vahiy

gölgeningücü gölgeningücü
vahiy kelime olarak işaret etmek, yazı yazmak, yazılmış nâme ve kitâbe, elçi göndermek, ilham etmek ve gizlice söz söylemek manalarına gelir.

ıstılahî olarak: yüce allah’ın peygamberine dinî bir hükmü bildirmesi, onun kalbine nakşetmesidir.

nakkaşın, nakşını nakşetmesidir vahiy..
deliyaylaa deliyaylaa
"ozanların, o güçlü çağlarda esin dedikleri şeyin ne olduğunu, ondokuzuncu yüzyıl sonunda kavrayabilen var mı? yoksa eğer ben anlatayım.

içinizde azıcık bir boş inanç belirdiğinde, insanüstü güçlerin varlık bulmasından, yalnızca onların elçisi olduğunuza inanmaktan kendinizi alıkoyamazsınız. insanı en derinden sarsan bir şeyin birdenbire anlatılmaz bir kesinlik ve incelikle görülür, duyulur olması anlamına gelen "vahiy" sözcüğü, bu olaya tıpatıp uyar işte.

insan aramadan duyar, kimden geldiğini sormadan alır; bir şimşek gibi çakar düşünce, zorunlulukla, en son biçimiyle -seçme diye bir şey yoktu hiç benim için- bir kendinden geçmedir bu. korkunç gerilimi kimileyin gözyaşlarıyla boşanır; yürürken elinizde olmadan bir hızlanır, bir yavaşlarsınız.

kendinizde olmazsınız hiç ama tepeden tırnağa geçirdiğiniz o ince ürpertiler sağnağını duyarsınız açıklıkla; derin bir mutluluktur, en büyük acılar ve en korkunç nesneler orada karşıt bir etki yapamaz, tersine buna gerek duyulur, istenir. o da bu ışık bolluğunda artık zorunlu bir renktir; türlü biçimlerle dolu uçsuz bucaksız uzayı kaplayan bir ritim bağlantıları duygusu –ki uzunluk, geniş dalgalı bir ritim gereksinimi neredeyse esin gücünün bir ölçüsüdür- onun baskısını, gerilimini bir anlamda gidermektir...

hiçbir şey elinizde değildir artık. yine de bir özgürlük duygusu, bir saltlık, bir güç, bir tanrısallık fırtınası içindeymiş gibi olup biter hepsi... işin tuhaf yanı imgenin, benzetinin artık size bağlı olmayışıdır. imge nedir, benzeti nedir, hiçbirini bilmezsiniz artık. zerdüşt'ün bir sözüyle söyleyelim, şeyler sanki kendilerinden gelirler, kendilerini sunarlar benzeti olarak ("herşey senin sözlerini okşamaya geliyor burada, yüzüne gülüyor,sırtına binmek istiyor senin: her benzetmenin üzerine atlayıp her doğruya koşturuyorsun. tüm varlığın sözleri, söz hazineleri sana açılıveriyor burada; tüm varlık söz olmak istiyor, senden konuşmayı öğrenmek istiyor burada.") işte esin konusunda
benim yaşadığım bu. "benimki de böyleydi" diyebilecek birisine rastlamak için, binlerce yıl gerilere gitmeli insan kuşkusuz."

(bkz: friedrich nietzsche)
ben olan ben ben olan ben
incil yuhanna / vahiy - 8

6 yedi melek ellerindeki yedi borazanı çalmaya hazırlandı.
7 birinci melek borazanını çaldı. kanla karışık dolu ve ateş oluştu, yeryüzüne yağdı. yerin üçte biri, ağaçların üçte biri ve bütün yeşil otlar yandı.
8 ikinci melek borazanını çaldı. alev alev yanan, dağ gibi büyük bir kütle denize atıldı. denizin üçte biri kana dönüştü.
9 denizdeki yaratıkların üçte biri öldü, gemilerin üçte biri yok oldu.
10 üçüncü melek borazanını çaldı. gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü.
11 bu yıldızın adı pelin’dir. suların üçte biri pelin gibi acılaştı. acılaşan sulardan içen birçok insan öldü.
12 dördüncü melek borazanını çaldı. güneşin üçte biri, ayın üçte biri, yıldızların üçte biri vuruldu. sonuç olarak ışıklarının üçte biri söndü, gündüzün ve gecenin üçte biri ışıksız kaldı.
13 sonra göğün ortasında uçan bir kartal gördüm. yüksek sesle şöyle bağırdığını işittim: “borazanlarını çalacak olan öbür üç meleğin borazan seslerinden yeryüzünde yaşayanların vay, vay, vay haline!”
e4e5 atf3 atc6 e4e5 atf3 atc6
mezopotamya kültüründe tanridan mesajlar alma durumu. bir rahip dans eder, ot içer ve tanrılardan aldiğini soyledigi mesajlari insanlara iletir. bu yüzden bolgede peygamber bolluğu vardır.