzdeki yılın sonları ya da 2017'nin başları gibi görünüyor.
lungapausa lungapausa
süresi uzun olmasına rağmen sağlam bir kara komedi izlettiren martin mcdonagh filmi.

şahsi fikrim, yönetmen, bu filmde "in bruges"daki hamlığı üzerinden atmış. frances mcdormand'ı oscar heykelciği ile görür müyüz bilmem ama sam rockwell ile birlikte iyi iş çıkarmışlar. işlemedikleri suçların cezalarını, zincirlemeler şeklinde ödeyen insanların hikayesini mizah sosuyla anlatan izlenesi bir film olmuş.
sweet child o mine sweet child o mine
tecavüz edilip yakılarak öldürülen kızının davasında hiçbir sonuca ulaşılamaması sonucu polislere "bu davayı ya siz severek çözeceksiniz ya ben zorla çözdüreceğim" diye direnen bir annenin dram dolu hikayesi.
polisler davayı çözmek için bir bok yapmıyor ama yapabilecekleri hiçbir şey yok çünkü ellerinde ne kanıt var ne de eşleşen bir dna örneği. anne de sonunda çıldırıp şehrin girişinde arka arkaya bulunan 3 reklam panosuna (billboard) reklam(!) veriyor. ve olaylar başlıyor...



bu arada filmde sadece annenin dramı yok. o polislerin -özellikle şu sorumsuz olanın- hikayesinden ayrı film çıkar. hem komiklikler havada uçuşuyor hem de izlerken inanılmaz üzülüyorsun. gerçek hayat gibi.

bu filme en iyi film ödülünü vermezse oscar, dükkanı kapatsın gitsin. o kadar diyorum. en iyi görüntüler yok, en iyi müzikler yok (zaten 1 tane şarkı var film boyunca dönüp dolaşıp aynısını çalıyorlar) ama şimdiye kadar izlediklerim arasında (5-6 tanesi hariç tüm aday filmleri izledim) en iyi film. hadi bakalım, en iyi filmde destekçisiyiz.
puanım 12 üzerinden 9.7
c k c k
oyunculuklar, senaryo, atmosfer harikaydı. moraliniz bozukken saçma bir şey olur gülersiniz, aynı o duyguyu yaşatıyor bazı sahneler. kara mizah gibi aslında. dizi bile olurdu bu senaryodan.

bu arada;
bütçe $12 milyon
hasılat $111.8 milyon
kaynak: tr.m.wikipedia.org
kelimeler albayım kelimeler albayım
izlediğim en güzel filmlerden biri. 'dram' ı izleyiciyi sıkmadan yaşatmanın bugını bulmuş adam. her filminde hiç ama hiç sıkılmadan sanki iyi bir şarkıyı dinler gibi izleyebiliyorsunuz ve screenplay o kadar iyi ki soğuk gerçekliğin yanısıra slze poetic dakikalar yaşatabiliyor.
driving einstein driving einstein
gece gece nereden aklıma geldi bilmiyorum ama bana göre 2017'nin en iyi dram filmidir tartışmasız.

oyunculuklar 10 numara, hikaye, kurgu, mesaj ve işleniş de mükemmel. konu acıtıyor. sıra sıra veriyor hikaye örgüsünü ve öyle bir yerde bağlanıyorsun ki karakterlerin acısını paylaşıyorsun. kızı için pes etmeyen anne, her yolu denemesine rağmen engeller koyulması ve küçük abd kasabası anormallikleri(bizde de küçük şehirdeki mahalle baskısı örnek verilebilir) o kadar iyi işlenmiş ki. ben orada olsam çoktan herkese sıkıp sonra da kendime sıkardım diyorsunuz. süresi uzun sayılabilir ama sıkmıyor hiç.

ismi de hiç allı pullu değil, düz çünkü filmin derdi belli. bas bas bağırıyor mesajını ve duyguları(özellikle acı ve dram) çok güzel veriyor.

müzikleri de kesinlikle özenilmiş ve filme uygun.

net olarak puanım 9.8/10'dur filme ve herkesin ölmeden bu filmi izlemesi gerektiğini düşünüyorum ya da benzer filmi. bizde çok daha beterleri alenen yaşanırken hiçbir zaman böyle anlatamayacağız sansür vsler nedenler yüzünden. en çok üzüldüğüm konu budur.
sakil sakil
saniyeler evvel bitirdiğim güzel dram filmi. ciddi anlamda güzeldi. dram filmi olduğu için ağır ilerlese de hiç sıkmadı. peter dinklage'nin az gözükmesine rağmen ortaya koyduğu güzel performans ve woody harrelson'un sağlam oyunculuğu hoşuma giderken abbie cornish'in fazla kiloları şahsımı bir miktar üzdü. filmin sonunun bağlanmaması da bir miktar canımı sıktı bu arada. ha son olarak filmin ana konusunun arkasında polis memuru dixon karakterinin yaşadıkları çok ilgi çekiciydi. kısacası 8/10'u rahat alıp 9/10'u zorlayacak bir film. sanırım driving einstein'in övgülerini görünce listeme almıştım filmi. buradan teşekkürlerimi sunayım.
sifacı sifacı
seni hep sevdiğimi ve eğer cennet varsa tekrar görüşeceğimizi bil. eğer yoksa da,seni tanımak cennet gibiydi zaten.
senin olan, bill.