türkiye nin hukuk devleti olmaması

tonguç tonguç
bu sözün anlamı tam olarak, devletin yönetiminde hukuk un varlığından hiçbir şekilde söz edilemez. adaleti devre dışı bıraktığında, sistem kendi adaletini insanların boynuna geçirdiği iple sağlıyor.

bölünmüş ve birbirilerini eleştirerek, öldürerek var olmaya çalışan binlerce topluluk var bu ülkede. bu ülkenin tarihi de, unutmaktan bıkmadığımız sayısız fail-i meçhul dosya ve ırzına geçilmiş hakikatlarla dolu. devleti yöneten unsurlar burada devreye giriyor. ölü belirsizliklerin üzerine piranha gibi saldıran medya unsurları, herşeyden bihaber vatandaşı istisnasız bir çoğunlukla oyalarken, milli servet de perdenin arkasında sinsice gülen godoşlarca paylaşılıyor. birileri öldürülürken, öldürenler bir başkasının boğazına ipi geçirip halkın linç etme sevdasına salıveriyorlar onları. peki bunlara uyanan insanların sayısı artınca ne olacak? işte o zaman türkiye bir hukuk devleti olacak.
itirazım var sayın yönetici itirazım var sayın yönetici
- yazılı kanunlarınız, hukuk düzeniniz, örümcek ağları gibidir. güçsüzü tutarlar; ancak yerine göre zenginler, soylular ve güçlüler tarafından yırtılıp atılmaktadır.-

solon'un yunan adaleti'nin ve yasalarının ne kadar akla ve mantığa uygun olduğunu ve bu yasaların işleyiş bakımından da işlevsel ve bağımsız bir nitelik taşıdığını söylediği bir tartışma sırasında iskitli filozof anakharsis yukarıdaki cümleyi kurmuş ve tam 26 yüzyıl evvelinden bugün birçoğumuzun farkına dahi varamadığı o tespiti yapmıştır. bu ülkede son yıllarda alabildiğine süren ve duruma göre "saygı gösterilmesi gereken" olarak ilan edilen hukuk düzeni 26 yüzyıl evvelden gelen o tespitin en büyük ispatıdır.

dreyfus davası başladığında kimse dünyayı bu kadar etkileyecek bir haksızlığın mahkeme kararlarıyla onanacağını bilemezdi. dahası hiç kimse hukukun ırkçılığı ve anti-semitizm'i bu kadar ayyuka çıkartabileceğini kestiremezdi. ta ki emile zola bu işe yürekli ve kararlı bir biçimde yaklaşarak 'j accuse!' yani "itham ediyorum" diyene kadar. sonrasında kamuoyu ve aydınların emile zola'ya destekleri ile devam eden bu süreç emile zola ve eşinin şüpheli biçimde ölümlerinin ardından da sürmüş ve en azından halkın tepkisinden korkulmasından mütevellit suçsuzluğu artık ortaya çıkan dreyfus önceki cumhurbaşkanı'nın ölümüyle seçilen cumhurbaşkanı tarafından affedilmiş ve ordudaki görevine devam etmişti. bu davanın önemi adaletin egemenlerin ve egemen zihniyetin kontrolü altındaki rolünün açığa iyiden iyiye vurulmasıdır. sonucu ise fransa'nın anti semitizm'le hesaplaşması ve devletin sağ-sol ideolojiler arasında kendine bir rol biçmesi olarak tezahür etmiştir.

hukuk, normlarını halktan almak yerine hegemonik devlet politikalarından aldığı vakit, gündelik yaşam karşısında darbeci olur. egemen politik düsturu toplumsal dinamiklere sirayet ettirmek biçiminde ortaya çıkan bu hukuk algısı toplumsal bilinci kendi istediği şekle evriltir. egmenin çarkında dönüp duran yasalar ve adalet hiçbir zaman bağımsız ve tarafsız olmamıştır. bunu şöyle özetlemek yeterlidir: herkes eşittir ama bazıları daha eşittir.

türkiye'de dreyfus davasındaki gibi bir kararlılık ortamına haiz olmuş herhangi bir dava yok. olmasını beklemek olası değil. türkiye'de hukuksuzluğu yaratan süreçlerin orta yerinde politika ve siyaset durur. bu politika ve siyaset tutumlarını yönlendiren ise yine resmi ideolojidir. dolayısıyla türkiye'de vuk'u bulan bir haksızlığı gidermek için ve suçluyu cezalandırmak için gerek ve yeter şart suçluya verilecek cezanın resmi ideolojiyle çelişmemesidir. bunu uğur kaymaz davasında yaşamıştık en son. uğur kaymaz ve babasını öldüren polisleri beraat ettiren yargıtay, bu ülkenin yargıtay'ıdır. bir çocuğun ölümü, arkasına resmi ideolojiyi almış 13 yasal mermi ile yapılmışsa elbette suç değildir. halbuki polis memurlarının beraat etmesine olmayan sivil toplumu ile karşı çıkamayan bu toplum ve bu yargı, haliyle çocukları tmk mağduru yaparken de alkışlanan toplum ve yargıdır.

yargının hukuksuzlukları ile devam edelim. resmi ideolojinin yargı ve ulus-devlet'i nasıl bir araya getirdiğini açıkça görmek isteyenlere bir örnek olsun ibret-i alem "ifade özgürlüğü" kararları. baskın oran ve ibrahim kaboğlu 6 yıl evvel azınlık raporu'nu yazdıktan sonra birçok gazeteci tarafından açıkça küfür ve tehdide maruz kalmıştı. bir sürü hakaret var ancak sadece birini buraya aktarmak dahi yeterli. hüseyin kocabıyık, baskın oran ve ibrahim kaboğlu için şunları söylemişti: "`çanağına yal konulunca ve etli kemik vaadini duyunca yaltaklanan,kuyruk sallayan kanişler,uyanık geçinen şapşallar,salak,tescilli hain,zavallılar.tc devletimize-milletimizin birliğine kalleşçe ihanet hançeri sokanlar`." bunu ifade özgürlüğü kapsamında kabul eden ve tescilleyen yargıtay 4 hukuk dairesi baskın oran'ın bir agos gazetesi yazarı olduğu ve ermeni meselesiyle ilgili yazdığını, dolayısıyla kendisinin de ifade özgürlüğünü kullandığını ve her türlü eleştiriye açık olması gerektiğini söylemişti. onlar için hüseyin kocabıyık'ın ettiği laflar tamamiyle eleştiridir ve baskın oran agos gazetesi'nde ermeni meselesi üzerine yazdığı için bu 'eleştiri'yi haketmiştir.

sadece yargıtay ile kalmıyor elbette. 1971 yılında türkiye işçi partisi'ni kapatan anayasa mahkemesi, hala parti kapatabilmektedir. son örneği dtp'ye kadar onlarca parti kapatma kararı sözkonusudur. gücünü halktan aldığını iddia eden hukuk gücünü halktan alan partileri yok edebilmektedir. anayasa mahkemesi'nin din, dil, etnik köken ve daha bir çok konuda verdiği 'hukuk temelli'(!), evrensel(!) kararları mevcuttur.

bu ülkede çocukları öldürenler polisler olunca susan bir halk ve hukuk zihniyeti elbette resmi ideolojinin ürünüdür. siz "esastan bozamaz" ve "istemediğimiz 2 değişikliği iptal etti zaten" diye diye gerinmeye devam edin. bu ülkede hukuksuzluğu yaratanlar ve sistemin resmiyetiyle ideolojilerinizi gerdan kıra kıra raksederek paçalarınızdan fışkırtanlar, haydi, şappi şappi yandan yandaaannn...

platon'un devlet adlı eserindeki karakteri thrasymakhos'tan size gelsin:

"adalet güçlünün çıkarından başka bir şey değildir."
saklasamanı saklasamanı
türkiye'deki hukuku kısaca özetlemek istersek: "hukukun hükmettiği yerde, insanların hayatı gibi, mülkiyet hakkı ve özgürlükler de tehlike altındadır."


murphy kanunu
bu adamdan zarar gelmez denilen adamın bu adamdan zarar gelmez denilen adamın
"türkiye bir hukuk devleti değil ve hiçbir zaman da olmadı. hukuk, devlet ideolojisine payanda işlevi görmek üzere tasarlandı ve esas olarak devleti koruma altına aldı. dolayısıyla iktidarı denetleyen ve dizginleyen bir disiplin olarak görülmek bir yana, doğrudan iktidarın paydaşı olarak gelişti. bu durumdan yararlanan ve iktidar olanağını kullanan ise doğal olarak soyut ‘hukuk' değil, yargı oldu. batılıların bugün türkiye'de olan biteni anlamamasının temel nedenlerinden biri de bu. modern siyasî sistemlerde yargı, kuvvetler ayrılığının ayaklarından biri. yani yasama ve yürütmenin yanında demokratik sistemin çalışması için elzem bir erk. o nedenle yargı bağımsızlığına halel gelmemesini önemsiyorlar ve tabii ki bu anlamlı bir kaygı. ne var ki türkiye'de yargı, kuvvetler ayrılığının parçası olmanın çok ötesinde bir konumda… bizde yargı devlet bürokrasisinin yapısal ayaklarından biri… yani aynen ordu, emniyet ve istihbarat gibi, devlet misyonunu taşıyan bir organ. o nedenle de birincil kaygısı adalet olmayan, siyasî değerlendirmeyi doğal sayan bir yapılanmadan söz ediyoruz. dolayısıyla cumhuriyet'in başından bugünlere dek yargı gerçekte bir hukuk denetimi yapmak bir yana, devletin siyaset üzerindeki vesayetinin istekli ve iştahlı aracı olarak çalıştı. kömeçoğlu benim “hukukun niyetini okumak” gibi bir yaklaşımım olduğunu söylemiş. böylesine akıl dışı bir önerme yapacağına hukuk kelimesi yerine yargıyı koyup biraz çevresine bakmayı deneyebilirdi. çünkü bu ülkede yargı, elinde siyaset yapma gücü bulunan ve bunu kullanma geleneğine sahip bir kurum. dolayısıyla siyasî iradesi ve niyeti var.

son on yıl söz konusu yapıyı alabora etti. askerî vesayet gerilerken, emniyet ve yargıda kadro boşalmaları yaşandı. böylece iktidar alanı ‘çoğullaştı' ama iktidar olanakları ortadan kalkmadı. hatta askerin baskısından kurtulduğu ölçüde ‘yeni' yargı daha da meşru hale geldi. ama hiçbir zaman sembolik olarak gösterildiği gibi elinde terazi tutan gözü bağlı bir kadın olmadı. aksine gözleri açık, elindeki teraziyi sallayan bir yargı ile karşılaştık. 17 aralık dosyasının hükümet içindeki yolsuzlukları ve usulsüzlükleri ortaya çıkarmış olması son derece muhtemel. ama bu girişimin sadece ‘hukuk' olduğunu düşünmek için siyasetten hiç anlamamak gerekiyor. velev ki bizzat sizin gözleriniz bağlı olsun…"


etyen mahçupyan
ınvocacionydanza ınvocacionydanza
(bkz: what was your first clue sherlock)

bu ülkede hukuk mukuk hiçbir zaman olmamıştır. dün denk geldim metiner'i dinliyorum adam çıkmış evrensel ahlak yasası diye bir şey yoktur değiştirirsin olur, idam geriye işlemezmiş işletiriz falan diyor mk hahaha adamlar uçmuş olum uççççmuş daha hala yazıyorsunuz çoktan kabullenme evresine geçmemiz lazımdı.
sözlüğün en güzel kızı sözlüğün en güzel kızı
bazi uyaniklarin aklina selo tutuklaninca gelen sey. siz seçilmiş cumhurbaskanina yargilanacaksin diye tehdit savururken hukuksuzluk olmuyor, selo iceri alininca biz hikik divliti diiliz. yok yeaa?

neyse aglayin durun buralarda kimsenin sikledigi de yok. en fazla eğlence malzemesi oluyorsunuz iste.
ıasybd ıasybd
doğrudur.

eğer türkiye hukuk devleti olsa, bazıları davullu zurnalı terörist karşılayamaz, birileri sırtımızı şuna buna yasladik diye konuşamaz, terörist cenazesine taziyeye gidemez, vatana ihanet edenleri destekleyemezdi.

olaki yaptı. anında hesapları kesilirdi. üzerinden aylar geçince değil.

şahsen ben bu ülkenin kanunlara uygun faaliyet göstermesini herkesten çok istiyorum. zira o kanunlar geç uygulandığı zaman, bazı arkadaşlar, kanuna aykırı hareket etme hakları olduğu yanılsamasi yaşıyorlar. kanunlar, gecikmeli olarak uygulaninca da, ortalığı karıştırmak için konuşuyorlar.

keşke o kanunlar bazılarının talimatları ile değil de, kanun oldukları için uygulansa da, malum kitlenin her yaptığının görmezden gelinmesi sona erse. başka bir temennim yok. zira bana hasirt diye uygulanan kanun, aman isyan etmesinler diye belli bir kesime uygulanmayinca, terörün sonu gelmiyor.
the red queen the red queen
hakim ve savcıların sarayda ayağa kalkıp önünü kapatıp cumhurbaşkanını alkışladığı tören aynı zamanda hukukun cenaze töreniydi. hukuk ise 15 temmuz' da öldü.
mncdprssv mncdprssv
avrupanın en büyük adalet saraylarına sahip olan güzelim ülkemiz için atılan kuru iftiradan fazlası değildir..

gayet, cam cephe, sulu sistem hvac çözümleri ile ülkemizin hukuk devleti olmadığı fikrini empoze etmeye çalışmak düpedüz vatan hayinliğidir..

ayrıca bakınız, her üniversitede patır patır hukuk bölümü açtık.. daha çok, daha hızlı bir adalet ve hukuk erişimi adına..