vatanı bir kiraz ağacına ve kadın memesine satarım

1 /
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
bir haymatlos karşısında anlamı olmayacak söylem. kadın memesinin ve kiraz ağacının değişim değeri tavan yapıyor. bir açıdan bakıldığında -çoğunuza ters bir açı bu biliyorum- anakaraların üzerine çizilmiş olan hayali çizgilerle birbirinden ayrılmış ve birbirine ötekileştirilmiş "vatan"ların hayatın güzellikleri karşısında değersiz olduğunu anlatmaya çalışmak olduğu da söylenebilir. ki o vatanların üzerinde, içinde, kıyısında, köşesinde "vatan sahipleri" tarafından çektirilen eziyetler ve yapılan ahlaksızlıklar düşünüldüğünde bir kiraz ağacının altında yatıyor olmak ya da bir kadının memesine dokunuyor olmak daha sevilesi gibi. vatandan yani. bir insanı sevmekle başlayacak her şey, dünyayı güzellik kurtaracak, ne de olsa.
tembel tembel
ahmet altan'ın ettiği laf tuhaf olmasına tuhaf. ondan daha tuhafı, bizim hemen bu fantastik pazarlığı gözümüzde somutlaştırıp, ölçüp tarttıktan sonra "yok hacı olmaz, vatan satılmaz bir ağaca, içi ağaç dolu zaten." tadında görüş bildirmemiz. sanki adam daha yükte hafif pahada ağır bir şeyler zikretmiş olsa kısmen anlayışla karşılayacakmışız gibi bir hava esiyor. soyut düşüncenin ve simgeleştirmenin bilmemkaçbininci senesinde şempanze seviyesinden izler su yüzüne çıkıyor. evrimi bir ucuz laf sokmaya satıveriyoruz.
1
tazmanya canavarı tazmanya canavarı
uygun bir öneri. kiraz ağacı bulmak kolay da meme zor. erkek memesi olsa ben vereyim diyeceğim ama kadın memesi işi yapan tanıdık da yok. ahmet altan'dan kelepir vatan. inek memesi olursa bir mesaj yolla, moderasyona mail falan at, anlaşırız. sapık mı ne, kiraz ağacıyla meme ne alaka lan?
soyut soyut
bir çok insana göre zaten ahmet altan vatanını satmıştır/satıyordur. adam da bu satma karşılığında alacağı bedeli söylemiştir. sizin anlayacağınız kendisine sinirli şekilde vatanı sattığını söyleyen kişilerle dalgasını geçmiştir.
duny duny
ağzında her daim vatan "millet,sakarya,üçlüsünü" düşürmeyen çoğu insannın vatanını her gün sattığı ve nevizadede kirazın kilosunun 20 ytl olduğu düşünülürse oldukça mantıklı olan cümledir. zira vatan dediğinin de pek bir numarası yoktur.
eksiksizuyum eksiksizuyum
iyi tüccar lafı. misal erkek memesine olsa vatan üç kuruşa giderdi. açtım mememe baktım, "bu memeye üç kuruş para verenin aklını zekâsını ta dipten tavana sikeyim" dedim. kadın memesi olunca iyi para edebilir. ya da kadının memesi 49 yıllığına kiralanabilir; gerçi 49 yıl sonra o meme göbeğe iner ama neyse.

peki ahmet altan niye böyle demiş? şu çok sevdiğimiz ironi mi yoksa sarkazm mı? sarkık meme ile sarkazm arasında bir ilişki olabilir mi? oysa bu kadar düşünmeye gerek yok. kiraz ağacı dediğine göre olay açık. gelin birlikte çözelim:

kiraz ağacı denince akla ne gelir? kiraz. çatal kiraz. yani koparılıp kulağa küpe yapılan kiraz (her kız çocuğu bunu bir kez denemiş olmalı; ben erkek halimle denediğime göre). peki meme denince akla ne gelir? meme ucu. böyle büyük. kalamata zeytin iriliğinde. yani ahmet altan diyor ki "kiraz takılabilecek irilikte ucu olan bir çift kadın memesinin fetişiyim, yalarım yirim" diyor. aslında bu kadar basit. işin içine "vatanı satmak" fiilini de koyuyor ve böylelikle bu konuda sınır tanımayacağını, kutsal vatanı bile tanımayacağını, hatta dünyanın anasını satacağını söylüyor. "azmak" fiili ile ilgili bir durum olabilir.

şimdi görseldeki kadının memesinin ucunda bir kiraz asılı olduğunu düşünün (yani düşündürmek isterdim ama elimde fotoşop yok). işte ahmet altan onu kastetmiş. ulan ağzının tadını da biliyormuş. işin içinde vatanı satmak olmasa neyse. takdir üstüne takdir eder, "abi yavaş ye boğazında kalmasın" derdim. ama vatana dokunmayacaktın abicim. cık.
depresif depresif
kitaptan* bir bölüm

tanrı, kumandanlar ve memeler

ben bir tanrıya iman edeceksem, kiraz ağaçlarını ve kadın memelerini yarattığı için iman ederim.
ben bir memleketi seveceksem, generalleriyle dalga geçilebildiği için severim.
kendi yarattığı kadınları örtülere ve evlere hapseden tanrılarla, savaşları çok ciddiye alan
memleketlerle pek ilgim yok benim.
"bak çocuğum, şu benim yarattığım memelere, bacaklara, kalçalara bak, şu salıntılı yürüyüşlere
bak evladım" diyen bir tanrıyla dostum.
arada bir başımı okşamalı benim tanrım, "işini elinden geldiğince iyi yap, sonra da hayatın
alabildiğine tadını çıkar" demeli, dostça uyarmalı beni, "iyi yaşa, öbür tarafta neler olacağı hiç
belli değil."
böyle bir tanrı var.
ben çalışırken başımı okşuyor.
ben gezerken, önüme sahiller dolusu bronzlaşmış memeler, biçimli bacaklar, sıcak gülümsemeler
çıkartıyor, "bak" diyor, "bak neler yaratmaya kadirim."
tapıyorum ben o tanrıya.
sonra memleketler var.
generalleriyle dalga geçen memleketler.
bir karikatür çiziyorlar, üç karelik bir karikatür.
kahkahalarla güldürüyorlar beni.
birinci karede, siperde yatmış askerler görülüyor, başlarında generalleriyle bekliyorlar.
ikinci karede komutanları, elinde kılıcıyla siperden fırlayıp, "hücum!" diye bağırıyor.
üçüncü karede, ileri fırlamış komutanlarını siperdeki yerlerinden bir milim bile kıpırdamayan
askerler, "bravo!" diye bağırarak alkışlıyorlar. dördüncü karede ben gülüyorum. kiraz
ağaçlarının ve kadın memelerinin arasında geziyor ve tanrıya tapıyorum.
generalleriyle dalga geçen memleketlerde dolaşıyor ve o memleketleri seviyorum.
bir kiraz ağacıyla bir kadın memesine, onların değerini bilmeyen her memleketi satmaya hazırım.
sat diyor zaten benim tanrım, "kadın memelerine bakmayan ve generallerini çok ciddiye alan
memleketleri sat gitsin, ilgilenme onlarla, ben sana yalnızca bir memleket değil, koca bir dünya
verdim, onu sev, ben sana senin zevklerini, kahkahanı paylaşan yeryüzünün her yanına dağılmış
kardeşler verdim, onlarla eğlen." iyi bir tanrı benim tanrım. çok geniş bir memleket benim
memleketim. kiraz ağaçları ve kadın memeleri bizim iman ettiğimiz mucizeler.
generaller bizim güldüğümüz karikatürler.


bir kitaptan cımbızla cümleler seçip polemik yaratmaya ne meraklıymışsınız arkadaş, hadi onu da geçtim, okuduğumuzu anlamıyoruz , o daha vahim.
tuygun tuygun
bakıyorum memleketime her hafta başka bir polemik dönüyor. her geçen gün yeni bir "düşman" buluyoruz kendimize kendi içimizden. ve bu iş çok profesyönel yapılıyor. uzun bir konuşmanın, uzun bir yazının bir cümlesi alınıyor, eğriliyor büğrülüyor, bambaşka bir manaya getirtiliyor sonra lönk diye önümüze çıkıveriyor.

birileri avazları çıktığı kadar bağırıyor "şu şerefsiz var ya ahan da böyle böyle demiş" hayır aslında o "şerefsiz" öyle öyle dememiş ama birileri ya ahmaklıklarından ya da ahlaksızlıklarından, o "şerefsizi" milletçe yaptığımız popülizm ve şovenizm soframızın ana yemeği olarak sunuveriyor altın tepside.

sonra ne oluyor? "duyarlılar" çıkıyor meydane, ilk tepki onlardan geliyor. bu "duyarlılar"ın mevzu bahis konuşmanın tamamını dinledikleri, yazıların tamamını okudukları henüz görülmüş şey değildir. onlar zaten okumaya üşenen insanlardır. koca paragraftaki çarpıtılmış bir şekilde "şerefsizi" kamçılamakta kullanılan tek cümleyi okurlar, o da onlara yeterdir.

en ağır tepki bunlardan gelir. ya "şerefsiz"i öldürmekle ya da vatandan kovmakla tehdit ederler. bazen "şerefsiz"in aptallıkla, toylukla vesair yetersizliklerle suçlandığı da gözlemlenmiştir.

ikinci tepki dalgası orta akımdan gelir. o kadar çok kişi "şerefsiz" hakkında konuşmuş, fikir beyan etmiştir ki fikir sahibi olmamak mümkün değildir artık. başkalarının fikirleri zaten fikir sahibi olmak için yeterlidir. ayrıca bilgi sahibi olmaya gerek yoktur. bir kaç şovenistin "şerefsiz ahan da böyle böyle demiş" cümlesi bilgi namına yeter de artar bile.

bunların tepkisi o kadar ağır olmaz. genelde tanrıya havale ederler "allah belasını versin" "allahından bulsun" gibi. bazen ilk grubun tepkilerine de ortak olunur ama şiddeti onları asla geçmez.

en sondan da korkaklar gelirler. ana akım ne diyorsa o doğrudur. herkes yanlış biliyor olamaz ya!? herkes o "şerefsiz" için şerefsiz diyorsa doğrudur herhalde.


evet hikaye aynen böyle yürüyor. onlarca örnek sunabilirim. hemen aklıma gelenler mesela, aysun kayacının meşhur çoban lafının bambaşka yerlere çekilmesi gibi, hrant dink'in türk kanı mefhumunun başına açtığı işler gibi ve işte en son altan'ın vatanı satarım lafı. dikkat edin, hiçbirisinde yazan/söyleyen kişi insanların kastetikleri şeyi söylemez. bir kere okumanız/dinlemeniz yeterlidir. ama kimse yapmaz bunu. damgalarız ve geçeriz.
kornish kornish
ben de satarım anasını satayım, niye satmayayım? eğer bir memleketin okumuş kısmı, aydın gençliği; milliyet gazetesi tadındaki başlıklardan gaz alıp, sorgulama yetisini kullanmadan, ağzından tükürükler saçarak bir edebiyatçıyı yargılayıp suçlu buluyorsa; "annesinin onu sıçmasından", adamın "godoş"luğundan bahsediyorsa sat gitsin amına koyayım, zaten çivisi çıkmış oranın.

sürekli güdülmek istenen, kalıplarının dışına çıkamamış, varlığını bile anlamamış koyun sürüsüne; en sevdikleri, taptıkları, insanlığından çıkarıp putlaştırdıkları liderden geliyor :
"sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir" mustafa kemal atatürk...

devam edin, edebiyatı, edebiyatçıyı karalayın, söz sanatını anlamayın, nü resmi ortun. sanatçıyı hedef gösterin, polemik yapın. sen böyle yaptıkça benim daha ucuza satasım geliyor senin vatanını!
harbegidensarısaçlıçocuk harbegidensarısaçlıçocuk
vatandaki nice kiraz ağaçlarını, nice kadın memelerini hiçe satan bir yaklaşım olmakla birlikte; yapılabilecek en mantıklı şey, vatanı kiraz ağaçları ve kadın memeleriyle bir bütün olarak sevmektir.
fallout fallout
bana birkaç hafta önce bir cami tuvaletinde visam lord marka sifonun üzerinde gördüğüm ve o günden sonra hayat akışımı,felsefemi değiştiren "karı götüne hiçbirşeyi değişmem" sözünü anımsatan laf. fakat klozete o lafı yazan adam benim gözümde ahmet altandan daha sanatkardır.
1 /